İnsan olmak, başkalarının duygularını anlayabilmek ve onların yaşadıklarına kayıtsız kalmamaktır. Empati, ilişkilerimizi güçlendiren, toplumu bir arada tutan en önemli değerlerden biridir. Ancak son yıllarda yaşanan felaketler, savaşlar, şiddet olayları ve olumsuz haberler arasında birçoğumuz farkında olmadan başka bir duyguyla tanıştık: Empati yorgunluğu.
Neredeyse her gün yeni bir acıya uyanıyoruz. Bir şehirde yaşanan doğal afet, başka bir yerde yaşanan şiddet olayı ya da hiç tanımadığımız insanların hayatlarını altüst eden haberler... Üstelik bunlara yalnızca bir kez değil, sosyal medya sayesinde gün boyunca defalarca maruz kalıyoruz. Her görüntü, her haber ve her paylaşım zihnimizde yeni bir yük bırakıyor.
Bir süre sonra kendimizi garip bir ikilemin içinde bulabiliyoruz. Bir yandan yaşananlara üzülüyoruz, diğer yandan artık eskisi kadar hissedemediğimiz için suçluluk duyuyoruz. Oysa bu durum, çoğu zaman vicdansızlık değil; zihnin kendini koruma çabasıdır. İnsan zihni, sürekli yoğun duygusal yük taşımaya uygun değildir.
Empati yorgunluğu yaşayan kişilerde zamanla duygusal tükenmişlik, umutsuzluk, çaresizlik ve hatta duyarsızlaşma görülebilir. Haber izlemek istememek, sosyal medyadan uzaklaşma ihtiyacı hissetmek ya da "artık hiçbir şey hissetmiyorum" demek, bazen ruhun kendini koruma mekanizmasıdır. Çünkü sürekli başkalarının acısına tanıklık etmek, fark edilmeden insanın kendi psikolojik kaynaklarını tüketebilir.
Empati kurmak, başkasının yükünü tamamen sırtlanmak değildir. Birinin acısını anlamak ile o acının içinde kaybolmak arasında önemli bir fark vardır. Sürekli başkalarının duygularını taşımaya çalışan kişi, zamanla kendi ihtiyaçlarını, kendi duygularını ve kendi sınırlarını ihmal etmeye başlayabilir.
Bu yüzden zaman zaman kendimize de alan açmamız gerekir. Haber akışına ara vermek, sosyal medyadan uzaklaşmak, doğada vakit geçirmek ya da sevdiğimiz insanlarla bir araya gelmek, yaşananlara kayıtsız kaldığımız anlamına gelmez. Tam tersine, ruhumuzu koruyarak empati kurmaya devam edebilmenin yollarından biridir.
Unutmamak gerekir ki tükenmiş bir insanın başkasına destek olması da zordur. Kendimizi ihmal ederek kurduğumuz empati, zamanla hem bize hem de ilişkilerimize zarar verebilir.
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Başkalarının acısını hissederken, kendi ruhumu da gözetebiliyor muyum?
Çünkü empati, insan olmanın en güzel yönlerinden biridir. Ancak sağlıklı empati; başkasını anlamaya çalışırken kendini de unutmamaktır. Kendi ruhunu koruyabilen insan, başkalarına da daha güçlü ve daha sağlıklı bir şekilde destek olabilir.
