Zehra Eşer
Köşe Yazarı
Zehra Eşer
 

Kaygıyı Yok Etmek mi, Yönetmeyi Öğrenmek mi?

Sınav zamanı yaklaştıkça birçok öğrencinin içinde aynı duygu büyümeye başlar: kaygı. Kalp daha hızlı atar, düşünceler durmadan geleceğe gider gelir, “Ya yapamazsam?” sorusu zihni meşgul eder. Çoğu öğrenci bu duygudan tamamen kurtulmak ister. Oysa belki de asıl ihtiyaç, kaygıyı yok etmek değil; onu anlamayı ve yönetmeyi öğrenmektir. Kaygı aslında insanın tehlike ya da belirsizlik karşısında verdiği doğal bir tepkidir. Yani tamamen kötü ya da zararlı bir duygu değildir. Hatta belirli düzeyde kaygı, kişiyi harekete geçirir, dikkatini toplamasına yardımcı olur ve sorumluluklarını hatırlatır. Sorun, kaygının varlığı değil; kişinin kaygıyla kurduğu ilişkidir. Birçok öğrenci sınavı sadece bir sınav olarak değil, kendi değerinin bir göstergesi gibi görmeye başlıyor. Başarı, zamanla “yeterli olmak” ile eş tutuluyor. Böyle olunca kaygı yalnızca birkaç soruya değil, kişinin kendine yönelik korkularına dönüşüyor. “Ya başarısız olursam?” sorusunun altında çoğu zaman “Ya yeterli değilsem?” düşüncesi yatıyor. Bu süreçte öğrencilerin kendilerine karşı daha anlayışlı olması gerekiyor. Sürekli eksiklerine odaklanmak, başkalarıyla kıyas yapmak ve kendini baskı altında hissetmek zihinsel yükü artırır. Oysa sınav süreci sadece bilgi değil, aynı zamanda duygu yönetimi sürecidir. Kaygıyı bastırmaya çalışmak yerine onu fark etmek ve yönlendirebilmek çok daha sağlıklıdır. Elbette sınava az bir zaman kalmışken planlı çalışmak önemlidir. Ancak verimli çalışma; saatlerce masada oturmak değil, zihni ve bedeni dengede tutabilmektir. Uykusuz kalmak, sürekli ders çalışmak ya da kendine hiç mola vermemek başarıyı artırmaz; aksine zihinsel yorgunluğu büyütür. Dinlenmek, nefes almak ve kısa molalar vermek de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Velilere düşen görev ise kaygıyı artıran değil, güven veren bir yaklaşım sergilemektir. Sürekli sonuç konuşmak yerine çocuğun duygularını anlamaya çalışmak, baskı yerine destek hissettirmek öğrencinin psikolojik dayanıklılığını güçlendirir. Çünkü bazen bir öğrencinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, “Sana inanıyorum” cümlesidir. Belki de bu süreçte kendimize şu soruyu hatırlatmalıyız: Sınav gerçekten hayatın tamamı mı, yoksa hayat yolculuğunun sadece bir durağı mı? Çünkü bir sınav sonucu insanın değerini belirlemez. Asıl önemli olan, bu süreçte kişinin kendini kaybetmeden yoluna devam edebilmesidir.
Ekleme Tarihi: 25 Mayıs 2026 -Pazartesi
Zehra Eşer

Kaygıyı Yok Etmek mi, Yönetmeyi Öğrenmek mi?

Sınav zamanı yaklaştıkça birçok öğrencinin içinde aynı duygu büyümeye başlar: kaygı. Kalp daha hızlı atar, düşünceler durmadan geleceğe gider gelir, “Ya yapamazsam?” sorusu zihni meşgul eder. Çoğu öğrenci bu duygudan tamamen kurtulmak ister. Oysa belki de asıl ihtiyaç, kaygıyı yok etmek değil; onu anlamayı ve yönetmeyi öğrenmektir.

Kaygı aslında insanın tehlike ya da belirsizlik karşısında verdiği doğal bir tepkidir. Yani tamamen kötü ya da zararlı bir duygu değildir. Hatta belirli düzeyde kaygı, kişiyi harekete geçirir, dikkatini toplamasına yardımcı olur ve sorumluluklarını hatırlatır. Sorun, kaygının varlığı değil; kişinin kaygıyla kurduğu ilişkidir.

Birçok öğrenci sınavı sadece bir sınav olarak değil, kendi değerinin bir göstergesi gibi görmeye başlıyor. Başarı, zamanla “yeterli olmak” ile eş tutuluyor. Böyle olunca kaygı yalnızca birkaç soruya değil, kişinin kendine yönelik korkularına dönüşüyor. “Ya başarısız olursam?” sorusunun altında çoğu zaman “Ya yeterli değilsem?” düşüncesi yatıyor.

Bu süreçte öğrencilerin kendilerine karşı daha anlayışlı olması gerekiyor. Sürekli eksiklerine odaklanmak, başkalarıyla kıyas yapmak ve kendini baskı altında hissetmek zihinsel yükü artırır. Oysa sınav süreci sadece bilgi değil, aynı zamanda duygu yönetimi sürecidir. Kaygıyı bastırmaya çalışmak yerine onu fark etmek ve yönlendirebilmek çok daha sağlıklıdır.

Elbette sınava az bir zaman kalmışken planlı çalışmak önemlidir. Ancak verimli çalışma; saatlerce masada oturmak değil, zihni ve bedeni dengede tutabilmektir. Uykusuz kalmak, sürekli ders çalışmak ya da kendine hiç mola vermemek başarıyı artırmaz; aksine zihinsel yorgunluğu büyütür. Dinlenmek, nefes almak ve kısa molalar vermek de bu sürecin önemli bir parçasıdır.

Velilere düşen görev ise kaygıyı artıran değil, güven veren bir yaklaşım sergilemektir. Sürekli sonuç konuşmak yerine çocuğun duygularını anlamaya çalışmak, baskı yerine destek hissettirmek öğrencinin psikolojik dayanıklılığını güçlendirir. Çünkü bazen bir öğrencinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, “Sana inanıyorum” cümlesidir.

Belki de bu süreçte kendimize şu soruyu hatırlatmalıyız: Sınav gerçekten hayatın tamamı mı, yoksa hayat yolculuğunun sadece bir durağı mı?

Çünkü bir sınav sonucu insanın değerini belirlemez.
Asıl önemli olan, bu süreçte kişinin kendini kaybetmeden yoluna devam edebilmesidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.