Toplumsal yaşamın tüm kurallarının alt üst olduğu bir dönemde belki de çözümü çok farklı odak noktalarında aradığımız için sonuca varamıyoruz! Birçok sektör, kurum ve yapı içerisinde farklı olarak öne çıkanları veyahut diğerlerinden daha başarılı olanları en yakınlarımız olsa bile “ötekiler ne der” sorusuna yenik düştüğümüz için yalnızlığa terk ediyoruz. İşte bu yalnızlaştırma politikası, bireyden aileye ve aileden çocuğa oradan da topluma sirayet eden dev bir bunalım ve kırılma süreci yaşatıyor. Bu davranışları belki bilinçli belki de bilinçsiz yapıyoruz ancak tek bir hata ile toplumda dev bir gedik açıyoruz…
İnsanların duygularını toplumun uzun zamandır yok saydığının farkında mıyız? O kadar çok bireyselleşen bir toplum haline dönüştük ki; bireysel atakların veya saldırıların yarattığı toplumsal yıkımları ancak yaşadığımızda, “o an” fark edebiliyoruz. Ve sonrasında bir şekilde ama medya ile ama siyasi veya bürokratik gündem değişimleri ile “o anlık” fark ettiğimiz sorunu çözmek yerine üstünü örterek öteliyoruz. Ve tüm bu bireysel kırılmaların yarattığı kırgın kişiliklerde oluşan öfkeyi, ötekilerin baskısını ve değersizlik algısını son noktayı yaşamadan fark etmiyoruz… Ve sonuç; ölen onlarca insan ve adına sadece “suç” dediğimiz “sosyo-psikolojik çıkmaz…”
Çocukların bile okullarında ki öğretmen ve öğrencilere saldırdığı bir toplumda, gerçekten “tek suçlu dijitalleşme mi?” Yoksa bireyi öteleyen, ötekiler için bireyi sıradanlaştıranların hiç suçu yok mu? Ve bir diğer başlık ise son dönemde gündeme oturtulan “akran zorbalığı” saçmalığı diyebiliriz. Oysa bu akran zorbalığını bugün 30 yaşında olan herkes 3-4 yaşından beri yaşamıyor mu? Ve bugün genellikle Avrupa Birliği’nin İngiltere, Almanya, Fransa gibi çoklu kitlelerinde gördüğümüz toplumsal olaylarda olduğu gibi ya da Amerika Birleşik Devletleri veya Rusya ile Çin’de olduğu gibi dev kitleleri etkileyen olaylar olarak bizde yaşanmaya başlayınca mı fark ettik?
İnsanları o kadar çok ötekileştirdik ki; bireyin küsme veya kırılma veyahut karşı tarafa olan güven kırılması ile içten içe ve açıkça alay eder hale geldik. Ve sonuç; problemli çocuklar, problemli gençler, problemli yetişkinler ve aileler derken “problemli bir toplum” olarak içerisinde yaşadığımız hayatı bize hediye etti. Bugün birilerinin siyasalaştırmak adına iktidarı suçladığı ve belki de iktidarın da kendisini bir çıkmazın içerisinde bulduğu “aile” kavramı, kabul etmeliyiz ki; “bireyin yok olması” ile birlikte kaybettiğimiz en değerli hazinemiz.
Aile bireyleri ile fotoğraf veremeyen “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı” başta olmak üzere Bakanlar, Milletvekilleri, Belediye Başkanları, Bürokratlar ve daha nicelerinin yarattığı sorun, “kaybettiğimiz aile ve akrabalık bağları” olarak içinde yaşadığımız toplumun gerçeği oldu. Sürekli olarak “onlar ne der” sorularına maruz kalarak yalnızlaştırılan bireylerin toplumdan uzaklaşmalarının neticesi olarak ortaya çıkan “yalnız çocuk” gerçeği aslında aile bireylerinin hayat içerisinde yaşadıkları baskıları görerek veyahut onların telkinleri ile bilerek veyahut bilmeyerek içlerinde büyüttükleri bir “toplumsal öfke” değildir de nedir?
Yetişkinlerin kendi iç kavgaları ve ego savaşları içerisinde yok ettikleri “sen, ben, biz” kavramının ana suçlusu olan “ötekiler” konusunda yapılacak pek fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ancak öngörmekteyim ki; toplumsal kırılmaların, bireyden topluma doğru hızla arttığı ve ekonomik dar boğazlar ile birlikte başlayan bireysel hayat sonlandırmaların yerini, dün çocukların ve belki de çok uzak olmayan bir zaman diliminde farklı girişimlerde bulunan yetişkin bireylerin yaptıklarını yaşayarak göreceğiz. İnşallah haksız çıkarım…
Daha ne kadar, okulları; bekçi ve korucular ile koruyabiliriz? Veyahut bu olaylar çocukların ötesine sıçrar ve bireyler, işyerlerindekilere, amirlerine veya topluma dönük saldırılar gerçekleştirirse nasıl korunacağız? Kimi, kimden koruyacağız? Ve daha kötüsü Başbakan Bülent Ecevit döneminde Çankaya Köşkü’nde yazar kasa atan esnafın süreçlerini günümüzde daha afakî olaylar ile üst üste yaşarsak kim ne yapabilir?
Unutmamalıyız ki; “ötekiler ve sen” arasına sıkışmış bireylerin gerçekleştirecekleri fevri eylemler, olaylar ve sonuçları hiçbir güvenlik ve istihbarat servisi önleyemez. Bunun ana nedeni, öngörülemeyen ve bugüne kadar hiçbir örneklemi olmamış ve birden fazla artçısı olan ve her biri birbirinden bağımsız eylemler olmasıdır.
Biz; bugünkü yazımızda bireyden topluma, toplumsal sürecin ve aileler ile iş hayatının güncel soru ve konu başlıklarından birinin kapısını araladık. Bundan sonrası psikologların, sosyologların, sağlık ve güvenlik birimleri ile ülkeyi yönetenlerin çözmesi veya incelemesi gereken süreçler diyerek, ilkbaharın son bahar olmaması umuduyla hayırlı cumalar diliyorum…
