Kabul etmeliyim ki; bende sıkılıyorum sürekli atraksiyon içeren ulusal veyahut küresel yazılar yazmaktan. Kolay mı sanıyorsunuz? Her gün ülke gündemini şehrin gündeminden daha fazla ve daha detaylı takip etmeyi? Elbette kolay değil ama sıkılıyorum Bursa’dan! Bursa, sıkıyor beni! 40 küsur senedir kökü imparatorluk, adı büyük kendi köy olan bir şehirde yaşamak hiçte kolay değil. Hatta şöyle düşünün; ne AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geliyor Bursa’ya, ne de ana muhalefet adına CHP Genel Başkanı Özgür Özel! Kaçmak, gitmek istiyorum çoğu zaman bu şehirden. Şöyle, çok uzaklara…
Ankara’ya gidiyorum çok bunaldığımda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gidiyorum. Binlerce dönüm arazi içerisinde binlerce personelin onbinlerce misafirin ziyaret ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde nefes alıyorum diyebilirim. Bursa, 20 Milletvekili olan ama halen daha hızlı treni olmayan büyük bir köy gibi geliyor bana! Bursa, 1 Vakıf 2 Devlet Üniversitesi olmasına rağmen ne Rektörlerini ne Dekanlarını kimsenin tanımadığı büyük bir eğitim şehri. Onbinlerce öğrencisi olan Bursa Uludağ Üniversitesi ve yine onbinlerce hastası olan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi geliyor aklıma! Susuyorum, kusuyorum, bunalıyorum. Sözüm ona büyük olan bu şehre yetmiyor veyahut yakışmıyor yetersiz üniversiteler…
Sonra aklıma bazı sosyal medyalardan gelen çağrılar geliyor! Yabancı uyruklu öğrencilerin yaşadıkları hak mağduriyetleri ve 20 Milletvekili olan Bursa’da konunun hiçbir zaman Ankara’nın gündemine gelmiyor oluşu delirtiyor beni. Mazot ve benzin fiyatlarına alıştık artık. Vergi mi? Ona da alıştık diyebiliriz. Mehmet Ağa’nın canı sağ olsun diyor çekiyoruz ceremesini. Araba almanın hayal olduğu Bursa’da, TOGG almayı hayal bile edemiyoruz! Hele ki, çeyrek altını unuttuk…
Bursaspor Başkanı Enes Çelik ve AK Parti Bursa Milletvekili Refik Özen eşliğinde AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala’yı ziyaret eden AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan’ın paylaşımı ile renkleniyoruz. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in CHP’den istifa edip etmediği hususunu tartıştığımız sosyal medya koridorlarından sıyrılarak. Siyaset çok tuhaf bir noktaya gidiyor. Düşünsenize; herkesin rengi AK olursa eğer diğer renklerin ne önemi kalır? Veyahut herkes AK olduğunda AK’ın bir değeri kalır mı? Çok renkli olmak, çok farklı düşünceleri paylaşabilmek, farklı rüyalar kurmak, farklı hayatlar yaşamak neden zor geliyor? Neden, birbirimizi olduğumuz gibi kabullenemiyoruz?
Şöyle bir düşünüyorum; 30 yıl öncesine gidiyorum anılar içerisinde. Bugün BTSO ek hizmet binası olan Altıparmak’taki o binanın SSK binası olduğu günlere ve sağlık karnesi vize kuyruklarına takılıyorum. Bademcik ameliyatı olmak için bir sandalyede oturduğumuz o imkânsız ama mutlu günlere gidiyor aklım. İmkânsızlıkların olmadığı ama umudun ekmek gibi su gibi değerli olduğu o güzel günlere…
Bursaspor’un şampiyon olmadığı ama herkesin sokak aralarından her hafta sonu maç izlemek için akın ettiği Atatürk Stadyumu geliyor aklıma. Ve tükürük köftesi yanında Sütaş ayran…
Tadı damağında esnaf lokantalarını özlerken, susadığımızda kana, kana içtiğimiz Bursa çeşmeleri geliyor gözlerimin önüne. Kimin nerede olduğunun, kimin kimler ile birlikte olduğunun belli olduğu o samimi ve net günler geliyor aklıma.
Keşke diyorum bazen keşke! Evimizde yine kömür sobası yaksaydık, is koksaydık, kömür kiri olsaydık ama kirlenmemiş olsaydı hayatlarımız ve hayallerimiz. Ama dün geri gelmiyor ve yarınlar daha iyi değil! Ve kim nerede, kim kimler ile hiç belli değil…
