Ulus devletlerin en önemli sorunlarının başında, “küreselleşme” gelir. Global ekonomi ile boy ölçüştürmeye, ona ulaşmaya çalışılırken kaybedilen fırsatları maalesef çoğu ulus devlet görmez. Tarım ve hayvancılıktan uzaklaşırken, sanayileşmenin ve sanayi atıklarının gölgesinde kalan şehirler aynı zamanda dengesiz göç ve kentsel çöküş ile yüzleşirler. Kentsel yenilenmenin yapılamadığı, planlı büyümenin hızla eridiği sanayi şehirlerinde en doğal sorunların başında ulaşım yani yoğun trafik, hava kirliliği, altyapı yetersizliği, sağlık başta olmak üzere kamu yatırımlarına ulaşamama yer alır. Bugün benzer bir durum; tarım ve hayvancılık şehri olma özelliğini öteleyerek hızla dev bir sanayi şehri olan Bursa’da yaşamaktayız. Bursa, imparatorluk özdeğerleri ile bir anda hem teknolojiyi hem de sanayiyi bağrına basarak çok hızlı büyümüştür. Bölgesel faktörlerinde ötesinde bir dönem Avrupa şehri olarak anılan Bursa, günümüzde dev bir Dünya kenti olmayı başarmış onlarca sorunu bünyesinde fırsatlar ile bütünleştirmiş büyük bir ülkedir…
Evet, Bursa’dan bahsederken artık bir şehir veyahut metropol kelimesi yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle Bursa’yı yöneten Vali, Vali Yardımcıları ve Kaymakamlar ile Belediye Başkanları bir devlet, bir ülke yönettiklerinin farkında olmak zorundadırlar. Ve onları buraya taşıyanlarda aynı ortak bilince sahip olmalıdırlar ki, üst kimlik ile alt kimlik statü bakımından birbiri ile kavga etmesin.
Tarihi, kültürel değerleri, inanç rotasyonları, ekonomik fırsatları ve bürokrasisi ile Bursa, büyük bir ülkedir. Bursa’nın nüfusunun ötesinde ekonomisini, Avrupa ve diğer kıta ülkeleri ile kıyasladığımızda bunu daha iyi anlayacaksınız. Bursa, havalimanı olmayan ve aynı zamanda askeri ve polis gücü anlamında yetersiz bir ülkedir. Bursa; Kraliçeler, Cumhurbaşkanları, Devlet Adamları ağırlayan büyük bir ülke olmasının yanı sıra bitirilemeyen dev projeleri, İmparatorluk olarak tasvir edeceğimiz Türkiye ile bağı olmayan hızlı veyahut raylı hatları halen daha olmayan bir köydür aynı zamanda…
Bursa öylesine büyük bir ülke ve öylesine küçük bir köydür ki; şehri yönettiğin ifade eden üst kimlik yani Ankara için Vali, muhtar gibi görünürken şehirde halen daha Ankara’da kendisini temsil edecek bir Bakan bulunmamaktadır. Oysa Bursa’da Vali, adeta bir devlet yönetirken maalesef alt segmentlerde olanların handikapları yüzünden hızla halktan koparken aynı zamanda siyasetin sürekli hedefine gelmektedir. Bursa’nın bu çıkmazı çok uzun dönemlerdir var olan kamusal bir hastalıktan öte bir şey değildir. Öte yandan şehrin siyasi ve yasal hakimleri olan Milletvekillerinin eğitim dağılımlarına baktığımızda görmekteyiz ki; hukukçu Milletvekili ağırlıklı olan Bursa’da, adalet kurumları olası bir depremde yerle yeksan olacak kadar büyük iç güvenlik sorunları olarak karşımızda sahipsizce durmaktadırlar. İşte bizim içinde yaşadığımız köklü devletin veya Ankara’nın gözünde ki küçük köyün acınacak durumu bu kadar net ifade edilebilir…
Peki, tüm bu bitmek bilmez kötü enerjinin sahibi kimdir? Elbette sadece siyaseti sorumlu tutmak, sadece siyasileri sorumlu tutmak anlamsızdır. Sonuç itibariyle siyasetçilere, siyasi partilere ve siyasete güvenerek onları iktidara taşıyan halk yani millet ve toplumda eş değer düzeyde sorumludur. Ve Bursa, hak edildiği gibi değil maalesef Bursalıların hak ettiği gibi yönetilmektedir…
Bursa’da 5 bine yakın sivil toplum kuruluşu olmasına rağmen sürekli aynı sivil toplum kuruluşları ve liderleri öne çıkar. Bursa’da kaç tane üniversite mezunu sivil toplum lideri ve yönetim kurulu vardır? Bursa’yı yönetenlere baktığımızda kaç tanesi sivil toplum kuruluşlarından fikir almakta veyahut sivil toplum kuruluşlarının kaç tanesi fikir üretebilecek yeterliliktedir?
Ekonomik girdap içerisinde bulunan Türkiye’yi kent ekonomileri ile kurtarmak fikrini uzun yıllardır kaleme almama rağmen maalesef yazıların içeriğine değil, yayınlandıkları yerin okunma oranlarına göre değerlendirenler yüzünden Türkiye, her daim kaybedilenler ülkesi olmuştur. Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu, Merhum Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, Merhum Uğur Mumcu, Merhum Muhsin Yazıcıoğlu yaşarken kıymetini bilmediğimiz binlerce vatan evladından sadece bazılarıdır…
Bursa öznesinden yürürken kent ekonomilerini doğru okumamız gerçekliğini bir kere daha hatırlatmakta fayda görüyorum. Maden fırsatları ile birlikte kentsel yenilenme fırsatlarına göz atarken, enerji verimliliğini planlarken sanayi bölgelerinin dönüşümünü erteleyemezsiniz. Nereye kadar paranın yenmediğini anlamak için vakit kaybedeceksiniz. Tarımsal fırsatları, toprağın gücünü, hayvancılık kültürünü yeniden yeşertmemiz gerektiğini ne zaman hatırlayacaksınız? Hayalet köyleri yeniden hayata döndürmeden ve 30 bin nüfuslu mahalleleri küçültmeden, yerel yönetimleri ile birlikte yerel yöneticilerin ve kent ile hemhal olmayan belediye meclis üyelerinin insafına bırakmadan önce çok iyi düşünmek zorundayız.
Bugün bitiyor, yarın gelmek üzere ama dün bitti. Dünü kaçıranlar olarak bugünü yakalama şansımızın zor yarının ise imkânsız olduğunun elbette farkındayım. Sadece şunu ifade etmek istiyorum; hep birlikte batıyoruz. Ne birimiz eksik ne birimiz fazla!
