"Yarınki Türkiye" yalnızca bir kitap adı değildir. Aynı zamanda bir idealin, bir medeniyet tasavvurunun ve insan yetiştirme davasının adıdır. Nurettin Topçu, yarını konuşurken gelecek üzerine tahminlerde bulunmaz; geleceği inşa edecek insanın ahlakını, iradesini ve ruhunu anlatır. Bu yüzden onun metinleri aradan geçen on yıllara rağmen eskimez. Çünkü Topçu'nun meselesi siyaset değil, insan; iktidar değil, irade; başarı değil, fazilettir.
10 Temmuz, yalnızca büyük bir mütefekkirin vefat tarihi değildir. Aynı zamanda onun fikirleriyle yeniden yüzleşmek için önemli bir fırsattır. Bugün Türkiye'nin yaşadığı birçok tartışmaya bakıldığında, Topçu'nun "Yarınki Türkiye"de dile getirdiği meselelerin hâlâ güncelliğini koruduğu görülür. Çünkü o, kurumların krizinden önce insanın krizini fark etmişti. Ona göre sağlam bir cemiyetin temeli, sağlam karakter sahibi insanlarla mümkündü.
Bugün elimizde teknoloji var, hız var, bilgiye erişim var; fakat bütün bunların yanında dikkat çeken başka bir eksiklik de var: fedakârlık ruhunun zayıflaması. Nurettin Topçu tam da bu noktada "yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek" gençlerden söz eder. Bu cümle, modern çağın birey merkezli hayat anlayışına yöneltilmiş güçlü bir itirazdır. Çünkü çağımız insanı daha çok tüketmeyi, daha çok görünmeyi ve daha çok kazanmaya odaklanırken; Topçu, daha çok hizmet etmeyi, daha çok sorumluluk almayı ve daha çok insan yetiştirmeyi teklif eder.
Onun meşhur ifadesiyle, yarının kurucuları "ruh cephesinin maden işçileri" olacaktır. Bu benzetme son derece anlamlıdır. Maden işçisi, toprağın altında görünmeden çalışır. Alın teriyle değer üretir; fakat yaptığı iş çoğu zaman görünmez. Topçu'nun idealindeki öğretmen, mütefekkir, gönüllü ve dava insanı da böyledir. Alkış beklemez, gösteriş peşinde koşmaz. Yetiştirdiği insanlarda yaşamaya devam eder.
Belki de bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey tam da budur. Çünkü çağımız, görünürlüğü değerin önüne geçirdi. Sosyal medya çağında görünmek, faydalı olmaktan daha önemli hâle geldi. Takipçi sayıları, alkışlar ve beğeniler insanın değer ölçüsüne dönüştü. Oysa Topçu, hizmetin karşılığını insanlardan değil, hakikatten bekleyen bir ahlak anlayışını savunuyordu. Bu nedenle onun düşüncesi yalnızca geçmişe ait nostaljik bir çağrı değil, bugünün hastalıklarına sunulmuş güçlü bir reçetedir.
"Yarınki Türkiye"nin belki de en dikkat çekici yönlerinden biri, geleceği yalnızca ekonomik kalkınma veya teknik gelişmeyle açıklamamasıdır. Topçu'ya göre bir milleti ayakta tutan şey, önce ahlakıdır. Fabrikalar kurulabilir, yollar yapılabilir, şehirler büyüyebilir; fakat bunların hepsini ayakta tutacak vicdan kaybolursa medeniyet de çökmeye başlar. Bu yüzden onun eğitim anlayışı bilgi aktarmaktan çok şahsiyet inşa etmeye dayanır. İnsan yetiştirmek, onun nazarında en büyük devlet hizmetidir.
Bugün gençlik üzerine çok konuşuyoruz. Yeni projeler geliştiriyor, yeni merkezler açıyor, yeni programlar hazırlıyoruz. Bunların hepsi kıymetlidir. Fakat Topçu'nun sorusu hâlâ önümüzde duruyor: Bütün bunların sonunda nasıl bir insan yetiştiriyoruz? Bilgili ama iradesiz mi? Başarılı ama merhametsiz mi? Güçlü ama adalet duygusunu kaybetmiş mi? Yoksa bilgiyi ahlakla, iradeyi sorumlulukla ve özgürlüğü vicdanla buluşturabilmiş bir insan mı?
Nurettin Topçu'nun büyüklüğü, cevaplardan önce doğru soruları sormasında gizlidir. O, Anadolu'yu yalnızca bir coğrafya olarak değil, bir ahlak ve ruh coğrafyası olarak okudu. Bu yüzden onun eserlerinde sık sık Yunus Emre'ye, Mehmet Âkif'e, Selçuklu'ya ve Osmanlı'ya rastlarız. Geçmişi kutsamak için değil; geleceğin mayasını geçmişin irfanıyla yoğurmak için...
Bugün Topçu'nun vefatının üzerinden uzun yıllar geçti. Fakat fikir adamları, öldükleri gün değil, okunmadıkları gün unutulurlar. Eğer "Yarınki Türkiye"yi hâlâ konuşabiliyorsak, bu onun fikirlerinin yaşamaya devam ettiğini gösterir. Her nesil bu kitabı yeniden okumalı; yalnızca tarihî bir metin olarak değil, kendisine yöneltilmiş bir vicdan çağrısı olarak...
Belki de Türkiye'nin yarını yeni sloganlarla değil, yeniden inşa edilmiş bir ahlakla kurulacaktır. Gösterişin yerine sadakatin, menfaatin yerine hizmetin, kariyerin yerine mesuliyetin, bireysel başarının yerine ortak iyiliğin konuşulduğu bir iklim oluşmadan gerçek anlamda bir gelecek kurulamaz.
10 Temmuz'da Nurettin Topçu'yu anmanın en güzel yolu, onun mezarı başında birkaç cümle söylemekten önce, açıp yeniden "Yarınki Türkiye"yi okumaktır. Çünkü Topçu'nun bize bıraktığı en büyük miras, cevaplar değil; vicdanımızı diri tutacak sorulardır.
Ve belki de yarının Türkiye'si, tam da onun işaret ettiği gibi; yaşamayı değil yaşatmayı gaye edinen, sessizce çalışan, insan yetiştirmeyi en büyük hizmet bilen ruh cephesinin maden işçileri tarafından kurulacaktır. Bu çağrı, dün olduğu kadar bugün de, yarın da hepimize yöneltilmiş bir davettir.
