Mübarek Ramazan ayının o mahzun ve bir o kadar da ihya edici iklimini geride bırakarak, kalplerimizdeki o kadim duyguyla baş başayız. Bu yıl bayramı karşılarken dudaklarımızda bir tebessümden ziyade, gönlümüzde ağır bir yükün izlerini taşıdık. Çünkü biliyorduk ki bayram, sadece bir takvim yaprağının değişmesi değil, bir idrakin tazelenmesiydi.
Bursa’da ve Yıldırım’da bayram, aslında tüm İslam coğrafyasıyla aynı anda, aynı gönül hizasında durmaktır. Biz bugün halen daha bu topraklarda bayramı idrak ederken, sadece yaşayanlarla değil; Buhara’dan gelip gönlümüzü mayalayan Emir Sultan Hazretleri’nin manevi huzurunda, Kudüs’ün kokusunu Bursa’mıza taşıyan Abdüllatif Kudsî Hazretleri’nin rehberliğinde saf tutuyoruz. Biri Türkistan’ın ruhunu, diğeri Kudüs’ün sızısını bu topraklara nakşetmiş olan bu büyük zatlar, bize bayramın ancak "bir" olunca bayram olacağını hatırlatıyor. Tıpkı; Şahadet gibi…
Sessiz Bir Bayram, Derin Bir Niyaz
Biz Ramazan boyunca her teravihte saf tuttuğumuzda o safta sadece yanımızda gördüğümüz insanlar değil, Buhara’dan Kudüs’e kadar uzanan o görünmez bağın yolcularıyla beraberiz. Bundan dolayı içimizde burukluklar, üzüntüler adeta yerleşmiş halde dururken; bir yandan da bayramın gelişiyle beraber dünyada yeniden İslam’ın sözünün tek ses olacağı günlerin hayali ve niyazı ile tutunmaya çalıştık.
Duanın, sabrın ve omuz omuza durmanın her zamankinden daha kıymetli olduğu bir eşikteyiz. Saf tuttuğumuz her seccadenin, dökülen her yaşın bizi Gazze’den Türkistan’a kadar uzanan o büyük ve kederli ailemize daha çok yaklaştırdığını hissettik.
Belki sesimiz gür çıkmıyor, belki neşemiz mahzun ama inancımız diri, bekleyişimiz ise kararlıdır.
Bu bayramı, asıl büyük bayramların müjdecisi olması temennisiyle karşıladık. Atalarımızın gaza öncesi hissettikleri o derin heyecanlar misali…
Gözü yaşlı annelerin, mahzun çocukların ve mazlum coğrafyaların huzura erdiği, adaletin yeryüzüne yeniden nakşedildiği günlere uyanmak duasıyla; tüm İslam Âleminin geçmiş Ramazan Bayramı’nı en kalbi duygularımla bir kere tebrik ederken, Ramazan’dan Şahadete Bursa nidası ile sizleri Mart ayının en unutulmaz tarihlerinden biri olan 18 Mart tarihine doğru geriye götürerek Şehitlerimizi ve Şahadeti bir kere daha yad etmek niyetindeyim…
18 Mart ve Şahadetin Anlamı
Takvimler her yıl 18 Mart’ı gösterirken, sadece bir zaferin yıl dönümünü değil, bir milletin var oluş iradesini ve "bitti" denilen yerden nasıl ayağa kalktığını yeniden hatırlıyoruz. Çanakkale, tarih kitaplarında bir askeri başarıdan çok daha fazlası; Türk milletinin karakterinin, bağımsızlık tutkusunun ve en zor anlarda bile sarsılmayan inancının coğrafyaya mühürlenmiş halidir.
Şehitlik, bu topraklarda yaşayan her birey için hüzünlü bir son değil, vatanın bekası için göze alınmış en yüce feragati temsil eder. Metrekareye binlerce merminin düştüğü o daracık siperlerde, kendi hayatından vazgeçip geleceği inşa eden ruh, bugün sahip olduğumuz özgürlüğün en temel taşıdır. Türk milleti için vatan, üzerinde sadece yaşanılan bir kara parçası değil; şehitlerin hatırasıyla kutsallaşmış, her karışında bir kahramanlık hikâyesi barındıran bir emanettir.
Çanakkale’yi geçilmez kılan, çelikten kaleler veya devasa gemiler değil, iradeyle birleşmiş millet evlatlarının sarsılmaz azmidir. Anadolu’nun her köyünden, her kasabasından kopup gelen fidanların aynı idealler uğruna yan yana toprağa düşmesi, modern Türkiye’nin mayasını oluşturmuştur. Bu maya, bizlere en umutsuz anlarda bile bir çıkış yolunun olduğunu, birliğimizi koruduğumuz sürece hiçbir gücün bu millete diz çöktüremeyeceğini öğretmiştir.
Geçmişin mirası sadece bir anma töreninden ibaret kalmamalıdır. Şehitlerimizin aziz hatırasına sahip çıkmak, onların canı pahasına savunduğu değerleri yüceltmekle, bu vatanı muasır medeniyetler seviyesinin üzerine taşıma azmiyle mümkündür. Bugün aldığımız her nefeste, dalgalanan al bayrağımızın gölgesinde o isimsiz kahramanların hakkı olduğunu bilmek, bu topraklara olan borcumuzun en yalın ifadesidir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, toprağın bağrına emanet ettiğimiz tüm şehitlerimizin ruhu şad, emanetleri sonsuza dek var olsun. İnanmaktayız ki; Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez. Ve Bursa; hem Çanakkale’de hem de nice Türk toprağında verdiği Şehitleri ile dünden bugüne her daim Payitaht kalırken, bugünden yarına her daim Vatan ve İslam uğruna hem “Er” hem “Komutan” yetiştirmeye devam edecek Ulu bir Şehirdir…
