Bilge Karasu, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nda insan hayatını bir bayram hazırlığına benzetir. İnsan çalışır, sabreder, kendisini eksiltir, bekler; çünkü bir gün o büyük huzurun geleceğine inanır. Fakat Karasu’nun sorusu ağırdır: “Ama bütün bir ömür bayram hazırlığıyla geçer de o bayram gelmezse…”
Aslında modern insanın en büyük yorgunluğu burada saklıdır. Herkes bir şeye yetişmeye çalışıyor ama kimse gerçekten ulaşamıyor. Bayramlar geliyor; sofralar kuruluyor, yollar doluyor, kalabalıklar artıyor fakat insanın içindeki eksiklik aynı kalıyor. Çünkü gerçek bayram, dışarıdaki neşeden önce insanın içindeki yükün hafiflemesidir.
Kurban Bayramı da tam burada anlam kazanıyor. Kurban yalnızca bir ibadet değil, insanın kendisini sınaması demektir. Sahip olduklarının geçici olduğunu hatırlaması, kendisini merkeze koyan o büyük “ben” duygusundan biraz uzaklaşabilmesidir. Hz. İbrahim’in teslimiyeti, aslında insanın Allah karşısında kendi sınırını fark etmesidir.
Belki de bayram, tam anlamıyla hiçbir zaman gelmeyecek. İnsan hep biraz eksik, biraz kırık kalacak. Ama yine de beklemek gerekiyor. Çünkü insanı ayakta tutan şey bazen ulaşmak değil, hâlâ inanabiliyor olmaktır. Kurbanın hakikati de biraz budur: Dünyanın ağırlığı içinde insan kalabilmek.
