İsmail Kaya
Köşe Yazarı
İsmail Kaya
 

Defterler Açılıyor

Ben, her eylül ayında aynı duyguyu yaşıyorum. Yaz tatili bitiyor, okulun açılmasına birkaç gün kalıyor ve etraf bir anda değişmeye başlıyor. Kırtasiyelerin önü hareketleniyor, çantalar seçiliyor, defterler kaplanıyor, kalemler yeniden kutularına giriyor. Haziran ayında bir köşeye bırakılan okul telaşı, Eylül gelince yeniden hayatımızın ortasına oturuyor. Çocuklar tatilin rahatlığından çıkmaya çalışırken ben de yeni eğitim yılının nasıl geçeceğini düşünmeye başlıyorum. Çünkü bana göre okul sadece zilin çalmasıyla başlamıyor. Okul, daha çocukların yeni defterlerinin ilk sayfasını açmasıyla başlıyor. 14 Eylül Pazartesi günü okullar yeniden açılıyor. Ben, o sabahı şimdiden gözümde canlandırıyorum. Koridorlarda çocuk sesleri, sınıflarda sandalye gürültüleri, öğretmenler odasında çay telaşı, velilerde tatlı bir heyecan. Birinci sınıfa başlayacak çocukların yüzündeki şaşkınlığı, yıllardır okula gelen öğrencilerin arkadaşlarına kavuşma sevincini düşünüyorum. Bazıları annesinin elini bırakmak istemeyecek, bazıları ise okul kapısından koşarak içeri girecek. Ben öğretmen olarak her yıl aynı manzarayı görüyorum ama nedense her Eylül bana ilk kez görüyormuşum gibi geliyor. Asıl merak ettiğim ise çocukların bu yıl nasıl geleceği. Yaz boyunca telefondan başını kaldırmayan bir öğrenci mi karşıma çıkacak, yoksa bisiklete binmiş, top oynamış, kitap okumuş, arkadaşlarıyla vakit geçirmiş bir çocuk mu? Ben bunun eğitim açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü iki aylık tatil sadece dinlenmek demek değil. Çocuğun alışkanlıklarının da değiştiği bir dönemdir. Sabah erken kalkmaya alışmış bir çocukla gece yarısına kadar ekran başında kalan çocuğun okula dönüşü aynı olmuyor. Ben sınıfa girip ders anlatırken bunun farkını daha ilk haftalarda hissediyorum. Bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullarla ilgili belirlediği bazı yeni düzenlemeler de var. Öğretmenlerin görev sırasında önlük giymesi, veli görüşmelerinin ‘Okul Randevu Sistemi’ üzerinden yürütülmesi, okul güvenliği, dijital güvenlik, dijital mahremiyet, sağlıklı beslenme, oyun temelli çalışmalar gibi birçok konu yeni eğitim döneminin gündeminde olacak. Ben öğretmen önlüğü meselesine sadece bir kıyafet olarak bakmıyorum. Bana göre öğretmenin öğrencinin karşısındaki duruşu, temsil ettiği meslek kadar önemli. Önlük elbette bir sembol olabilir ama ben o önlüğün içine sabır koymak gerektiğine inanıyorum. Çünkü öğrencinin aklında öğretmenin kıyafetinden çok ona nasıl davrandığı kalıyor. Veli görüşmelerinin randevu sistemi üzerinden yapılacak olması da bana göre okul düzeni açısından önemli. Ben veliyle öğretmenin sürekli iletişim halinde olmasını isteyen bir öğretmenim. Fakat bu iletişimin belli bir düzen içinde olması gerektiğini de düşünüyorum. Öğretmen ders anlatırken sınıfa giren çıkan veli, koridorda yaşanan yoğunluk, plansız görüşmeler bazen hem öğretmeni hem öğrenciyi yorabiliyor. Ben velinin okulun dışında değil, eğitim sürecinin içinde olduğunu düşünüyorum. Ama bunun sağlıklı olması için herkesin birbirinin zamanına saygı göstermesi gerekiyor. Öğrenci kıyafetleri konusunda da ekonomik, sade, kullanışlı ve kolay ulaşılabilir bir anlayışın benimsenmesini olumlu buluyorum. Ben yıllardır öğrencilerin kıyafetlerinden çok davranışlarına, düşüncelerine, hayallerine bakıyorum. Bir öğrencinin ayakkabısının markasının diğerinden daha pahalı olması bana hiçbir şey ifade etmiyor. Hatta çocukların daha küçük yaşta marka üzerinden birbirlerini değerlendirmesinden rahatsız oluyorum. Ben okulun çocukları kıyafetlerine göre değil, karakterlerine göre büyüttüğü bir yer olması gerektiğine inanıyorum. Bu yıl özellikle oyun meselesine de dikkat çekmek istiyorum. MEB'in genelgesinde oyunun çocuğun gelişiminde, öğrenmesinde ve sosyalleşmesinde önemli bir yere sahip olduğuna vurgu yapılıyor. Ben bunu çok kıymetli buluyorum. Çünkü bazen çocuklardan o kadar çok şey bekliyoruz ki onların ‘çocuk’ olduğunu unutuyoruz. Daha ilkokulda testler başlıyor, ortaokulda sınavlar hayatın merkezine oturuyor, lisede gelecek kaygısı başlıyor. Ben çocukların sadece soru çözen makineler olmadığını düşünüyorum. Onların koşmaya, oynamaya, hata yapmaya, gülmeye, arkadaşlarıyla kavga edip sonra barışmaya da ihtiyacı var. Dijital dünya konusunda ise benim kaygım biraz daha fazla. Çünkü öğrencilerin cebinde artık dünyanın bütün bilgisi var. Fakat aynı cebin içinde dünyanın bütün yanlışları da var. Bir videoda gördüğü her şeyi doğru sanan, yapay zekânın verdiği cevabı sorgulamadan kabul eden, sosyal medyada gördüğü bir bilgiyi araştırmadan paylaşan öğrencilerle karşılaşıyoruz. Ben yeni dönemde öğretmenin görevinin sadece ‘bilgi aktarmak’ olmadığını düşünüyorum. Ben öğrencime doğru cevabı vermekten önce ‘doğru soruyu sormayı öğretmek’ istiyorum. Çünkü bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Asıl mesele, hangi bilginin doğru olduğunu anlayabilmek. Ben velilerden de bu yıl sadece çocuklarına ‘ders çalış’ demelerini beklemiyorum. Bazen telefonu kapatıp çocuklarıyla konuşmalarını, bazen birlikte kitap okumalarını, bazen de hiçbir şey söylemeden çocuklarının yanında oturmalarını istiyorum. Çünkü ben bir çocuğun sadece başarılı olmaya değil, anlaşılmaya da ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çocuğun karnesindeki notu kadar ‘evde kendisini nasıl hissettiği’ de önemli. Bana göre eğitim, okul ile ev arasında kurulan güçlü bir bağla anlam kazanıyor. Şimdi yeni bir ‘eğitim’ yılına giriyoruz. Kırtasiyeler dolacak, servisler yeniden yollara çıkacak, sabahın erken saatlerinde çocuk sesleri sokaklara yayılacak. Ben yeniden sınıfa gireceğim, tahtaya yazı yazacağım, öğrencilerimin gözlerine bakacağım. Kimi heyecanlı olacak, kimi uykulu, kimi konuşkan, kimi içine kapanık. Ben yine onların arasında farklı hikâyeler göreceğim. Her öğrencinin evinden sınıfa taşıdığı başka bir hayat olduğunu bir kez daha hatırlayacağım. Ben bu eğitim yılından sadece yüksek sınav puanları beklemiyorum. Ben daha çok okuyan, düşünen, soru soran, arkadaşına saygı gösteren, ekranla arasına mesafe koyabilen, hata yaptığında yeniden deneyebilen çocuklar görmek istiyorum. Çünkü ben yıllar geçtikçe şunu daha iyi anlıyorum. Çocuğun aldığı notun bir kısmı unutuluyor ama öğretmeninin ona söylediği bir cümle yıllarca aklında kalabiliyor. Bu yüzden ben yeni dönemde çocukların sadece zihnine değil, kalbine de dokunmak istiyorum. 14 Eylül'de zil yeniden çalacak. Tatil bitecek, sınıflar dolacak, öğretmenler yerini alacak. Ben de her zamanki gibi sınıfın kapısından içeri girip öğrencilerime bakacağım. Belki içimden yine aynı cümleyi geçireceğim. Yeni bir yıl, yeni bir başlangıç. Çantalar hazır olsun, defterler açılsın, kalemler bulunsun. Ama ben en çok çocukların hevesini kaybetmeden okula gelmesini istiyorum. Çünkü bana göre okulun kapısından içeri giren sadece bir öğrenci değil. Hepimizin geleceği. Sağlıcakla kalın bir sonraki yazıda görüşmek üzere...
Ekleme Tarihi: 07 Eylül 2026 -Pazartesi
İsmail Kaya

Defterler Açılıyor

Ben, her eylül ayında aynı duyguyu yaşıyorum. Yaz tatili bitiyor, okulun açılmasına birkaç gün kalıyor ve etraf bir anda değişmeye başlıyor. Kırtasiyelerin önü hareketleniyor, çantalar seçiliyor, defterler kaplanıyor, kalemler yeniden kutularına giriyor. Haziran ayında bir köşeye bırakılan okul telaşı, Eylül gelince yeniden hayatımızın ortasına oturuyor. Çocuklar tatilin rahatlığından çıkmaya çalışırken ben de yeni eğitim yılının nasıl geçeceğini düşünmeye başlıyorum. Çünkü bana göre okul sadece zilin çalmasıyla başlamıyor. Okul, daha çocukların yeni defterlerinin ilk sayfasını açmasıyla başlıyor.

14 Eylül Pazartesi günü okullar yeniden açılıyor. Ben, o sabahı şimdiden gözümde canlandırıyorum. Koridorlarda çocuk sesleri, sınıflarda sandalye gürültüleri, öğretmenler odasında çay telaşı, velilerde tatlı bir heyecan. Birinci sınıfa başlayacak çocukların yüzündeki şaşkınlığı, yıllardır okula gelen öğrencilerin arkadaşlarına kavuşma sevincini düşünüyorum. Bazıları annesinin elini bırakmak istemeyecek, bazıları ise okul kapısından koşarak içeri girecek. Ben öğretmen olarak her yıl aynı manzarayı görüyorum ama nedense her Eylül bana ilk kez görüyormuşum gibi geliyor.

Asıl merak ettiğim ise çocukların bu yıl nasıl geleceği. Yaz boyunca telefondan başını kaldırmayan bir öğrenci mi karşıma çıkacak, yoksa bisiklete binmiş, top oynamış, kitap okumuş, arkadaşlarıyla vakit geçirmiş bir çocuk mu? Ben bunun eğitim açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü iki aylık tatil sadece dinlenmek demek değil. Çocuğun alışkanlıklarının da değiştiği bir dönemdir. Sabah erken kalkmaya alışmış bir çocukla gece yarısına kadar ekran başında kalan çocuğun okula dönüşü aynı olmuyor. Ben sınıfa girip ders anlatırken bunun farkını daha ilk haftalarda hissediyorum.

Bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullarla ilgili belirlediği bazı yeni düzenlemeler de var. Öğretmenlerin görev sırasında önlük giymesi, veli görüşmelerinin ‘Okul Randevu Sistemi’ üzerinden yürütülmesi, okul güvenliği, dijital güvenlik, dijital mahremiyet, sağlıklı beslenme, oyun temelli çalışmalar gibi birçok konu yeni eğitim döneminin gündeminde olacak. Ben öğretmen önlüğü meselesine sadece bir kıyafet olarak bakmıyorum. Bana göre öğretmenin öğrencinin karşısındaki duruşu, temsil ettiği meslek kadar önemli. Önlük elbette bir sembol olabilir ama ben o önlüğün içine sabır koymak gerektiğine inanıyorum. Çünkü öğrencinin aklında öğretmenin kıyafetinden çok ona nasıl davrandığı kalıyor.

Veli görüşmelerinin randevu sistemi üzerinden yapılacak olması da bana göre okul düzeni açısından önemli. Ben veliyle öğretmenin sürekli iletişim halinde olmasını isteyen bir öğretmenim. Fakat bu iletişimin belli bir düzen içinde olması gerektiğini de düşünüyorum. Öğretmen ders anlatırken sınıfa giren çıkan veli, koridorda yaşanan yoğunluk, plansız görüşmeler bazen hem öğretmeni hem öğrenciyi yorabiliyor. Ben velinin okulun dışında değil, eğitim sürecinin içinde olduğunu düşünüyorum. Ama bunun sağlıklı olması için herkesin birbirinin zamanına saygı göstermesi gerekiyor.

Öğrenci kıyafetleri konusunda da ekonomik, sade, kullanışlı ve kolay ulaşılabilir bir anlayışın benimsenmesini olumlu buluyorum. Ben yıllardır öğrencilerin kıyafetlerinden çok davranışlarına, düşüncelerine, hayallerine bakıyorum. Bir öğrencinin ayakkabısının markasının diğerinden daha pahalı olması bana hiçbir şey ifade etmiyor. Hatta çocukların daha küçük yaşta marka üzerinden birbirlerini değerlendirmesinden rahatsız oluyorum. Ben okulun çocukları kıyafetlerine göre değil, karakterlerine göre büyüttüğü bir yer olması gerektiğine inanıyorum.

Bu yıl özellikle oyun meselesine de dikkat çekmek istiyorum. MEB'in genelgesinde oyunun çocuğun gelişiminde, öğrenmesinde ve sosyalleşmesinde önemli bir yere sahip olduğuna vurgu yapılıyor. Ben bunu çok kıymetli buluyorum. Çünkü bazen çocuklardan o kadar çok şey bekliyoruz ki onların ‘çocuk’ olduğunu unutuyoruz. Daha ilkokulda testler başlıyor, ortaokulda sınavlar hayatın merkezine oturuyor, lisede gelecek kaygısı başlıyor. Ben çocukların sadece soru çözen makineler olmadığını düşünüyorum. Onların koşmaya, oynamaya, hata yapmaya, gülmeye, arkadaşlarıyla kavga edip sonra barışmaya da ihtiyacı var.

Dijital dünya konusunda ise benim kaygım biraz daha fazla. Çünkü öğrencilerin cebinde artık dünyanın bütün bilgisi var. Fakat aynı cebin içinde dünyanın bütün yanlışları da var. Bir videoda gördüğü her şeyi doğru sanan, yapay zekânın verdiği cevabı sorgulamadan kabul eden, sosyal medyada gördüğü bir bilgiyi araştırmadan paylaşan öğrencilerle karşılaşıyoruz. Ben yeni dönemde öğretmenin görevinin sadece ‘bilgi aktarmak’ olmadığını düşünüyorum. Ben öğrencime doğru cevabı vermekten önce ‘doğru soruyu sormayı öğretmek’ istiyorum. Çünkü bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Asıl mesele, hangi bilginin doğru olduğunu anlayabilmek.

Ben velilerden de bu yıl sadece çocuklarına ‘ders çalış’ demelerini beklemiyorum. Bazen telefonu kapatıp çocuklarıyla konuşmalarını, bazen birlikte kitap okumalarını, bazen de hiçbir şey söylemeden çocuklarının yanında oturmalarını istiyorum. Çünkü ben bir çocuğun sadece başarılı olmaya değil, anlaşılmaya da ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çocuğun karnesindeki notu kadar ‘evde kendisini nasıl hissettiği’ de önemli.

Bana göre eğitim, okul ile ev arasında kurulan güçlü bir bağla anlam kazanıyor.

Şimdi yeni bir ‘eğitim’ yılına giriyoruz. Kırtasiyeler dolacak, servisler yeniden yollara çıkacak, sabahın erken saatlerinde çocuk sesleri sokaklara yayılacak. Ben yeniden sınıfa gireceğim, tahtaya yazı yazacağım, öğrencilerimin gözlerine bakacağım. Kimi heyecanlı olacak, kimi uykulu, kimi konuşkan, kimi içine kapanık. Ben yine onların arasında farklı hikâyeler göreceğim. Her öğrencinin evinden sınıfa taşıdığı başka bir hayat olduğunu bir kez daha hatırlayacağım.

Ben bu eğitim yılından sadece yüksek sınav puanları beklemiyorum. Ben daha çok okuyan, düşünen, soru soran, arkadaşına saygı gösteren, ekranla arasına mesafe koyabilen, hata yaptığında yeniden deneyebilen çocuklar görmek istiyorum. Çünkü ben yıllar geçtikçe şunu daha iyi anlıyorum. Çocuğun aldığı notun bir kısmı unutuluyor ama öğretmeninin ona söylediği bir cümle yıllarca aklında kalabiliyor. Bu yüzden ben yeni dönemde çocukların sadece zihnine değil, kalbine de dokunmak istiyorum.

14 Eylül'de zil yeniden çalacak. Tatil bitecek, sınıflar dolacak, öğretmenler yerini alacak. Ben de her zamanki gibi sınıfın kapısından içeri girip öğrencilerime bakacağım. Belki içimden yine aynı cümleyi geçireceğim. Yeni bir yıl, yeni bir başlangıç. Çantalar hazır olsun, defterler açılsın, kalemler bulunsun. Ama ben en çok çocukların hevesini kaybetmeden okula gelmesini istiyorum. Çünkü bana göre okulun kapısından içeri giren sadece bir öğrenci değil. Hepimizin geleceği.

Sağlıcakla kalın bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.