Değerli okurlar,
Kimi sözler vardır, kulağa çok güzel gelir ama insanın içine tam oturmaz. Manevi iklim de onlardan biri. İlk duyunca insanın aklına ağır cümleler geliyor. Bana sorarsan bunun bizim mahallede çok daha güzel bir karşılığı var. Çünkü bu millet maneviyatı anlatmaz, yaşar. Bizim insanımız gösterişi sevmez. Sessizce iyilik yapar, yoluna devam eder. İşte manevi iklim dediğin tam da budur. Bir de bunun en güzel dili vardır. O dil de Türkçedir. Çünkü Türkçe, sadece konuştuğumuz bir dil değil, aynı zamanda gönlümüzün sesidir.
Sen hiç sabah erkenden fırına giderken elindeki son parayla iki ekmek alıp birini ihtiyacı olana veren birini gördün mü? Ya da otobüste yaşlı bir amcaya yer verip teşekkür bile beklemeden camdan dışarı bakan bir genci? İşte maneviyat budur. Büyük laflar etmek değil, küçük iyilikleri büyütmektir. Türkçemizdeki gönül, merhamet, vicdan, vefa, komşuluk, bereket gibi kelimeler de işte bu ruhu taşır. Bu kelimeler sadece sözlükte durmaz, hayatın içinde nefes alır.
Eskiden komşuluk başka bir şeydi. Akşam yemek pişti mi ilk tabak komşuya giderdi. Evde hasta varsa kapısı hiç boş kalmazdı. Mahallede biri sıkıntıya düşünce herkes elini taşın altına koyardı. Kimse bunu fotoğraf çekip paylaşmazdı. Çünkü yapılan iyiliğin şahidi insan değil, vicdandı. Türkçemizin en güzel tarafı da budur. Bir geçmiş olsun, bir Allah razı olsun, bir eline sağlık, bir güle güle kullan sözü bile insanın yüreğini ısıtmaya yeter.
Rahmetli dedem derdi ki, oğlum insanın cebi boş olabilir ama gönlü boş olmasın. O zaman bu sözün değerini anlayamazdım. Şimdi görüyorum ki insanı ayakta tutan para değil, merhametmiş. Bir güzel söz bazen bir ilaçtan daha etkili oluyormuş. Bir omuza dokunmak bazen saatlerce konuşmaktan daha kıymetli oluyormuş. İşte Türkçe de böyledir. Kırmadan konuşmayı, gönül almayı, saygıyı, sevgiyi en güzel anlatan dillerden biridir.
Bugün herkes bir telaşın içinde. Koşturuyoruz, yetişmeye çalışıyoruz. Ama en çok da birbirimizi kaçırıyoruz. Aynı apartmanda oturup birbirinin adını bilmeyen insanlar olduk. Asansörde göz göze gelmemek için telefonuna bakanlar çoğaldı. Oysa küçücük bir selamünaleyküm, içten bir günaydın ya da samimi bir nasılsın bazen koca bir dostluğun kapısını açar. Türkçe, insanların arasındaki mesafeyi kapatan en güçlü köprülerden biridir.
Manevi iklim dediğin şey camide başlar ama orada bitmez. Eve gelir, sofraya oturur, sokağa çıkar, pazara uğrar, okulun bahçesinde çocukların gülüşüne karışır. Anne babaya gösterilen saygıda vardır. Esnafın dürüst terazisinde vardır. İşçinin alın terinde vardır. Yetimin başını okşayan elde vardır. Türkçe derslerinde çocuklarımıza sadece dil bilgisi öğretmemeliyiz. Kelimelerin ruhunu da öğretmeliyiz. Çünkü dili güzel olanın gönlü de güzelleşir.
Bizim insanımızın en güzel tarafı şudur. Kendi canı yansa bile başkasının derdini dinlemeyi bilir. Evinde iki tabak yemek varsa üçüncüsünü de paylaşmanın yolunu bulur. İşte bu yüzden bu topraklar hâlâ dimdik ayakta duruyor. Beton binalar sayesinde değil, güzel insanlar sayesinde. O güzel insanları birbirine bağlayan en güçlü bağlardan biri de Türkçedir. Aynı kelimelerle sevinir, aynı dualarla umutlanır, aynı atasözleriyle hayata tutunuruz.
Bazen düşünüyorum da dünyanın en zengin insanı kimdir diye. Sonra aklıma cebinde milyonları olanlar gelmiyor. Arkasında hayır duası bırakanlar geliyor. İnsan öldükten sonra malı mülkü burada kalıyor. Ama yaptığı iyilikler dilden dile dolaşmaya devam ediyor. Belki de bu yüzden dilimize ana dili diyoruz. Çünkü ilk sevgiyi, ilk merhameti, ilk duayı, ilk teşekkürü Türkçe öğreniyoruz.
Gel bugün kendine küçük bir söz ver. Birini dinle. Bir gönül al. Bir çocuğu sevindir. Anne babanı ara. Uzun zamandır konuşmadığın bir dostuna hâlini sor. İnan bana bunların hiçbiri cebinden bir şey eksiltmez. Tam tersine yüreğini zenginleştirir. Bir de konuşurken kelimelerini özenle seç. Çünkü güzel Türkçe, güzel insanın aynasıdır.
Unutma, manevi iklim gökten inmiyor. Bizim davranışlarımızla oluşuyor. Bir selamla başlıyor. Bir tebessümle büyüyor. Bir iyilikle bütün mahalleye yayılıyor. O iyiliklerin en güzel sesi de Türkçemizden yükseliyor.
Bu toprakların en güzel Türkçesi de budur. Az konuşup çok iyilik yapmak. Gösterişten uzak durup gönüllere dokunmak. Dilimizi nezaketle kullanmak. Çünkü güzel Türkçe sadece doğru konuşmak değildir. Güzel Türkçe, gönülden konuşmaktır. Gerisi zaten laf kalabalığıdır.
