Varış noktasına ulaşmış olmak gerçekten önemli miydi? Sonunu düşünmeden yolda olmak mıydı önemli olan?
Doğum ile başlayan yolda ilk adımlarımızı atarken nereye varacağımızı bilmeden yalnızca birilerinin elimizden tutmasını bekleriz. Kendi başımıza yürürsek düşeceğimize inanırız. Yol korkutur. Ya İncinirsem? Ya Yaralanırsam? Ya Bir Daha Kalkamazsam? Elimizden tuttuklarında ise yalnızca attığımız adımların yüzümüzdeki tebessümünün tadını çıkarırız. Yol korkutmuyordu artık. Nereye gittiğimiz önemli değildi.
Güvenmek… Sanırım bütün mesele buydu. Bilmediklerimiz korkutur bizi, inandıklarımız ayakta tutardı. Ve zamanı gelmişti, inandığımız yolda kendi başımıza yürümeye başlamıştık hayallerimize doğru. Adımlar attıkça yolun hiç de inandığımız gibi olmadığını anlıyorduk. Bilmediğimiz bir yoldu bu. Bu yolda boşluklar da vardı ve düşmeden varmalıydık. Kimimiz istediği yerde olmak, kimimiz istediği statüye ulaşmak, kimimiz başarmak, kimimiz sevdiğine kavuşmak, kimilerimiz nice hayalinin yolunda boşlukların ortasında öylece düşünüyorduk.
Düşündükçe daha da korkuyorduk. Bilmemek korkutuyordu ama devam etmeliydik, farkındaydık. Bir boşluğu aşsak diğeri çıkıyordu. Ya sevdiğimize kavuşalım derken kırılıyorduk, ya başarısızlığa uğruyorduk, ya istediğimiz yere ulaşamıyorduk… Her şeye rağmen hayat yerinde duruyordu ve adım atmamızı bekliyordu. Bizler, boşluğa bakmaktan güzelliklere bakamaz olmuştuk. Bir kuşun şarkısı, denizin hışırtısı, rüzgârın uğultusu ve yaprakların senfonisi... Hatta bazen boşluğa öyle bir dalıyorduk ki, sevgi ile bakan gözlerin farkına bile varamıyorduk. Güven algısı yıkılınca istesek de birinin elimizden tutmasına izin vermiyorduk. O ilk adımların neşesi yerini kocaman bir boşluğa bırakmıştı.Boşluğun gölgesinde yürümeye çalışıyorduk.
Peki, ne yapmalıydık?
Bunun cevabını bu yazı ve hayat yolumda bana ışık olan bir arkadaşımın sözleri ile vereceğim. Ben sahilde kayaların üzerinde kayaların arasındaki boşluklara bakıyor düşünüyor, düşmeden bir sonraki adımı atmaya çalışıyordum. O ise yalnızca önüne bakıyor, düşünmeden bir sonraki adımı kolayca atıyordu. O huzurla ilerlemenin ve denizin keyfini yaşarken, ben arkada hala düşmeden nasıl yanına gidebilirim diye düşünüyordum. Sonunda yanına vardığımda bana söylediği hayat felsefem olmuştu; “boşluğa odaklanırsan düşersin. Akışına bırakman gerek adımlarını, korkmadan…”
Ne mi yapmalıyız?
Bakış açımızı yeniden gözden geçirmeli ve odaklandığımız noktalara dikkat etmeliyiz.
