Ömer Küçükkaya
Köşe Yazarı
Ömer Küçükkaya
 

Türkiye’nin Stratejik Yükselişi

Küresel gündemin yoğunluğunda yerel ve ulusal gündemi teğet geçtiğimizi düşünenleri önceki günkü köşe yazımızda boşa düşürdüğümüzün elbette farkındayız. Güçlü bir Türkiye’den bahsederken, Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlık günü etkinliklerinin olduğu bir tarihte elbette “NATO, Bursa ve BTSO” başlıklı yazımız tesadüf değildi. Bursa’da birilerinin kendilerini görünmez kılarak elde ettikleri zenginliklerin ve yükselişlerin aslında şehrin bereketinden kaynaklandığını ve aynı zamanda bu ekonomik yükselişlerinin uzun zamandır sorgulanmadığını elbette hepimiz farkındayız. Ancak gündemimizde şimdi kimlerin ne kadar kazandığı, bu kazanımlarını hangi yollarda harcadıkları veyahut hangi kasalarda ya da dehlizlerde sakladığı hususu yok. O konuları yarınlara bırakırken, yanlarına kâr olarak kalmayacağı hususunu hatırlatmakta fayda görüyorum… Bilindiği üzere 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’nın ev sahipliğinde NATO Liderler Zirvesi gerçekleşecek. NATO Zirvesi sadece bir ittifak toplantısı değil, Türkiye’nin küresel jeopolitik arenadaki ağırlığını tescilleyen bir dönüm noktası olması açısından tarihi bir öneme sahip. NATO Zirvesi’nin ev sahipliğini üstlenen başkentte Ankara Valisi Yakup Canbolat’ın koordinasyonunda, alınan üst düzey güvenlik önlemleri ve lojistik hazırlıklar, Türkiye’nin büyük organizasyonları yönetme kapasitesinin bir kez daha altının çizilmesi noktasında çok önemli bir süreç diyebiliriz. Aslında zirve bir başka boyutta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya Lideri” unvanının da tescillenmesi anlamına geliyor. Türkiye’nin devlet duruşunun ve beraberinde askeri ve stratejik gücünün istihbarat ve iç güvenlik prensipleri ile bütünleşerek sergileneceği 36’ncı NATO Zirvesi; bir yanda yeni güvenlik paradigmalarını gözler önüne sererken öte yandan ülkenin asli başkentinin Ankara olduğu gerçekliğini Türkiye Yüzyılı’nda tüm dünyaya göstermesi açısından önemli. Türkiye; Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünde Selçuklu İmparatorluğu’nun kadim değerleri ile Ankara’da adeta Ankara Savaşı’na atıfta bulunarak tüm dünyaya ev sahipliği yaparak aslında “Türk ve Türkiye Yüzyılı Medeniyeti” vurgusunu somut değerler üzerine oturtacaktır. Stratejik Bir Denge: Ekonomik Yük ve Siyasi Kazanç Türkiye’nin tarihsel yükselişinde yeni bir dönüm noktası olacak NATO Zirvesi; ülkeye kısa vadeli ekonomik bir maliyet yüklüyor olsa bile, orta ve uzun vadede sağladığı siyasi ve ekonomik kazanımlar tartışılmaz boyutta büyüktür. “NATO 3.0” vizyonunun Ankara’da şekillenmesi, Türkiye’nin ittifak içerisindeki “stratejik özerklik” arayışına meşruiyet kazandırması açısından çok değerlidir. NATO Zirvesi, Türkiye’nin savunma harcamalarını kapasite üretimiyle birleştirerek küresel bir tedarikçi haline geldiğini tüm dünyaya göstermesi açısından ayrıca önem arz etmektedir. Ve öte yandan zirve sonrası 17-19 Kasım 2026 tarihleri aralığında Fuar İzmir’de düzenlenecek olan “NATO Edge 26” askeri fuar ve akabinde 3-9 Mayıs 2027 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleşecek olan “IDEF 2027” süreçleri, bu siyasi diplomatik ivmeyi ihracat başarısına dönüştürmek için mükemmel bir zamanlama teşkil etmektedir. İşte tam da burada, 36’ncı NATO Zirvesi’nin Bursa ayağına değinmek zorunda olduğumuzu belirtmek istiyorum. NATO Zirvesi’ni birçok açıdan olumsuz göstermek isteyen tüm unsurlara rağmen zirvenin Türkiye’ye ve küresel ölçekte Bursa’ya kazandıracağı gücü görmezden gelemeyiz. NATO Zirvesi, Türkiye’nin stratejik yükselişinin en somut belgesidir. Bursa’nın savunma sanayi, teknoloji, tekstil, otomotiv, yazılım, uzay ve havacılık ile diğer sektörlerdeki stratejik üretim gücünün NATO Zirvesi sonrası fuarlar ile ihracata yansıması çok değerli bir fırsat. İşte bu sebeple NATO Zirvesi sebebiyle Ankara’da olacak Dünya liderlerinden en az birinin Bursa’ya getirilmesi; şehrin siyasi, bürokratik ve ekonomik dinamikleri için olmazsa olmaz düzeyde hayati bir vazifedir… Savunmanın Görünmez Gücü: Bursa Savunma sanayiinde yerlilik oranının yüzde 80’leri aştığı bir dönemde, Bursa bu ekosistemin sessiz ama en güçlü motoru konumunda olduğunu aklından çıkarmamalıdır. Otomotivin tecrübeli altyapısını savunma teknolojilerine entegre eden Bursalı üreticiler; ASELSAN ve TUSAŞ gibi devlere sağladıkları yüksek teknoloji bileşenlerle, Türkiye’nin caydırıcılığına doğrudan katkı sunarken aynı zamanda TOGG ile Bursa, bambaşka bir teknoloji merkezine dönüştü. Bursa’nın teknik tekstildeki birikimi, enerji sektöründeki yerli çözümleri ve makine sanayisinin hassasiyeti, IDEF gibi platformlarda sergilenen "Tam Bağımsızlık" vizyonunun temel yapı taşları olarak elimizi güçlendiriyor. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası iştiraki olan KFA Fuarcılık tarafından yürütülen “IDEF 2025” fuarının başarıları ile övünürken, “IDEF 2027” organizasyonunun da yine KFA Fuarcılık sayesinde İstanbul Fuar Merkezi’nde Bursa markası ile yapılması şehir ve hepimiz adına hem önemli bir gurur hem de ekonomik bir fırsat diyebiliriz. Bursa’yı, NATO Zirvesi ile birlikte bütünleştirerek değerlendirirken elbette şehrin fırsatları kadar olası ulusal krizlerdeki dayanıklılığını ve stratejik yeterliliklerini masaya yatırmak zorundayız. Bursa; tarihsel olduğu kadar coğrafik özellikleri ile de “yaşayan bir kale” diyebiliriz. Bursa’nın Krizlere Karşı Stratejik Dayanıklılığı Günümüzde çok net olarak gözlemlediğimiz “hibrit tehdit” ortamında güvenlik, sadece uçak ve tankla değil, “toplumsal dayanıklılık” ile tanımlanıyor dediğimizde yanılmış olmayız. NATO zirvesi sürecinde veyahut herhangi bir olası kriz anında Bursa; sadece sanayi gücüyle değil, sahip olduğu tarım havzaları ve hayvancılık kapasitesiyle Türkiye’nin lojistik ve gıda güvenliğinin kalesidir. Uludağ’ın bereketli su rezervleri ve Karacabey-Yenişehir hattındaki tarımsal üretimimiz, şehrimizi sadece bir sanayi merkezi değil, stratejik bir yaşam ve savunma üssü haline getirmektedir. Her ne kadar yeterli ve etkili bir biçimde kullanamıyor olsak bile Yenişehir’de bulunan “Bursa Havalimanı” askeri hava savunma açısından çok değerlidir. Ankara ve İstanbul’a olan yakınlığı ile birlikte güçlü ulaşım ağları ile üretim ve insan gücünü de değerlendirdiğimizde Bursa; NATO Zirvesi’nde Ankara’nın en büyük yol arkadaşı ve savunma hattıdır diyebiliriz… Geleceği Şekillendiren Güç: “Teknoloji” Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi’nden çıkacak ilk mesaj çok net olarak “güvenliğin ekonomik ve teknolojik boyutu, askerî kapasiteyle eş değerdedir” cümlesi ile özetlenebilir. Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi ile Bursa’yı eş güdümle değerlendirmek zorundayız. Şehrin tekstilden otomotive, havacılıktan savunmaya kadar uzanan geniş üretim yelpazesi ve küresel düzeyde oluşan yeni güvenlik paradigması Türkiye’nin elini güçlendiren en büyük koz olarak Bursa’yı işaret etmektedir. NATO Zirvesi’nden çıkacak yeni vizyonu, IDEF gibi fuarlarda teknolojiye dönüştürecek olan Türkiye, Bursa gibi kadim bir şehrin üretim gücüyle sadece bölgesel değil, küresel bir savunma ve lojistik merkezi olma yolunda kararlılıkla ilerleyecektir. Her ne kadar siyasi veyahut bürokratik ihmaller ile Bursa ile Ankara, İstanbul ve İzmir’in arasında halen daha demir ağlar ile güçlendirilmiş bir ulaşım aksı kurulamamış olsa bile şehir, küresel boyutta ve her açıdan stratejik öneme sahiptir. Ki; şehrin hem deniz hem de hava gücünü maalesef Ankara ile Bakanlıklar, on yıllardır atıl durumda tutmaya devam etmektedir! Türkiye için savunma sanayiinde "yerli ve milli" üretim, artık sadece bir hedef değildir. Ve yine “yerli ve milli” kavramları Bursa’nın sanayi hafızasında somutlaşmış bir gerçekliktir. Bursa; bünyesinde barındırdığı bu gücü tarımsal ve doğal kaynaklarının dayanıklılığı ile birleştirdiğinde, Türkiye’nin önünde durabilecek hiçbir stratejik engel kalmayacaktır. İşte bu sebeple Bursa; NATO Zirvesi’nin ev sahipliğini üstlenen Ankara kadar stratejik boyutta güçlü ve önemli bir şehirdir. Bursa; NATO Zirvesine katılan dünya liderlerinden en azından birini sanayi bölgelerine, tarihi çarşılarına veyahut üretim üslerine getirdiği takdirde elde edeceği stratejik ihracat gücünün ekonomik boyutunu hesaplayacak bir hesap makinesi olmayacağını net olarak ifade edebilirim. Ve böylesine kritik bir süreçte biz, tüm fırsatları hatırlatırken inşallah fırsatları ve hayalleri gerçekleştirmek ile mükellef olanlar ayakta uyumuyorlardır diyerek hayırlı ve bereketli bir hafta diliyorum…
Ekleme Tarihi: 06 Temmuz 2026 -Pazartesi
Ömer Küçükkaya

Türkiye’nin Stratejik Yükselişi

Küresel gündemin yoğunluğunda yerel ve ulusal gündemi teğet geçtiğimizi düşünenleri önceki günkü köşe yazımızda boşa düşürdüğümüzün elbette farkındayız. Güçlü bir Türkiye’den bahsederken, Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlık günü etkinliklerinin olduğu bir tarihte elbette “NATO, Bursa ve BTSO” başlıklı yazımız tesadüf değildi. Bursa’da birilerinin kendilerini görünmez kılarak elde ettikleri zenginliklerin ve yükselişlerin aslında şehrin bereketinden kaynaklandığını ve aynı zamanda bu ekonomik yükselişlerinin uzun zamandır sorgulanmadığını elbette hepimiz farkındayız. Ancak gündemimizde şimdi kimlerin ne kadar kazandığı, bu kazanımlarını hangi yollarda harcadıkları veyahut hangi kasalarda ya da dehlizlerde sakladığı hususu yok. O konuları yarınlara bırakırken, yanlarına kâr olarak kalmayacağı hususunu hatırlatmakta fayda görüyorum…

Bilindiği üzere 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’nın ev sahipliğinde NATO Liderler Zirvesi gerçekleşecek. NATO Zirvesi sadece bir ittifak toplantısı değil, Türkiye’nin küresel jeopolitik arenadaki ağırlığını tescilleyen bir dönüm noktası olması açısından tarihi bir öneme sahip. NATO Zirvesi’nin ev sahipliğini üstlenen başkentte Ankara Valisi Yakup Canbolat’ın koordinasyonunda, alınan üst düzey güvenlik önlemleri ve lojistik hazırlıklar, Türkiye’nin büyük organizasyonları yönetme kapasitesinin bir kez daha altının çizilmesi noktasında çok önemli bir süreç diyebiliriz. Aslında zirve bir başka boyutta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya Lideri” unvanının da tescillenmesi anlamına geliyor.

Türkiye’nin devlet duruşunun ve beraberinde askeri ve stratejik gücünün istihbarat ve iç güvenlik prensipleri ile bütünleşerek sergileneceği 36’ncı NATO Zirvesi; bir yanda yeni güvenlik paradigmalarını gözler önüne sererken öte yandan ülkenin asli başkentinin Ankara olduğu gerçekliğini Türkiye Yüzyılı’nda tüm dünyaya göstermesi açısından önemli. Türkiye; Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünde Selçuklu İmparatorluğu’nun kadim değerleri ile Ankara’da adeta Ankara Savaşı’na atıfta bulunarak tüm dünyaya ev sahipliği yaparak aslında “Türk ve Türkiye Yüzyılı Medeniyeti” vurgusunu somut değerler üzerine oturtacaktır.

Stratejik Bir Denge: Ekonomik Yük ve Siyasi Kazanç

Türkiye’nin tarihsel yükselişinde yeni bir dönüm noktası olacak NATO Zirvesi; ülkeye kısa vadeli ekonomik bir maliyet yüklüyor olsa bile, orta ve uzun vadede sağladığı siyasi ve ekonomik kazanımlar tartışılmaz boyutta büyüktür. “NATO 3.0” vizyonunun Ankara’da şekillenmesi, Türkiye’nin ittifak içerisindeki “stratejik özerklik” arayışına meşruiyet kazandırması açısından çok değerlidir. NATO Zirvesi, Türkiye’nin savunma harcamalarını kapasite üretimiyle birleştirerek küresel bir tedarikçi haline geldiğini tüm dünyaya göstermesi açısından ayrıca önem arz etmektedir. Ve öte yandan zirve sonrası 17-19 Kasım 2026 tarihleri aralığında Fuar İzmir’de düzenlenecek olan “NATO Edge 26” askeri fuar ve akabinde 3-9 Mayıs 2027 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleşecek olan “IDEF 2027” süreçleri, bu siyasi diplomatik ivmeyi ihracat başarısına dönüştürmek için mükemmel bir zamanlama teşkil etmektedir.

İşte tam da burada, 36’ncı NATO Zirvesi’nin Bursa ayağına değinmek zorunda olduğumuzu belirtmek istiyorum. NATO Zirvesi’ni birçok açıdan olumsuz göstermek isteyen tüm unsurlara rağmen zirvenin Türkiye’ye ve küresel ölçekte Bursa’ya kazandıracağı gücü görmezden gelemeyiz. NATO Zirvesi, Türkiye’nin stratejik yükselişinin en somut belgesidir. Bursa’nın savunma sanayi, teknoloji, tekstil, otomotiv, yazılım, uzay ve havacılık ile diğer sektörlerdeki stratejik üretim gücünün NATO Zirvesi sonrası fuarlar ile ihracata yansıması çok değerli bir fırsat. İşte bu sebeple NATO Zirvesi sebebiyle Ankara’da olacak Dünya liderlerinden en az birinin Bursa’ya getirilmesi; şehrin siyasi, bürokratik ve ekonomik dinamikleri için olmazsa olmaz düzeyde hayati bir vazifedir…

Savunmanın Görünmez Gücü: Bursa

Savunma sanayiinde yerlilik oranının yüzde 80’leri aştığı bir dönemde, Bursa bu ekosistemin sessiz ama en güçlü motoru konumunda olduğunu aklından çıkarmamalıdır. Otomotivin tecrübeli altyapısını savunma teknolojilerine entegre eden Bursalı üreticiler; ASELSAN ve TUSAŞ gibi devlere sağladıkları yüksek teknoloji bileşenlerle, Türkiye’nin caydırıcılığına doğrudan katkı sunarken aynı zamanda TOGG ile Bursa, bambaşka bir teknoloji merkezine dönüştü. Bursa’nın teknik tekstildeki birikimi, enerji sektöründeki yerli çözümleri ve makine sanayisinin hassasiyeti, IDEF gibi platformlarda sergilenen "Tam Bağımsızlık" vizyonunun temel yapı taşları olarak elimizi güçlendiriyor. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası iştiraki olan KFA Fuarcılık tarafından yürütülen “IDEF 2025” fuarının başarıları ile övünürken, “IDEF 2027” organizasyonunun da yine KFA Fuarcılık sayesinde İstanbul Fuar Merkezi’nde Bursa markası ile yapılması şehir ve hepimiz adına hem önemli bir gurur hem de ekonomik bir fırsat diyebiliriz.

Bursa’yı, NATO Zirvesi ile birlikte bütünleştirerek değerlendirirken elbette şehrin fırsatları kadar olası ulusal krizlerdeki dayanıklılığını ve stratejik yeterliliklerini masaya yatırmak zorundayız. Bursa; tarihsel olduğu kadar coğrafik özellikleri ile de “yaşayan bir kale” diyebiliriz.

Bursa’nın Krizlere Karşı Stratejik Dayanıklılığı

Günümüzde çok net olarak gözlemlediğimiz “hibrit tehdit” ortamında güvenlik, sadece uçak ve tankla değil, “toplumsal dayanıklılık” ile tanımlanıyor dediğimizde yanılmış olmayız. NATO zirvesi sürecinde veyahut herhangi bir olası kriz anında Bursa; sadece sanayi gücüyle değil, sahip olduğu tarım havzaları ve hayvancılık kapasitesiyle Türkiye’nin lojistik ve gıda güvenliğinin kalesidir. Uludağ’ın bereketli su rezervleri ve Karacabey-Yenişehir hattındaki tarımsal üretimimiz, şehrimizi sadece bir sanayi merkezi değil, stratejik bir yaşam ve savunma üssü haline getirmektedir. Her ne kadar yeterli ve etkili bir biçimde kullanamıyor olsak bile Yenişehir’de bulunan “Bursa Havalimanı” askeri hava savunma açısından çok değerlidir. Ankara ve İstanbul’a olan yakınlığı ile birlikte güçlü ulaşım ağları ile üretim ve insan gücünü de değerlendirdiğimizde Bursa; NATO Zirvesi’nde Ankara’nın en büyük yol arkadaşı ve savunma hattıdır diyebiliriz…

Geleceği Şekillendiren Güç: “Teknoloji”

Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi’nden çıkacak ilk mesaj çok net olarak “güvenliğin ekonomik ve teknolojik boyutu, askerî kapasiteyle eş değerdedir” cümlesi ile özetlenebilir. Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi ile Bursa’yı eş güdümle değerlendirmek zorundayız. Şehrin tekstilden otomotive, havacılıktan savunmaya kadar uzanan geniş üretim yelpazesi ve küresel düzeyde oluşan yeni güvenlik paradigması Türkiye’nin elini güçlendiren en büyük koz olarak Bursa’yı işaret etmektedir.

NATO Zirvesi’nden çıkacak yeni vizyonu, IDEF gibi fuarlarda teknolojiye dönüştürecek olan Türkiye, Bursa gibi kadim bir şehrin üretim gücüyle sadece bölgesel değil, küresel bir savunma ve lojistik merkezi olma yolunda kararlılıkla ilerleyecektir. Her ne kadar siyasi veyahut bürokratik ihmaller ile Bursa ile Ankara, İstanbul ve İzmir’in arasında halen daha demir ağlar ile güçlendirilmiş bir ulaşım aksı kurulamamış olsa bile şehir, küresel boyutta ve her açıdan stratejik öneme sahiptir. Ki; şehrin hem deniz hem de hava gücünü maalesef Ankara ile Bakanlıklar, on yıllardır atıl durumda tutmaya devam etmektedir!

Türkiye için savunma sanayiinde "yerli ve milli" üretim, artık sadece bir hedef değildir. Ve yine “yerli ve milli” kavramları Bursa’nın sanayi hafızasında somutlaşmış bir gerçekliktir. Bursa; bünyesinde barındırdığı bu gücü tarımsal ve doğal kaynaklarının dayanıklılığı ile birleştirdiğinde, Türkiye’nin önünde durabilecek hiçbir stratejik engel kalmayacaktır.

İşte bu sebeple Bursa; NATO Zirvesi’nin ev sahipliğini üstlenen Ankara kadar stratejik boyutta güçlü ve önemli bir şehirdir. Bursa; NATO Zirvesine katılan dünya liderlerinden en azından birini sanayi bölgelerine, tarihi çarşılarına veyahut üretim üslerine getirdiği takdirde elde edeceği stratejik ihracat gücünün ekonomik boyutunu hesaplayacak bir hesap makinesi olmayacağını net olarak ifade edebilirim. Ve böylesine kritik bir süreçte biz, tüm fırsatları hatırlatırken inşallah fırsatları ve hayalleri gerçekleştirmek ile mükellef olanlar ayakta uyumuyorlardır diyerek hayırlı ve bereketli bir hafta diliyorum…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.