Ömer Küçükkaya
Köşe Yazarı
Ömer Küçükkaya
 

Kırık Ok…

Savaş meydanlarından Uludağ’ın zirvesine gerçekleştirdiğimiz incelemelerde gördük ki; İran savaşından daha büyük bir savaş ve ihanet ile yüz yüzeyiz… Kadim medeniyetlerin; Katil İsrail ve Kasap Netanyahu emri ile hepi topu yüzyıllık ABD’nin kaybetmesi ile ünlü orduları ile dümdüz edildiği Ortadoğu’da, güneş batıdan doğar mı? Kayıp şehirlerin ve kaybolmuş efsanelerin ruhlarının ışığında, tozlu raflardan ve üç harfli her türlü yapıdan bugünlere doğru geldiğimizde görmekteyiz ki; ne savaş ne de daha kötüsü daha başlamadı! “Ulusal Güvenlik” anlamında hem bürokratik hem de siyasi anlamda yeterliklilikleri kanıtlanmış bir büyüğümüzün ifadesi ile belirtmek isterim ki; soframızda ki tabakların hepsini kaldırmanın ve orta boyutta bir tabağın yarısı ile günü tek öğün olarak yaşamanın hemen öncesindeyiz. Vakit, tasarrufun çok ötesinde harp vaktidir değerli okurlarım… Elbette “Milli Güvenlik” kavramını önemsizleştirdik hatta lise müfredatından bile kaldırdık. Darbelerden korkan ve çekinen siyasetçiler yüzünden kışlalarımızı şehirlerimizin dışına taşıdık. Askeri hastanelerimizi sözüm ona “ayrımcılık yapılıyor” iddiası ile kapattık. Ve önce pandemi de sonrasında ise İran savaşında gördük ki; ülkeyi siyaseten ve bürokratik olarak yönetenler telafisi mümkün olmayan çok büyük yanlışlara imza atmışlar ve atmaya devam ediyorlar. Elbette Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 25 yıllık AK Parti iktidarları döneminde çok büyük ilerlemeler kaydetti, lakin bir o kadar da kayıplar yaşamadığını iddia edemeyiz. FETÖ’nün bugün farklı isim ve kılıflar altında yeniden çınar olmaya başladığını FETÖ ile mücadele sürecinin basiretsizliği ve samimiyetsizliğinden anlamaktayız. FETÖ’nün mağdur ettikleri halen daha Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sadakat ile bağlı oldukları halde mağduriyetleri giderilmezken, FETÖ’nün uşakları zenginliklerine zenginlik katmaya ve çifte pasaport ile Dünya’yı gezmeye devam ediyorlar… Mübarek Ramazan Ayı ve Bayramı süresince ve akabinde bugüne kadar sahada gerçekleştirdiğimiz analizlerde gördüm ki; Türk Milleti, 100 yıl önce olduğu gibi bugün yine her türlü fedakârlığı ülkesi ve devleti için yapmaya hazır. Peki, ülkenin yönetim sürecinde olanlar Aziz Milletin beklediği vefakârlığı gösterebilecekler mi? Bugün yine 100 yıl önce olduğu gibi 15 yaşında hatta daha genç evlatlar cepheye korkmadan gitmeye hazır… Peki, siyaset ve bürokrasi ülkeyi ateş çemberinin içerisinden yanmadan çıkarabilecek her türlü atamayı ferasetle gerçekleştirebilecekler mi? Her şey için daha ne kadar çok geç kalacaksınız? Ülke yangın yeri değerli okurlarım; sosyal güvenlik sistemi hükümetin muhalefetin tuzağına düşmesi nedeniyle “EYT” mağduru! Emekli maaşları yetmezken, emekli maaşları asgari ücretin altındayken, işsizlik maaşlarının da emekli maaşlarının çok altında olduğunu belirtmek isterim. Türkiye’yi yönetenler maalesef ülkede yaşayan vatandaşları “asgari geçim” standartlarında bile yaşatamaz konuma geldiler. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarına 70 Bin TL artı maaş veyahut seyyanen zam çağrısını haksız bulmamız elbette imkânsız. Lakin bu zammı sadece Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile sınırlı tutarsak Vali ve Kaymakamları, daha üst bürokratları unutursak ülkenin yerel ve genel yönetiminde “Adil Düzen” tesisi sağlayabilir miyiz? Ki; Adli ve İdari Yargı içerisindeki zabıt kâtiplerini, mübaşirleri, infaz koruma memurlarını, bilgi işlem personelini, hizmetli ve teknik personeller ile şoförleri ve daha nice kadroları işin içine katmadım bile… Türkiye’de çok ciddi bir siyasi değişim ihtiyacı olduğunu sokaktaki herkes ifade ediyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yeniden 2002 ruhuna gelmesi imkânsız. Ve yine 15 Temmuz’dan ders almamış bir iktidar ve ülke yönetimi ile yüz yüze olduğumuzu kabul etmekte zorlanan bir yönetim anlayışı ile ülkeyi battığı çukurdan kısa sürede çıkarmak pek mümkün görünmüyor. Peki, umutsuz ve çaresiz miyiz? Türkiye’yi yeni bir “Kurtuluş Savaşı” eşiğine taşıyarak yeni bir “Mustafa Kemal Atatürk” mü bekleyeceğiz? Gençliğe Hitabe aslında bu minvalde çok net bir yol haritası ve kurtuluş reçetesi diyebiliriz. Lakin geldiği noktada hızla sınırları ve boyutları genişleyen İran savaşının Anadolu topraklarına hem güneyden hem batıdan sıçrama ihtimali çok yüksek. Savaş, kapımızda değil içimizde… Nüfusunu ve ordusunu küçümsediğimiz “Yunanistan” ve “Yunan Zulmü” halen daha milletin hafızasından silinmedi! Milli Eğitim Bakanlığı’nın acilen Milli Savunma Bakanlığı ile birlikte okullar kapanmadan hemen önce 12 saatlik “Milli Güvenlik Stratejileri” eğitimi ile en azından lise son sınıf ve ortaokul son sınıf öğrencilerini bilinçlendirmesi gerekiyor… Hiçbir zaman kıymetini bilmediğimiz Çanakkale’yi ve Çanakkale Savaşlarını yeniden yaşamak üzere olduğumuzu bir kere daha hatırlatma mecburiyeti içerisindeyim. Kahramanmaraş’ın yıkılışını ve Gaziantep’i unuttuğumuzu belirtirken, Hatay’da ki nüfus değişimlerinin lehimize değil aleyhimize olduğunu ve aynı değişimin Bursa başta olmak üzere birçok büyükşehrimizde gerçekleştiğini görmemiz gerekiyor… Nüfusumuz tükeniyor! “Terörsüz Türkiye” mottosu ile ilerlerken çetelere, uyuşturucuya ve sanal bahis yapılanmaları ile borç batağına sürüklediğimiz büyük şehirlerimizdeki vatandaşlarımızın yıkılan ailelerini, artan boşanmaları, suç oranlarını ve batan esnafı hatırlatmakta fayda görüyorum… Ülkede “genel af ile güçlü reformlar” başlatmakta çok geç kalmadık mı? Yazımın başlığını neden mi “Kırık Ok” olarak belirledim? "Kırık Ok" (Broken Arrow), Amerikan askeri terminolojisinde nükleer silahların kaybolması, çalınması, kaza geçirmesi veya kazara ateşlenmesi gibi nükleer savaş riski taşımayan ciddi kazaları ifade eden gizli kod ismidir. Ayrıca Vietnam Savaşı'nda bir birliğin yok olma tehlikesi altında olduğunu ve acil hava desteği gerektiğini bildiren telsiz kodu olarak da kullanılmıştır. Türkiye’nin de acil hava desteğine ihtiyacı vardır! Türkiye’nin acilen gökler ile temasını yeniden sağlamaya ve Yüce Allah ile daha fazla iletişim halinde olmaya ihtiyacı vardır. Türkiye’nin olası bir kazayı atlatabilme ve o kazadan sağ çıkabilme durumu yoktur. Bu sebeple sadakalarımızı, zekâtlarımızı artırırken vergileri ve cezaları azaltarak ülkede yeniden maddi ve manevi bereket iklimini ve huzuru tesis etmek zorundayız. Yarın çok geç! Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti Bakanlarının ceza artışlarında ısrarcı olan Adalet Bakanlığı ile geleceği son durak cezaevi isyanlarının daha fazlası olacaktır. Orhaneli’ne Türkiye’nin en büyük cezaevi planlanırken, olası bir depremde yıkılması muhtemel Orhaneli Adliyesi’ni sadece bina güçlendirmesi ile ayakta tutamazsınız! Orhaneli ilçemize acilen her türlü acil müdahaleye uygun çok geniş park alanları, sığınaklar ve duruşma bekleme sürecinde kullanılmak üzere nezarethaneleri olan dev bir “Adalet Kampüsü” yapmaya mecbursunuz! Bursa’nın Avukat Milletvekillerine ve Bursa Barosu’na sesleniyorum; “Orhaneli Adliyesi” ve yargı mensupları büyük bir güvenlik tehlikesi altında! Büyük Türkiye’nin Güçlü Türkiye’nin Adalet Bakanlığı başta Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı olmakla birlikte acilen Orhaneli Adliyesi ile ilgili daha geniş bir alanda daha sağlıklı ve kullanıma müsait “Adalet Kampüsü” projelerini hızla hayata geçirmek zorundadır. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tehlikeyi görerek konuyu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte güçlü bir şekilde gündeme taşıması “Milli Güvenlik” meselesidir… Ve son sözü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a dair söylemek istiyorum; “Orhaneli halkı sizi bekliyor. Bursa’ya gelmesiniz bile Orhaneli’ne mutlaka gelmelisiniz. Orhaneli halkı size Kurtuluş Mücadelesinin ruhunu tüm varlığı ile bir kere daha gösterecektir. Türkiye’nin güçlü yarınları için tez zamanda Orhaneli’ye mutlaka geliniz…”
Ekleme Tarihi: 27 Mart 2026 -Cuma
Ömer Küçükkaya

Kırık Ok…

Savaş meydanlarından Uludağ’ın zirvesine gerçekleştirdiğimiz incelemelerde gördük ki; İran savaşından daha büyük bir savaş ve ihanet ile yüz yüzeyiz…

Kadim medeniyetlerin; Katil İsrail ve Kasap Netanyahu emri ile hepi topu yüzyıllık ABD’nin kaybetmesi ile ünlü orduları ile dümdüz edildiği Ortadoğu’da, güneş batıdan doğar mı?

Kayıp şehirlerin ve kaybolmuş efsanelerin ruhlarının ışığında, tozlu raflardan ve üç harfli her türlü yapıdan bugünlere doğru geldiğimizde görmekteyiz ki; ne savaş ne de daha kötüsü daha başlamadı! “Ulusal Güvenlik” anlamında hem bürokratik hem de siyasi anlamda yeterliklilikleri kanıtlanmış bir büyüğümüzün ifadesi ile belirtmek isterim ki; soframızda ki tabakların hepsini kaldırmanın ve orta boyutta bir tabağın yarısı ile günü tek öğün olarak yaşamanın hemen öncesindeyiz. Vakit, tasarrufun çok ötesinde harp vaktidir değerli okurlarım…

Elbette “Milli Güvenlik” kavramını önemsizleştirdik hatta lise müfredatından bile kaldırdık. Darbelerden korkan ve çekinen siyasetçiler yüzünden kışlalarımızı şehirlerimizin dışına taşıdık. Askeri hastanelerimizi sözüm ona “ayrımcılık yapılıyor” iddiası ile kapattık. Ve önce pandemi de sonrasında ise İran savaşında gördük ki; ülkeyi siyaseten ve bürokratik olarak yönetenler telafisi mümkün olmayan çok büyük yanlışlara imza atmışlar ve atmaya devam ediyorlar. Elbette Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 25 yıllık AK Parti iktidarları döneminde çok büyük ilerlemeler kaydetti, lakin bir o kadar da kayıplar yaşamadığını iddia edemeyiz. FETÖ’nün bugün farklı isim ve kılıflar altında yeniden çınar olmaya başladığını FETÖ ile mücadele sürecinin basiretsizliği ve samimiyetsizliğinden anlamaktayız. FETÖ’nün mağdur ettikleri halen daha Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sadakat ile bağlı oldukları halde mağduriyetleri giderilmezken, FETÖ’nün uşakları zenginliklerine zenginlik katmaya ve çifte pasaport ile Dünya’yı gezmeye devam ediyorlar…

Mübarek Ramazan Ayı ve Bayramı süresince ve akabinde bugüne kadar sahada gerçekleştirdiğimiz analizlerde gördüm ki; Türk Milleti, 100 yıl önce olduğu gibi bugün yine her türlü fedakârlığı ülkesi ve devleti için yapmaya hazır. Peki, ülkenin yönetim sürecinde olanlar Aziz Milletin beklediği vefakârlığı gösterebilecekler mi? Bugün yine 100 yıl önce olduğu gibi 15 yaşında hatta daha genç evlatlar cepheye korkmadan gitmeye hazır… Peki, siyaset ve bürokrasi ülkeyi ateş çemberinin içerisinden yanmadan çıkarabilecek her türlü atamayı ferasetle gerçekleştirebilecekler mi? Her şey için daha ne kadar çok geç kalacaksınız?

Ülke yangın yeri değerli okurlarım; sosyal güvenlik sistemi hükümetin muhalefetin tuzağına düşmesi nedeniyle “EYT” mağduru! Emekli maaşları yetmezken, emekli maaşları asgari ücretin altındayken, işsizlik maaşlarının da emekli maaşlarının çok altında olduğunu belirtmek isterim. Türkiye’yi yönetenler maalesef ülkede yaşayan vatandaşları “asgari geçim” standartlarında bile yaşatamaz konuma geldiler. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarına 70 Bin TL artı maaş veyahut seyyanen zam çağrısını haksız bulmamız elbette imkânsız. Lakin bu zammı sadece Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile sınırlı tutarsak Vali ve Kaymakamları, daha üst bürokratları unutursak ülkenin yerel ve genel yönetiminde “Adil Düzen” tesisi sağlayabilir miyiz? Ki; Adli ve İdari Yargı içerisindeki zabıt kâtiplerini, mübaşirleri, infaz koruma memurlarını, bilgi işlem personelini, hizmetli ve teknik personeller ile şoförleri ve daha nice kadroları işin içine katmadım bile…

Türkiye’de çok ciddi bir siyasi değişim ihtiyacı olduğunu sokaktaki herkes ifade ediyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yeniden 2002 ruhuna gelmesi imkânsız. Ve yine 15 Temmuz’dan ders almamış bir iktidar ve ülke yönetimi ile yüz yüze olduğumuzu kabul etmekte zorlanan bir yönetim anlayışı ile ülkeyi battığı çukurdan kısa sürede çıkarmak pek mümkün görünmüyor. Peki, umutsuz ve çaresiz miyiz? Türkiye’yi yeni bir “Kurtuluş Savaşı” eşiğine taşıyarak yeni bir “Mustafa Kemal Atatürk” mü bekleyeceğiz? Gençliğe Hitabe aslında bu minvalde çok net bir yol haritası ve kurtuluş reçetesi diyebiliriz. Lakin geldiği noktada hızla sınırları ve boyutları genişleyen İran savaşının Anadolu topraklarına hem güneyden hem batıdan sıçrama ihtimali çok yüksek. Savaş, kapımızda değil içimizde…

Nüfusunu ve ordusunu küçümsediğimiz “Yunanistan” ve “Yunan Zulmü” halen daha milletin hafızasından silinmedi! Milli Eğitim Bakanlığı’nın acilen Milli Savunma Bakanlığı ile birlikte okullar kapanmadan hemen önce 12 saatlik “Milli Güvenlik Stratejileri” eğitimi ile en azından lise son sınıf ve ortaokul son sınıf öğrencilerini bilinçlendirmesi gerekiyor…

Hiçbir zaman kıymetini bilmediğimiz Çanakkale’yi ve Çanakkale Savaşlarını yeniden yaşamak üzere olduğumuzu bir kere daha hatırlatma mecburiyeti içerisindeyim. Kahramanmaraş’ın yıkılışını ve Gaziantep’i unuttuğumuzu belirtirken, Hatay’da ki nüfus değişimlerinin lehimize değil aleyhimize olduğunu ve aynı değişimin Bursa başta olmak üzere birçok büyükşehrimizde gerçekleştiğini görmemiz gerekiyor… Nüfusumuz tükeniyor!

“Terörsüz Türkiye” mottosu ile ilerlerken çetelere, uyuşturucuya ve sanal bahis yapılanmaları ile borç batağına sürüklediğimiz büyük şehirlerimizdeki vatandaşlarımızın yıkılan ailelerini, artan boşanmaları, suç oranlarını ve batan esnafı hatırlatmakta fayda görüyorum… Ülkede “genel af ile güçlü reformlar” başlatmakta çok geç kalmadık mı?

Yazımın başlığını neden mi “Kırık Ok” olarak belirledim? "Kırık Ok" (Broken Arrow), Amerikan askeri terminolojisinde nükleer silahların kaybolması, çalınması, kaza geçirmesi veya kazara ateşlenmesi gibi nükleer savaş riski taşımayan ciddi kazaları ifade eden gizli kod ismidir. Ayrıca Vietnam Savaşı'nda bir birliğin yok olma tehlikesi altında olduğunu ve acil hava desteği gerektiğini bildiren telsiz kodu olarak da kullanılmıştır.

Türkiye’nin de acil hava desteğine ihtiyacı vardır! Türkiye’nin acilen gökler ile temasını yeniden sağlamaya ve Yüce Allah ile daha fazla iletişim halinde olmaya ihtiyacı vardır. Türkiye’nin olası bir kazayı atlatabilme ve o kazadan sağ çıkabilme durumu yoktur. Bu sebeple sadakalarımızı, zekâtlarımızı artırırken vergileri ve cezaları azaltarak ülkede yeniden maddi ve manevi bereket iklimini ve huzuru tesis etmek zorundayız. Yarın çok geç!

Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti Bakanlarının ceza artışlarında ısrarcı olan Adalet Bakanlığı ile geleceği son durak cezaevi isyanlarının daha fazlası olacaktır. Orhaneli’ne Türkiye’nin en büyük cezaevi planlanırken, olası bir depremde yıkılması muhtemel Orhaneli Adliyesi’ni sadece bina güçlendirmesi ile ayakta tutamazsınız! Orhaneli ilçemize acilen her türlü acil müdahaleye uygun çok geniş park alanları, sığınaklar ve duruşma bekleme sürecinde kullanılmak üzere nezarethaneleri olan dev bir “Adalet Kampüsü” yapmaya mecbursunuz!

Bursa’nın Avukat Milletvekillerine ve Bursa Barosu’na sesleniyorum; “Orhaneli Adliyesi” ve yargı mensupları büyük bir güvenlik tehlikesi altında! Büyük Türkiye’nin Güçlü Türkiye’nin Adalet Bakanlığı başta Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı olmakla birlikte acilen Orhaneli Adliyesi ile ilgili daha geniş bir alanda daha sağlıklı ve kullanıma müsait “Adalet Kampüsü” projelerini hızla hayata geçirmek zorundadır. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tehlikeyi görerek konuyu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte güçlü bir şekilde gündeme taşıması “Milli Güvenlik” meselesidir…

Ve son sözü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a dair söylemek istiyorum; “Orhaneli halkı sizi bekliyor. Bursa’ya gelmesiniz bile Orhaneli’ne mutlaka gelmelisiniz. Orhaneli halkı size Kurtuluş Mücadelesinin ruhunu tüm varlığı ile bir kere daha gösterecektir. Türkiye’nin güçlü yarınları için tez zamanda Orhaneli’ye mutlaka geliniz…”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.