Bugün takvim hepimiz için bir yaprak daha değiştirdi. Mayıs kapandı, Haziran açıldı. Ve 2026 yılının tam ortasına geldik. Yani bugün, 1 Haziran Pazartesi, hem yeni bir ayın hem de yeni bir dönemin kapısındayız. İçerisinde Kurban Bayramı’nın da olduğu 9 günlük tatil sonrasında ne değişti ki? Dün Mayıs'tı, bugün Haziran. Güneş yine doğdu, aynı trafik, aynı telaş, aynı sıkıntı. İnsanlar aslında çok haklılar. Takvim sayfası değişince hayat düzelmiyor, güzelleşmiyor. Ama şunu da biliyorum; insan bazen bir başlangıca ihtiyaç duyuyor. Bir nokta koyma anına. Bir derin nefese. Ve Haziran'ın ilk günü tam olarak böyle bir fırsat diyebiliriz.
Haziran'ın ilk sabahı, yalnızca takvimin bir yaprağı değişmiyor; aynı zamanda siyasi ve ekonomik tablonun netleşmeye başladığı kritik bir dönüm noktasının kapısı aralanıyor. İnsanlık; Mayıs ayını geride bırakırken, birikmekte olan tabloya ilişkin Türkiye'nin hem iç dengelerinde hem de küresel arenada kritik bir görünümün tam ortasında desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Türkiye; desteklenmeyi hak ediyor. Yıllık bazda dezenflasyon süreci ilan eden ekonomik yönetim kadar, sokaktaki esnafın henüz tıslayamadığı bu seyir, Haziran'ı hem umut hem de sınav ayı yapıyor diyebiliriz. Sizlere bu köşeden “yeni bir merhaba” derken birkaç temel konuya değinerek “para ve fırsat ilişkisi” kavramlarına değinmek istiyorum…
Küresel jeopolitiğin altüst olduğu bu dönemde Türkiye, hem doğu hem batıyla müzakere masasında oturmanın yarattığı avantajını sahaya taşıyor. Ben her zaman yeni başlangıçlara inandım. Her yazımda ifade ettiğim gibi bazı yollar sadece paraya değil aynı zamanda güçlü fırsatlara açılır. Bugün sizlere o boyuttan seslenmek ve o uygunlukla ulaşmak istiyorum: Bu yılın ilk yarısında ne bıraktınız, ne biriktirdiniz?
Toplumun büyük bir çoğunluğu Ocak ayının başında büyük planlar yaptı. Kimi kilo verecek, kimi daha çok kitap okuyacak, kimi işlerin işleyişini değiştirecek, kimi kendine daha çok zaman ayıracaktı. Sonra hayat geldi, önümüze serildi. Faturalar, koşturmacalar, yorgunluklar. Ve planlar, hayatın gidişatı ile birlikte elimizdeki gerçekler ve ütopyalar arasında sıkıştı.
Ve bugün Haziran ayının ilk günündeyiz. Hâlâ altı ay var önümüzde. Şimdi çok sesli düşünün. Bir çiftçi, “tohumumu geç eker miyim” diye üzülmez. Toprağa ne zaman düşerse düşsün, nasıl bakılacağını düşünür. Biz de öyle bakmalıyız bugünden sonrasına. Hayata merhaba demeye geç mi kaldık yoksa halen her şey için daha çok erken mi diye kendi içimizde tartışalım. Ve sonra yılın yeni 6 aylık kısmının ilk ayına yani Haziran'ın bölümlerine ne eklediğimize bakalım…
Türkiye; savunma sanayinden lojistiğe, enerjiden diplomasiye uzanan geniş bir cephede, küresel aktör olma varlığını tüm dünya ülkeleri nezdinde gururla taşımaya devam ediyor. Bu büyümenin ekonomik denklemi aynı hızla devam ederken, ihracat rakamları ulusal yönetime güç ve güven veriyor.
Türkiye'nin rekorlar kıran ihracat rakamları maalesef kendi vatandaşları nezdinde eşit olarak hissedilmiyor. Ve yaşanan bu ekonomik eşitsizlik; hem şehirleri, hem toplumu, hem de ülkeyi germeye devam ediyor. İşte böyle bir dönence içerisinde Bursa’nın duruşu ve tutumu Türkiye için çok önemli ve hatta hayati diyebiliriz.
Bursa, Türkiye gerçeğinin en hikâyeli örneği olmayı sürdürüyor. Kentin ihracat hacmi zirveleri zorlarken, organize sanayi bölgelerine ilişkin haberler birbirini kovalıyor. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay’ın vizyoner adımları Bursa'yı Türkiye'nin “teknik düşünce merkezi” olmaya sürüklerken, öte yanda şehrin kılcal damarlarının tıkalı olması gerçekliği ile yüzleşiyoruz. Küçük esnaf, dijital dönüşüm ve enflasyonun çift taraflı baskısı altında kaderine terk edilmeye devam ediliyor. Haziran ayı bu kapsamı derinleştirerek mi yoksa çözerek mi geçecek, işte asıl soru bu olmalı diye düşünmeliyiz. Kabul etmeliyiz ki; Bursa esnafı sahipsiz ve kaderine terk edilmiş durumda. Birkaç esnaf odası başkanının cılız hak arayış sesi BESOB’un derin sessizliği ve BESOB sosyal medya hesaplarının “yeniden seçildiğimiz için hayırlı olsun ziyaretleri sürüyor” paylaşımları altında eziliyor. Esnaf icralık, Esnafın Başkanları ise gülümsüyor…
Bursa özelinde, ekonomik ve siyasi denklemlerde hem ilgi çekici hem de sonuç verici bir boyut görmekteyiz. Osmangazi'de Belediye Başkanı Erkan Aydın'ın şeffaf ve ölçülebilir yönetim pratiği, yalnızca yerel bir belediyecilik başarısı değil; 2028 yerel seçimlerine doğru kurulmakta olan güç yapısının temel taşı olarak ortaya çıkıyor. İktidarın seçim haritalarında Osmangazi'nin parçaları, Ankara'nın çok iyi hesapladığı bir sır olmaktan çıktı. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki; 2026 Kasım ayında oluşabilecek olağanüstü, erken veya baskın bir seçimde Bursa’nın kaderini ama iktidar ama muhalefet nezdinde “Osmangazi” belirleyecek dediğimizde abartmış olmalıyız…
Ve elbette iktidarın son yerel seçimlerde güç kaybetmesine rağmen yerel yönetimi kazandığı Yıldırım'ın denklemlerini hesaba kattığımızda, ilerleyen süreçte sahanın durumunu belirleyecek olan bir diğer kritik değişkenin “Bulgaristan Türkleri”, “Doğu ve Güneydoğu seçmeni” ile “emekliler” olduğunu görmekte zorlanmıyoruz.
Haziran yalnızca Bursa ve Türkiye için değil, tüm dünya için bir duraklama ve yeniden nefes alma mevsimi olacaktır. Ticaret savaşlarının hızı kesilmeden devam ettiği bir dönemde, Ortadoğu'da ateş henüz söndürülemedi ve Ukrayna'da denge arayışları devam ediyor. Türkiye'nin savunma sanayi ve askeri nitelikleri ile istihbarat başarıları bulunduğu geniş coğrafyada, savaşçı mevkiler açısından tarihi bir değer taşıyor. Türkiye; içerisinde bulunduğu bu konjonktürü iç siyasette birlik ve ekonomide somut politikaya dönüştürebilirse, Haziran ayı gerçek anlamda bir başarı ayı olacak. Yok, bu dönüşüm sağlanamazsa ve Türkiye; eski çekişmelerde eriyip giderse, yeni bir ay hatta yıl daha kaybetmiş olacağız.
Biz bu köşeden hem Bursa'ya hem Türkiye'ye hem de küresel dengelere erişmeye, yazmaya ve sormaya devam ediyoruz. Çünkü Ankara çok iyi bilir; Bursa Osmangazi'den, Türkiye ise Bursa'dan yönetilmektedir. Bu gerçek değişmeden, Mayıs'ın hesabı da tamamen kapatılmış olmayacak. Yeni günün hayırlı ve yeni dönemin adımları sağlam olsun istiyorsanız; Bakanlar Kurulu revizyonu başta olmak üzere Valiler ve Emniyet Kararnamesi ile “AF Yasası”, “Yeni Anayasa” ve “Ekonomik ve Sosyal Reformlar” konusunda NATO Zirvesi’nin çok öncesinde somut adımlar atılmasını ülke adına faydalı görüyorum. Aksi halde Eylül ayına kalmadan Türkiye’de hazan mevsimini yaşamaya başlarız ve düşen yaprakların altında milletçe kayboluruz diye korkuyorum…
