Nuh Muaz Kapan
Köşe Yazarı
Nuh Muaz Kapan
 

Şeriati Ne Dedi, Biz Ne Anladık?

Düşünce dünyamızda son günlerde garip bir hoyratlık hüküm sürüyor. Bir dönemin zihin haritalarını çizen, kelimeleriyle binlerce insanı yerinden sıçratan isimler, bugün bir "eskici" dükkânına bırakılan eşyalar muamelesi görüyor. Özellikle Ali Şeriati üzerinden yürütülen, derinlikten mahrum ve insaftan yoksun tartışmalar, asıl meselenin Şeriati’nin fikirleri değil, bizim "düşünce haysiyeti" karşısındaki sınavımız olduğunu gösteriyor. Şeriati ne demişti? O, sadece sosyolojik bir tez ya da siyasi bir manifesto bırakmadı; o, uyuyan bir coğrafyanın damarlarına "idrak" şırınga etmeye çalıştı. İnsanı eşyalaşmaktan, dini bir afyon olmaktan kurtarıp bir sorumluluk bilincine dönüştürmek istedi. Peki, biz ne anladık? Ya onu körü körüne bir kutsallık zırhına büründürdük ya da bugün yaptığımız gibi, zamanın ruhunun değiştiğini bahane ederek tek kalemde infaz ettik. Bir düşünce adamını, kendi yaşadığı yangının ortasından çekip alıp, bugün klimalı odalarımızda kurduğumuz steril cümlelerle yargılamak en hafif tabiriyle haddini aşmaktır.  Şeriati’nin fikirleri hatasız mıdır? Elbette hayır. Ancak onun hatası bile, bugün birçok sözde entelektüelin "doğrusundan" daha fazla bedel ödenmiş ve daha fazla ter dökülmüş bir hatadır. Düşüncenin kimyası, bir ömrü bir çırpıda harcamaya elvermez. Çünkü o fikirler sadece mürekkepten değil; hapislerden, sürgünlerden ve nihayetinde şüpheli bir ölümle noktalanan bir adanmışlıktan süzülüp gelmiştir. Tam da burada Cemil Meriç’in o vakur duruşunu hatırlamak zorundayız. Gözlerini bu uğurda feda eden bir adamın, kütüphanesini bir kale gibi savunmasıyla; Şeriati’nin "Ebu Zer" diye haykırması aynı hakikat sancısının farklı tezahürleridir. Biri Doğu-Batı arasında bir köprü kurmak için kendi canını halat niyetine kullanmış, diğeri İslam’ın özündeki adalet ruhunu uyandırmak için kendini feda etmiştir. Bugün "Şeriati artık bir anlam ifade etmiyor" diyenlerin asıl kaçırdığı nokta şudur: Bir düşünürün değeri, sadece onun çözümlerinin bugün hâlâ geçerli olup olmamasıyla ölçülmez. O, sorduğu sorularla, açtığı kapılarla ve en önemlisi düşüncesiyle yaşamı arasındaki o sarsılmaz benzerlikle değer kazanır. Fikriyle hayatı arasında uçurum olmayan her kim olursa olsun, onu tek nefeste harcamak, aslında kendi düşünme yetimize ihanet etmektir. Düşünce adamlarına karşı takınılan bu üstenci tavır, entelektüel bir gelişmişlik değil, aksine bir hafıza kaybıdır. Eleştirelim, reddedelim ama asla bu emeğin ve bedelin haysiyetini çiğnemeyelim. Çünkü düşünürlerinin harcanma hızı, o toplumun çoraklaşma hızına eşittir.
Ekleme Tarihi: 10 Mart 2026 -Salı
Nuh Muaz Kapan

Şeriati Ne Dedi, Biz Ne Anladık?

Düşünce dünyamızda son günlerde garip bir hoyratlık hüküm sürüyor. Bir dönemin zihin haritalarını çizen, kelimeleriyle binlerce insanı yerinden sıçratan isimler, bugün bir "eskici" dükkânına bırakılan eşyalar muamelesi görüyor. Özellikle Ali Şeriati üzerinden yürütülen, derinlikten mahrum ve insaftan yoksun tartışmalar, asıl meselenin Şeriati’nin fikirleri değil, bizim "düşünce haysiyeti" karşısındaki sınavımız olduğunu gösteriyor.

Şeriati ne demişti? O, sadece sosyolojik bir tez ya da siyasi bir manifesto bırakmadı; o, uyuyan bir coğrafyanın damarlarına "idrak" şırınga etmeye çalıştı. İnsanı eşyalaşmaktan, dini bir afyon olmaktan kurtarıp bir sorumluluk bilincine dönüştürmek istedi. Peki, biz ne anladık? Ya onu körü körüne bir kutsallık zırhına büründürdük ya da bugün yaptığımız gibi, zamanın ruhunun değiştiğini bahane ederek tek kalemde infaz ettik.

Bir düşünce adamını, kendi yaşadığı yangının ortasından çekip alıp, bugün klimalı odalarımızda kurduğumuz steril cümlelerle yargılamak en hafif tabiriyle haddini aşmaktır. 

Şeriati’nin fikirleri hatasız mıdır? Elbette hayır. Ancak onun hatası bile, bugün birçok sözde entelektüelin "doğrusundan" daha fazla bedel ödenmiş ve daha fazla ter dökülmüş bir hatadır. Düşüncenin kimyası, bir ömrü bir çırpıda harcamaya elvermez. Çünkü o fikirler sadece mürekkepten değil; hapislerden, sürgünlerden ve nihayetinde şüpheli bir ölümle noktalanan bir adanmışlıktan süzülüp gelmiştir.
Tam da burada Cemil Meriç’in o vakur duruşunu hatırlamak zorundayız. Gözlerini bu uğurda feda eden bir adamın, kütüphanesini bir kale gibi savunmasıyla; Şeriati’nin "Ebu Zer" diye haykırması aynı hakikat sancısının farklı tezahürleridir. Biri Doğu-Batı arasında bir köprü kurmak için kendi canını halat niyetine kullanmış, diğeri İslam’ın özündeki adalet ruhunu uyandırmak için kendini feda etmiştir.

Bugün "Şeriati artık bir anlam ifade etmiyor" diyenlerin asıl kaçırdığı nokta şudur: Bir düşünürün değeri, sadece onun çözümlerinin bugün hâlâ geçerli olup olmamasıyla ölçülmez. O, sorduğu sorularla, açtığı kapılarla ve en önemlisi düşüncesiyle yaşamı arasındaki o sarsılmaz benzerlikle değer kazanır. Fikriyle hayatı arasında uçurum olmayan her kim olursa olsun, onu tek nefeste harcamak, aslında kendi düşünme yetimize ihanet etmektir.

Düşünce adamlarına karşı takınılan bu üstenci tavır, entelektüel bir gelişmişlik değil, aksine bir hafıza kaybıdır. Eleştirelim, reddedelim ama asla bu emeğin ve bedelin haysiyetini çiğnemeyelim. Çünkü düşünürlerinin harcanma hızı, o toplumun çoraklaşma hızına eşittir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.