Geçmişin ihtişamı, bugünün bilincinde çoğu zaman yalnızca estetik bir hayranlık nesnesine indirgenirken; çağın sefaleti, bu ihtişamın içini boşaltarak onu yaşayan bir tecrübe olmaktan çıkarır. Böylece kültür, bir hayat tarzı olmaktan ziyade, vitrinde sergilenen bir hatıraya dönüşür. Oysa kültür dediğimiz şey, müzelerde korunacak kadar donuk değil; hayatın içinde sürekli yeniden üretilmesi gereken canlı bir organizmadır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz kriz tam da burada başlar: Yaşam dünyamızı kuran anlamlar artık yaşanmaz, yalnızca temsil edilir hale gelmiştir. Gelenek, hayatı şekillendiren bir kaynak olmaktan çıkarak nostaljik bir süs eşyasına indirgenmiştir. Bu durum, insanı köksüzleştiren ve anlamla kurduğu bağı zayıflatan bir kırılmayı beraberinde getirir. Çünkü yaşanmayan anlam, zamanla unutulmaya; unutulan anlam ise hakikatle olan bağın kopmasına yol açar.
Modern insan, bir yandan geçmişe öykünürken diğer yandan onunla sahici bir temas kuramaz. Bu yüzden ortaya çıkan şey ne gerçek bir süreklilik ne de yeni bir inşa olur; aksine, yüzeysel bir kimlik üretimi ve derinlikten yoksun bir gerçeklik algısıdır. Kültürün yaşanmadığı, yalnızca semboller üzerinden temsil edildiği bir dünyada, hakikat de yerini simülasyonlara bırakır. Artık anlam, dönüştüren bir güç değil; yalnızca tüketilen bir imge haline gelir.
Böyle bir zeminde inşa edilen kimlikler de kaçınılmaz olarak kırılgandır. Çünkü onları besleyen şey, tecrübe edilmiş bir hayat değil; devralınmış fakat içselleştirilmemiş bir mirastır. Oysa anlam, ancak yaşandığında kök salar; ancak hayatı dönüştürdüğünde hakikat haline gelir. Aksi halde, elimizde kalan şey ne sahici bir geçmiştir ne de kurulabilir bir gelecek—yalnızca bugünün içi boşalmış tekrarlarıdır.
Bu nedenle asıl mesele, geçmişi yüceltmek ya da reddetmek değil; onu yeniden yaşanabilir kılmaktır. Kültürü müzeden çıkarıp hayata iade etmek, anlamı yeniden kurucu bir güç haline getirmek zorundayız. Çünkü yaşanmayan kültür, insanı da yaşanmamış bir hayata mahkûm eder. Ve böyle bir hayat, ne hakikate ulaşabilir ne de geleceğe dair sahici bir ufuk açabilir.
