Prof. Dr. Mustafa Kara, yaklaşık yarım asrı bulan ilmî çalışmalarıyla tasavvuf tarihini hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda görünür kılmış, Anadolu’nun ve özellikle Bursa’nın manevî birikimini ilim dünyasına taşımış müstesna isimlerdendir. Onlarca eser kaleme almış, üniversite sıralarında ve ilmî çevrelerde pek çok öğrenci yetiştirmiş; tasavvufu yalnızca teorik bir alan olarak değil, tarih, şehir ve kültürle birlikte okuyan bir perspektif geliştirmiştir.
Mustafa Kara hocanın ilmî duruşunu özgün kılan yönlerden biri, tasavvuf tarihini sadece metinler üzerinden değil, yaşandığı mekânlar üzerinden de düşünmesidir. Bu yaklaşım, yıllar içinde Bursa’nın tarihî aksı üzerinde gerçekleştirdiği şehir yürüyüşlerinde somut bir karşılık bulmuştur. Hocanın rehberliğinde yapılan bu geziler, klasik anlamda bir şehir tanıtımı değil; tasavvuf tarihinin, şehir dokusu ve insan hikâyeleriyle birlikte yeniden okunmasıdır.
Bu yürüyüşlerde camiler, türbeler, dergâhlar ve hazireler yalnızca mimari unsurlar olarak ele alınmaz. Her durak, tasavvuf tarihinin bir kavşağı gibi değerlendirilir. Bir dergâh önünde durulduğunda, orada hangi irfan geleneğinin yeşerdiği; bir türbe ziyaretinde ise o şahsiyetin Bursa’nın manevî ve ahlâkî dokusuna nasıl katkı sunduğu konuşulur. Böylece şehir, geçmişte kalmış bir tarih alanı olmaktan çıkar; tasavvufun sosyal hayata, ahlâka ve şehir kültürüne nasıl nüfuz ettiğini gösteren canlı bir yapıya dönüşür.
Hocanın şehir yürüyüşleri, aynı zamanda onun eserleriyle doğrudan irtibatlıdır. Tasavvuf tarihi, tekke kültürü ve Bursa’nın manevî şahsiyetleri üzerine kaleme aldığı çalışmalar, bu gezilerin ilmî zeminini oluşturur. Okuyucu, kitaplarda satırlar arasında takip ettiği tarihî ve fikrî hattı, şehirde adım adım yürüyerek tecrübe etme imkânı bulur.
Bu gezilere katılanlar için esas kazanım, bilgi artışından çok bakışın derinleşmesidir. Günlük hayatın içinde fark edilmeden geçilen bir mezar taşı, bir çeşme ya da sade bir yapı, tasavvuf tarihinin sessiz tanıklarına dönüşür. Şehir, bu anlatılar sayesinde sadece yaşanılan bir mekân değil; devralınmış bir medeniyet mirası olarak idrak edilir. Böylece şehir yürüyüşleri, kültürel bir etkinlikten öte, tarih ve aidiyet bilinci inşa eden bir sürece dönüşür.
Mustafa Kara hocamız bu yönüyle yalnızca eserleriyle değil, yetiştirdiği öğrenciler ve oluşturduğu düşünce iklimiyle de kalıcı izler bırakmaktadır. Onun Bursa sokaklarında yürüyerek kurduğu anlatı, tasavvuf tarihini akademik raflardan çıkarıp hayatın içine taşıyan nadir örneklerdendir. İlmin şehirle, tarihin mekânla, bilginin tecrübeyle buluştuğu bu yaklaşım, hem Bursa’nın hem de Anadolu tasavvufunun daha sahih ve derinlikli biçimde anlaşılmasına önemli bir katkı sunmaktadır.
Onun çalışmaları ve şehir yürüyüşleri, Bursa’nın manevî hafızasını diri tutan; geçmişle bugünü, metinle mekânı buluşturan kıymetli bir ilim ve kültür mirası olarak yaşamaya devam etmektedir. Bu mirasın yaşadığı önemli bir mekân olarak da hocamızın çalışmalarına devam ettiği “Bursa Prof. Dr. Süleyman Uludağ ve Prof. Dr. Mustafa Kara Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Kütüphanesi” şehrin köşe taşı yapılarından biridir.
