Nuh Muaz Kapan
Köşe Yazarı
Nuh Muaz Kapan
 

Şehirde Bir Yerde Durmak

Bir şehirde yaşıyorsunuz. Sabah kalkıyorsunuz, kahvenizi yapıyorsunuz, günün gürültüsüne karışıyorsunuz. Akşam eve dönüyorsunuz, yorgun ama tam olarak neden yorulduğunuzu bilmiyorsunuz. Yatmadan önce bir an duruyorsunuz. İçinizde belirsiz bir şey var, tarif edemediğiniz bir eksiklik. Ama yarın yine aynı şey olacak ve siz yine alışacaksınız. İsmet Özel bunu görmüş olmalı. “Şehrin insanı” diye seslendiğinde suçlamak için değil, tanımak için uzatmış elini. O hitap bir yargı değil, bir tanışma teklifidir aslında. Bak, seni görüyorum, diyor. Ve bu görülme hissi, şehirde o kadar nadir ki insanı bir anda sarsıyor. Şehir insanı zor bir denklemin içinde yaşar. Bir yanda sürekli akan hayat; hız, değişim, yenilik. Öte yanda içinde bir yerde duran ve bir türlü tam ifade edilemeyen bir özlem. Neye özlem? Bunu söylemek güç.  Belki daha yavaş bir zamana. Belki daha az seçeneğin olduğu ama her seçimin daha ağır hissettirdiği bir hayata. Belki sadece birileriyle gerçekten, derinlemesine, acelesi olmadan konuşmaya. Şehir bize çok şey öğretiyor; nezaketi, mesafeyi, idare etmeyi. Bunlar kötü şeyler değil. Ama bazen bu öğretinin bir bedeli oluyor. Sertleşmeden sertleşiyoruz, farkında olmadan. Birine “nasılsın” diye soruyoruz ama cevabını duymak için durmuyoruz. Bir arkadaşımızın sesindeki kırılganlığı fark ediyoruz, ama günün koşuşturması içinde o anda bir şey yapmak mümkün gelmiyor. Sonra üzülüyoruz. Çünkü aslında umursamıyoruz diye değil, tam tersine, çok şeyi umursadığımız için tükeniyoruz. İsmet Özel’in “kaypak ilgiler” dediği şey belki de budur; kötü niyetten değil, yorgunluktan doğan bir kayganlık. Şehir insanı kötü değildir, sadece çoktur üzerinde. Çok insan, çok ses, çok talep, çok hız. Ve bir noktada insan kendini korumak için biraz geri çekiliyor. Bu geri çekilme zamanla alışkanlığa, alışkanlık zamanla mesafeye dönüşüyor. Ve bir sabah kalkıp bakıyorsunuz; yıllardır aynı şehirde yaşadığınız komşunuzun adını bilmiyorsunuz. Ama işte tam burada, bu farkındalık anında, bir umut da saklıdır. Çünkü şehrin insanı hissetmeyi unutmamıştır, sadece ertelemiştir. O belirsiz eksiklik, o tarif edilemeyen yorgunluk aslında bir işarettir; hâlâ bir şeylerin peşinde olduğunuzun, hâlâ bir yere ait olmak istediğinizin. Şehir sizi tam olarak alamamıştır. İçinizde hâlâ taşıdığınız bir şey vardır, teslim etmediğiniz. Belki İsmet Özel’i okumak tam da bu yüzden iyi geliyor. Şiir bir ayna tutuyor ama bu aynanın önünde utanmak zorunda değilsiniz. Sadece durabilirsiniz. Kendinize bakabilirsiniz. Ve belki o bakıştan sonra, yarın sabah komşunuza “nasılsın” diye sorduğunuzda, bir an için durur, cevabını dinlersiniz.
Ekleme Tarihi: 04 Mart 2026 -Çarşamba
Nuh Muaz Kapan

Şehirde Bir Yerde Durmak

Bir şehirde yaşıyorsunuz. Sabah kalkıyorsunuz, kahvenizi yapıyorsunuz, günün gürültüsüne karışıyorsunuz. Akşam eve dönüyorsunuz, yorgun ama tam olarak neden yorulduğunuzu bilmiyorsunuz. Yatmadan önce bir an duruyorsunuz. İçinizde belirsiz bir şey var, tarif edemediğiniz bir eksiklik. Ama yarın yine aynı şey olacak ve siz yine alışacaksınız.

İsmet Özel bunu görmüş olmalı. “Şehrin insanı” diye seslendiğinde suçlamak için değil, tanımak için uzatmış elini. O hitap bir yargı değil, bir tanışma teklifidir aslında. Bak, seni görüyorum, diyor. Ve bu görülme hissi, şehirde o kadar nadir ki insanı bir anda sarsıyor.

Şehir insanı zor bir denklemin içinde yaşar. Bir yanda sürekli akan hayat; hız, değişim, yenilik. Öte yanda içinde bir yerde duran ve bir türlü tam ifade edilemeyen bir özlem. Neye özlem? Bunu söylemek güç.  Belki daha yavaş bir zamana. Belki daha az seçeneğin olduğu ama her seçimin daha ağır hissettirdiği bir hayata. Belki sadece birileriyle gerçekten, derinlemesine, acelesi olmadan konuşmaya.

Şehir bize çok şey öğretiyor; nezaketi, mesafeyi, idare etmeyi. Bunlar kötü şeyler değil. Ama bazen bu öğretinin bir bedeli oluyor. Sertleşmeden sertleşiyoruz, farkında olmadan. Birine “nasılsın” diye soruyoruz ama cevabını duymak için durmuyoruz. Bir arkadaşımızın sesindeki kırılganlığı fark ediyoruz, ama günün koşuşturması içinde o anda bir şey yapmak mümkün gelmiyor. Sonra üzülüyoruz. Çünkü aslında umursamıyoruz diye değil, tam tersine, çok şeyi umursadığımız için tükeniyoruz.

İsmet Özel’in “kaypak ilgiler” dediği şey belki de budur; kötü niyetten değil, yorgunluktan doğan bir kayganlık. Şehir insanı kötü değildir, sadece çoktur üzerinde. Çok insan, çok ses, çok talep, çok hız. Ve bir noktada insan kendini korumak için biraz geri çekiliyor. Bu geri çekilme zamanla alışkanlığa, alışkanlık zamanla mesafeye dönüşüyor. Ve bir sabah kalkıp bakıyorsunuz; yıllardır aynı şehirde yaşadığınız komşunuzun adını bilmiyorsunuz.

Ama işte tam burada, bu farkındalık anında, bir umut da saklıdır. Çünkü şehrin insanı hissetmeyi unutmamıştır, sadece ertelemiştir. O belirsiz eksiklik, o tarif edilemeyen yorgunluk aslında bir işarettir; hâlâ bir şeylerin peşinde olduğunuzun, hâlâ bir yere ait olmak istediğinizin. Şehir sizi tam olarak alamamıştır. İçinizde hâlâ taşıdığınız bir şey vardır, teslim etmediğiniz.

Belki İsmet Özel’i okumak tam da bu yüzden iyi geliyor. Şiir bir ayna tutuyor ama bu aynanın önünde utanmak zorunda değilsiniz. Sadece durabilirsiniz. Kendinize bakabilirsiniz. Ve belki o bakıştan sonra, yarın sabah komşunuza “nasılsın” diye sorduğunuzda, bir an için durur, cevabını dinlersiniz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.