Nuh Muaz Kapan
Köşe Yazarı
Nuh Muaz Kapan
 

Şehir: Mekânın Ahlakı, Zamanın Hafızası

Bir şehri şehir yapan şey, yalnızca yapılar değildir. Şehir dediğimiz şey, taşın üstüne sinmiş zaman; yolun kenarında biriken hatıra; meydanı dolduran seslerin birbirini dönüştürme biçimidir. Bu bakımdan şehir, sadece coğrafi bir yerleşim değil; aynı zamanda bir ahlâk düzeni, bir kültürel süreklilik, bir toplumsal ilişkiler örgüsüdür. İnsan nasıl yaşadığıyla kendini anlatırsa, şehir de kendini, mimariyle, idareyle, komşulukla, iktisatla, inançla, kederle ve hatta çoğu zaman fark edilmeden oluşan gündelik ritimlerle anlatır. Kocaeli ve Bursa, bu açıdan Türkiye’nin iki temel şehir tecrübesini temsil eder: Biri çoğu zaman “üretim” ve “geçiş” şehri olarak; diğeri ise “hafıza” ve “medeni süreklilik” şehri olarak okunur. Ama bu iki şehir, sandığımızdan daha fazla ortak bir kader taşır: İkisinin de merkezi meselesi, aslında şehir olmayı korumak ile şehirleşmeyi yönetmek arasındaki gerilimdir. Kocaeli, modern Türkiye’nin en açık “akış” şehirlerinden biridir. İnsanlar burada çoğu zaman bir yere “ait olmak” için değil, bir şeye “yetişmek” için yaşar. Fabrikalar, limanlar, otoyollar, lojistik ağlar… Bu ağlar Kocaeli’yi güçlü kılar; ama aynı zamanda onu kırılgan da yapar. Çünkü şehir, hızlandıkça kendini anlatma kapasitesini yitirir. Şehir, sadece üretince değil; üretirken hangi insan tipini, hangi aile düzenini, hangi hayat ufkunu ortaya çıkardığıyla da anlamlıdır. Bu yüzden Kocaeli üzerine düşünmek; bir sanayi şehrinin estetik ve sosyal sınırlarını, hatta “insanî kapasitesini” konuşmak demektir. Sanayileşme, beraberinde göçü getirir; göç, beraberinde çok katmanlı bir toplum oluşturur. Fakat bu katmanlılık, otomatik biçimde uyum üretmez. Tam tersine, eğer şehir, insan ilişkilerini taşıyacak bir kültürel dil kuramazsa, toplumsal hayat “paralel dünyalara” ayrılır. Aynı sokakta yaşayanlar birbirini tanımaz, aynı semtte büyüyenler ortak bir hikâyeye sahip olmaz. Kocaeli’de asıl mesele şudur: Şehir, her şeyi bir araya getirebilecek bir ortak bilinç üretebiliyor mu? Yoksa bu şehir, yalnızca “iş” üzerinden kurulan büyük bir organizma mı? İşte burada idarenin, daha doğrusu Valilik kurumunun önemi ortaya çıkar.Gündelik siyasetten bağımsız biçimde şehir sosyolojisine bakıldığında, Vali figürü yalnızca bir bürokrat değildir. Vali, modern devlette şehrin “düzen kurucu” aktörlerinden biridir. Çünkü şehirde düzen, sadece güvenlik ve denetim değildir: Düzen; kentin akışlarını yönetmek, krizlere karşı şehir refleksi geliştirmek, kurumlar arası koordinasyonu sağlamak, toplumsal gruplar arasında “kamusal dengeyi” korumaktır. Kocaeli gibi hızlı büyüyen şehirlerde Vali, çok kritik bir eşikte durur: Bir tarafta dinamizm, üretim, göç ve büyüme; diğer tarafta sosyal uyum, şehir estetiği, kamusal alan ve kültürel hayat. Kocaeli’nin önündeki ana sorulardan biri şudur: Şehir yalnızca büyüyen bir ekonomik alan mı olacak; yoksa yaşanabilir, anlamlı, insanı taşıyan bir medeniyet mekânına dönüşebilecek mi? Bu dönüşümün anahtarı, yerel yönetimlerle birlikte, şehrin devlet aklını taşıyan Valilik refleksinde belirir. Çünkü şehir yalnızca “imar” edilmez; aynı zamanda “idare” edilir. Ve idare, şehirde “görünmeyen” bir terbiye işidir. Bursa ise Kocaeli’nin tersine, bir “hız şehri” olmaktan çok bir “hafıza şehri”dir. Bursa’da zaman ağır akar; çünkü Bursa’nın zamanla kurduğu ilişki, geçmişi silmek değil, geçmişi bugünde taşımaktır. Bursa’yı Bursa yapan şey yalnızca Uludağ’ın gölgesi değildir; Bursa’yı Bursa yapan şey, şehirde hâlâ konuşan bir medeniyet dilinin varlığıdır. Bursa’nın önünde duran temel soru şudur: Bursa, geçmişin estetik bir dekoru mu olacak; yoksa geçmişin ahlâkını, şehir fikrini bugüne taşıyan canlı bir şehir mi? Bursa’da idare etmek, bir bakıma hafızayı idare etmektir. Kocaeli ve Bursa’nın ortak meselesi şudur: İnsanlar şehirde yaşıyorlar mı, yoksa şehirde bulunuyorlar mı? Bu soru aslında bir şehir felsefesi sorusudur. Çünkü “şehir” dediğimiz şey, yalnızca yerleşim değil; aynı zamanda hayatın anlam çerçevesidir. Kocaeli’de hayat, çoğu zaman üretim ve geçim üzerinden kurulur. Bursa’da ise hayat, çoğu zaman tarih ve gelenek üzerinden okunur. Fakat her ikisi de aynı tehlikeyle yüz yüzedir: Şehirler ya “işlevsel mekânlara” indirgenebilir ya da “geçmişin gölgesine” hapsedilebilir. Tam da bu yüzden şehir üzerine düşünmek, yalnızca şehircilik konuşmak değil; insanı konuşmaktır. Ve insanı konuşurken, iradeyi ve idareyi konuşmakta gerekir. İşte bu sebepledir ki; hem Kocaeli hem Bursa, idare merkezleri olan Valilik makamları ve Valileri ile Türkiye’nin gündeminde hızla yer edinmeye devam etmektedirler.
Ekleme Tarihi: 23 Ocak 2026 -Cuma
Nuh Muaz Kapan

Şehir: Mekânın Ahlakı, Zamanın Hafızası

Bir şehri şehir yapan şey, yalnızca yapılar değildir. Şehir dediğimiz şey, taşın üstüne sinmiş zaman; yolun kenarında biriken hatıra; meydanı dolduran seslerin birbirini dönüştürme biçimidir. Bu bakımdan şehir, sadece coğrafi bir yerleşim değil; aynı zamanda bir ahlâk düzeni, bir kültürel süreklilik, bir toplumsal ilişkiler örgüsüdür. İnsan nasıl yaşadığıyla kendini anlatırsa, şehir de kendini, mimariyle, idareyle, komşulukla, iktisatla, inançla, kederle ve hatta çoğu zaman fark edilmeden oluşan gündelik ritimlerle anlatır.

Kocaeli ve Bursa, bu açıdan Türkiye’nin iki temel şehir tecrübesini temsil eder: Biri çoğu zaman “üretim” ve “geçiş” şehri olarak; diğeri ise “hafıza” ve “medeni süreklilik” şehri olarak okunur. Ama bu iki şehir, sandığımızdan daha fazla ortak bir kader taşır: İkisinin de merkezi meselesi, aslında şehir olmayı korumak ile şehirleşmeyi yönetmek arasındaki gerilimdir.

Kocaeli, modern Türkiye’nin en açık “akış” şehirlerinden biridir. İnsanlar burada çoğu zaman bir yere “ait olmak” için değil, bir şeye “yetişmek” için yaşar. Fabrikalar, limanlar, otoyollar, lojistik ağlar… Bu ağlar Kocaeli’yi güçlü kılar; ama aynı zamanda onu kırılgan da yapar. Çünkü şehir, hızlandıkça kendini anlatma kapasitesini yitirir. Şehir, sadece üretince değil; üretirken hangi insan tipini, hangi aile düzenini, hangi hayat ufkunu ortaya çıkardığıyla da anlamlıdır.

Bu yüzden Kocaeli üzerine düşünmek; bir sanayi şehrinin estetik ve sosyal sınırlarını, hatta “insanî kapasitesini” konuşmak demektir. Sanayileşme, beraberinde göçü getirir; göç, beraberinde çok katmanlı bir toplum oluşturur. Fakat bu katmanlılık, otomatik biçimde uyum üretmez. Tam tersine, eğer şehir, insan ilişkilerini taşıyacak bir kültürel dil kuramazsa, toplumsal hayat “paralel dünyalara” ayrılır. Aynı sokakta yaşayanlar birbirini tanımaz, aynı semtte büyüyenler ortak bir hikâyeye sahip olmaz.

Kocaeli’de asıl mesele şudur: Şehir, her şeyi bir araya getirebilecek bir ortak bilinç üretebiliyor mu? Yoksa bu şehir, yalnızca “iş” üzerinden kurulan büyük bir organizma mı?

İşte burada idarenin, daha doğrusu Valilik kurumunun önemi ortaya çıkar.Gündelik siyasetten bağımsız biçimde şehir sosyolojisine bakıldığında, Vali figürü yalnızca bir bürokrat değildir. Vali, modern devlette şehrin “düzen kurucu” aktörlerinden biridir. Çünkü şehirde düzen, sadece güvenlik ve denetim değildir: Düzen; kentin akışlarını yönetmek, krizlere karşı şehir refleksi geliştirmek, kurumlar arası koordinasyonu sağlamak, toplumsal gruplar arasında “kamusal dengeyi” korumaktır.

Kocaeli gibi hızlı büyüyen şehirlerde Vali, çok kritik bir eşikte durur: Bir tarafta dinamizm, üretim, göç ve büyüme; diğer tarafta sosyal uyum, şehir estetiği, kamusal alan ve kültürel hayat. Kocaeli’nin önündeki ana sorulardan biri şudur: Şehir yalnızca büyüyen bir ekonomik alan mı olacak; yoksa yaşanabilir, anlamlı, insanı taşıyan bir medeniyet mekânına dönüşebilecek mi?

Bu dönüşümün anahtarı, yerel yönetimlerle birlikte, şehrin devlet aklını taşıyan Valilik refleksinde belirir. Çünkü şehir yalnızca “imar” edilmez; aynı zamanda “idare” edilir. Ve idare, şehirde “görünmeyen” bir terbiye işidir.

Bursa ise Kocaeli’nin tersine, bir “hız şehri” olmaktan çok bir “hafıza şehri”dir. Bursa’da zaman ağır akar; çünkü Bursa’nın zamanla kurduğu ilişki, geçmişi silmek değil, geçmişi bugünde taşımaktır. Bursa’yı Bursa yapan şey yalnızca Uludağ’ın gölgesi değildir; Bursa’yı Bursa yapan şey, şehirde hâlâ konuşan bir medeniyet dilinin varlığıdır.

Bursa’nın önünde duran temel soru şudur: Bursa, geçmişin estetik bir dekoru mu olacak; yoksa geçmişin ahlâkını, şehir fikrini bugüne taşıyan canlı bir şehir mi? Bursa’da idare etmek, bir bakıma hafızayı idare etmektir.

Kocaeli ve Bursa’nın ortak meselesi şudur: İnsanlar şehirde yaşıyorlar mı, yoksa şehirde bulunuyorlar mı? Bu soru aslında bir şehir felsefesi sorusudur. Çünkü “şehir” dediğimiz şey, yalnızca yerleşim değil; aynı zamanda hayatın anlam çerçevesidir.

Kocaeli’de hayat, çoğu zaman üretim ve geçim üzerinden kurulur. Bursa’da ise hayat, çoğu zaman tarih ve gelenek üzerinden okunur. Fakat her ikisi de aynı tehlikeyle yüz yüzedir: Şehirler ya “işlevsel mekânlara” indirgenebilir ya da “geçmişin gölgesine” hapsedilebilir. Tam da bu yüzden şehir üzerine düşünmek, yalnızca şehircilik konuşmak değil; insanı konuşmaktır. Ve insanı konuşurken, iradeyi ve idareyi konuşmakta gerekir. İşte bu sebepledir ki; hem Kocaeli hem Bursa, idare merkezleri olan Valilik makamları ve Valileri ile Türkiye’nin gündeminde hızla yer edinmeye devam etmektedirler.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.