Nuh Muaz Kapan
Köşe Yazarı
Nuh Muaz Kapan
 

Ramazan’da Yitirdiğimiz Kardeşlik ve Şehirlerimizin Ölümleri

Ey oruç, diriltici rüzgâr… Ey Ramazan, her yıl insanlığa koşan, insanı özleyen kutlu armağan… Sezai Karakoç’un diliyle: “Oruç, müminin kalbinde iftar eder.” Ama bu Ramazan’da kalpler iftar etmiyor. Sadece mideler doyuyor. Gönüller hâlâ aç, hâlâ susuz, hâlâ enkaz altında. Üstad, orucu bir diriliş mucizesi olarak görür. Her yıl gelen bu kutlu nimet, İslam ümmetini yeniden diriltir. “İslam toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa, bunu gelip gelip dirilten Ramazanlara borçludur geniş ölçüde” der. Oruç, bireyi ölüden diriye ayıran, fark ettiren bir nimettir; Ramazan ise toplumu, milleti, ümmeti ayağa kaldıran bir mucizedir. İnsan sadece orucu özlemez, oruç da insanı özler. Ramazan gelince sıla-i rahim edenler gibi koşar insana. Samanyolu’nda kurulan bir ruh ziyafetine davet eder bizi. Oruç da acıkır, oruç da susar. Onun susadığı su Kur’ân sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı cihattır. Giderken bizden de ona ölümsüzleşecek birkaç şey katılmalı ki, geldiğinden daha zengin gitsin. Oruç bireyi diriltir, Ramazan toplumu diriltir, İslam dünyası bu dirilişle medeniyetini yeniden kurar. Üstad’ın tezi nettir: İslam medeniyeti dirilişle doğar. Diriliş, İslam ruhunun sürekli dönüşüdür. Diriliş nesli bu dönüşün taşıyıcısıdır. Müslümanlar tek millet, tek ümmet, tek cemaattir. Irk, dil, coğrafya üstünde bir ülkü birliği. Kardeşlik (uhuvvet), bu birliğin harcıdır. Hâbil ile Kâbil’in imtihanı burada başlar: “Kardeşiz” demek yetmez; Hâbil misin, Kâbil mi? Netleştirmek lazım. Ama biz ne yaptık? Medeniyet şehirlerimizi yitirdik. Bir zamanlar aynı ezanla uyanır, aynı iftar davuluyla oruç açar, aynı teravih saflarında omuz omuza dururduk. Minarelerden yükselen sesler, sokaklarda yankılanan davul, iftar sofralarında paylaşılan hurma… Hepsi bir medeniyetin nabzıydı. Ruhî bir canlılık, bir yükseliş, bir ilerleyiş… Şimdi şehirler enkaz. Ruhları sökülmüş, tarihleri silinmiş, kardeşliğini un ufak etmiş beton yığınları. Modern hayatın yalnızlaştırıcı etkisi, ümmetin sıcaklığını söndürmüş. Ramazan giriyor kapıdan, ama ümmetin yarısı bombalarla karşı karşıya. Diğer yarısı suskun sofralarda lokmayı boğazında düğümlüyor. Gazze’de bir çocuk hurma yerine toz yutuyor iftarda. Yemen’de açlık Ramazan’ı bayram ediyor. Sudan’da, Arakan’da, Doğu Türkistan’da… Kardeşlik sesi bombaların gürültüsünde kayboluyor. Ümmetin kalbi atmıyor gibi. Çünkü oruç, ümmetin nabzını tutmaktır. Bir Gazzeli’nin açlığını kendi midende hissetmektir. Bir Doğu Türkistanlı'nın gözyaşını kendi gözünde yaşatmaktır. Kardeşlik budur: Başkasının acısını kendi ramazanında duyumsamak. Sezai Karakoç'un hayali “Diriliş Sitesi”ydi: Tevhid mayalı, adalet temelli, merhamet nakışlı erdemli şehir. İslam medeniyetinin yeniden doğuşu; Diriliş Nesli’nin omuzlayacağı büyük inşa... İslam medeniyeti, insanlık medeniyetinin en üstün hâli olmalıydı. Ama biz o şehri kurmadık. Kendi içimizde bile kuramadık. Kardeşliği unuttuk, uhuvveti unuttuk. Birbirimizin yarasına tuz ektik, merhem olmayı unuttuk. Şehirlerimiz ölüyor çünkü ruhumuz öldü. Minareler suskun çünkü kalpler suskun. Ezanlar yankılanıyor ama ümmet duymuyor. Çünkü kardeşliği yitirdik. Çünkü ümmet bilincini kaybettik. Ey diriliş nesli, ey üstadın emanetçileri… Ramazan bitmeden bir daha düşünelim: Bu ay sadece oruç tutmak değil, kardeşliği diriltmek, şehirleri yeniden inşa etmek, enkaz altındaki ümmeti ayağa kaldırmak içindir. Diriliş, İslam’ın dirilişiyle başlar; bireyin dirilişiyle devam eder; toplumun, medeniyetin dirilişiyle tamamlanır. Oruç bitiyor. Ama diriliş başlamalı. Çünkü Sezai Karakoç’un sesi hâlâ kulaklarda: “İslam’ı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.” Dualarımız, lokmalarımız, gözyaşlarımız… Hepsi o dirilişe vesile olsun. Şehirlerimiz yeniden doğsun. Kardeşlik yeniden doğsun. Ümmet dirilsin. Ramazan’ın elimizdeki her günü bir fırsattır. Haydi, kalbimizde iftar ettirelim o yitirdiğimiz kardeşliği. Çünkü oruç müminin kalbinde iftar ederken, ümmetin kalbi de yeniden atmaya başlamalı.
Ekleme Tarihi: 01 Mart 2026 -Pazar
Nuh Muaz Kapan

Ramazan’da Yitirdiğimiz Kardeşlik ve Şehirlerimizin Ölümleri

Ey oruç, diriltici rüzgâr… Ey Ramazan, her yıl insanlığa koşan, insanı özleyen kutlu armağan…

Sezai Karakoç’un diliyle: “Oruç, müminin kalbinde iftar eder.” Ama bu Ramazan’da kalpler iftar etmiyor. Sadece mideler doyuyor. Gönüller hâlâ aç, hâlâ susuz, hâlâ enkaz altında.

Üstad, orucu bir diriliş mucizesi olarak görür. Her yıl gelen bu kutlu nimet, İslam ümmetini yeniden diriltir. “İslam toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa, bunu gelip gelip dirilten Ramazanlara borçludur geniş ölçüde” der. Oruç, bireyi ölüden diriye ayıran, fark ettiren bir nimettir; Ramazan ise toplumu, milleti, ümmeti ayağa kaldıran bir mucizedir. İnsan sadece orucu özlemez, oruç da insanı özler. Ramazan gelince sıla-i rahim edenler gibi koşar insana. Samanyolu’nda kurulan bir ruh ziyafetine davet eder bizi. Oruç da acıkır, oruç da susar. Onun susadığı su Kur’ân sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı cihattır. Giderken bizden de ona ölümsüzleşecek birkaç şey katılmalı ki, geldiğinden daha zengin gitsin.

Oruç bireyi diriltir, Ramazan toplumu diriltir, İslam dünyası bu dirilişle medeniyetini yeniden kurar. Üstad’ın tezi nettir: İslam medeniyeti dirilişle doğar. Diriliş, İslam ruhunun sürekli dönüşüdür. Diriliş nesli bu dönüşün taşıyıcısıdır. Müslümanlar tek millet, tek ümmet, tek cemaattir. Irk, dil, coğrafya üstünde bir ülkü birliği. Kardeşlik (uhuvvet), bu birliğin harcıdır. Hâbil ile Kâbil’in imtihanı burada başlar: “Kardeşiz” demek yetmez; Hâbil misin, Kâbil mi? Netleştirmek lazım.

Ama biz ne yaptık?

Medeniyet şehirlerimizi yitirdik. Bir zamanlar aynı ezanla uyanır, aynı iftar davuluyla oruç açar, aynı teravih saflarında omuz omuza dururduk. Minarelerden yükselen sesler, sokaklarda yankılanan davul, iftar sofralarında paylaşılan hurma… Hepsi bir medeniyetin nabzıydı. Ruhî bir canlılık, bir yükseliş, bir ilerleyiş…

Şimdi şehirler enkaz. Ruhları sökülmüş, tarihleri silinmiş, kardeşliğini un ufak etmiş beton yığınları. Modern hayatın yalnızlaştırıcı etkisi, ümmetin sıcaklığını söndürmüş.

Ramazan giriyor kapıdan, ama ümmetin yarısı bombalarla karşı karşıya. Diğer yarısı suskun sofralarda lokmayı boğazında düğümlüyor. Gazze’de bir çocuk hurma yerine toz yutuyor iftarda. Yemen’de açlık Ramazan’ı bayram ediyor. Sudan’da, Arakan’da, Doğu Türkistan’da… Kardeşlik sesi bombaların gürültüsünde kayboluyor.

Ümmetin kalbi atmıyor gibi. Çünkü oruç, ümmetin nabzını tutmaktır. Bir Gazzeli’nin açlığını kendi midende hissetmektir. Bir Doğu Türkistanlı'nın gözyaşını kendi gözünde yaşatmaktır. Kardeşlik budur: Başkasının acısını kendi ramazanında duyumsamak.

Sezai Karakoç'un hayali “Diriliş Sitesi”ydi: Tevhid mayalı, adalet temelli, merhamet nakışlı erdemli şehir. İslam medeniyetinin yeniden doğuşu; Diriliş Nesli’nin omuzlayacağı büyük inşa... İslam medeniyeti, insanlık medeniyetinin en üstün hâli olmalıydı. Ama biz o şehri kurmadık. Kendi içimizde bile kuramadık. Kardeşliği unuttuk, uhuvveti unuttuk. Birbirimizin yarasına tuz ektik, merhem olmayı unuttuk.

Şehirlerimiz ölüyor çünkü ruhumuz öldü. Minareler suskun çünkü kalpler suskun. Ezanlar yankılanıyor ama ümmet duymuyor. Çünkü kardeşliği yitirdik. Çünkü ümmet bilincini kaybettik.

Ey diriliş nesli, ey üstadın emanetçileri…

Ramazan bitmeden bir daha düşünelim: Bu ay sadece oruç tutmak değil, kardeşliği diriltmek, şehirleri yeniden inşa etmek, enkaz altındaki ümmeti ayağa kaldırmak içindir. Diriliş, İslam’ın dirilişiyle başlar; bireyin dirilişiyle devam eder; toplumun, medeniyetin dirilişiyle tamamlanır.

Oruç bitiyor.

Ama diriliş başlamalı.

Çünkü Sezai Karakoç’un sesi hâlâ kulaklarda: “İslam’ı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.”

Dualarımız, lokmalarımız, gözyaşlarımız… Hepsi o dirilişe vesile olsun.

Şehirlerimiz yeniden doğsun.

Kardeşlik yeniden doğsun.

Ümmet dirilsin.

Ramazan’ın elimizdeki her günü bir fırsattır.

Haydi, kalbimizde iftar ettirelim o yitirdiğimiz kardeşliği.

Çünkü oruç müminin kalbinde iftar ederken, ümmetin kalbi de yeniden atmaya başlamalı.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.