Bazı insanlar söyledikleriyle değil, yaşadıklarıyla çağrı yapar.
Mustafa Kara hoca da onlardan biridir.
Altmış yıla yaklaşan bir zaman boyunca kitap, dergi ve efemera biriktirmek; bunu biriktirme hırsıyla değil, bir emanet şuuru ile yapmak başlı başına bir duruştur. Daha da önemlisi, bu birikimi şahsî bir mülk gibi saklamak yerine Devlet’e ve millete teslim etme iradesi göstermektir. Bu, kültüre bakışın özetidir.
Mustafa Kara hocanın koleksiyonculuğu, nadirlik peşinde koşan bir merak değildir. O, eşyayı değil hafızayı biriktirmiştir. Bir derginin birinci sayısını saklamak, bir dönemin niyetini, dilini ve iddiasını saklamaktır. Bugün Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne bağışlanan binlerce birinci sayı dergi ya da Bursa’da açılan Osmanlıca Gazete ve Dergi Sergisi, bu anlayışın kamusal hâle gelmiş örnekleridir.
Ancak hocayı asıl önemli kılan hususlardan biri, geriye dönüp bakmakla yetinmemesidir. Onun bakışı geleceğe yöneliktir. Bu yüzden sergi vesilesiyle gençlere açık ve net bir çağrı yaptı:
“Bir şeyleri biriktirin.”
Bu cümle, hızın ve tüketimin ahlâk hâline geldiği bir çağda bilinçli bir itirazdır. “Al, kullan ve at” mantığının karşısına, saklamayı, korumayı ve aktarmayı koyan bir itiraz.
Ama bu çağrı kuru bir nasihat olarak kalmadı.
Mustafa Kara hoca, dergilerin birinci sayılarını biriktirmek isteyen gençlere şunu söyledi:
“Bu işe niyet edenlere, öz sermaye olarak ilk 10 dergiyi ben vereceğim.”
Bu cümle, çağrının ruhunu ele veriyor. Bu bir bağış değil; bir teşvik. Bir yardım değil; bir başlangıç işareti. “Yapın” diyen bir ses değil, “gelin, beraber başlayalım” diyen bir davet.
Bugün gençlere genellikle hızlanmaları, tüketmeleri ve sürekli yenilemeleri öğütleniyor. Hoca ise yavaşlamayı, dikkat kesilmeyi ve sadakati öneriyor. Raf kurmayı, dosya açmayı, saklamayı… Kısacası zamanı ciddiye almayı.
Onun çağrısı nostaljik bir özlem değildir. Aksine, geleceğe dönük bir uyarıdır. Çünkü hafızasını başkalarına bırakan toplumlar, bir süre sonra kendi hikâyelerini de başkalarının kaleminden okumaya mahkûm olur.
Bu yüzden hocanın “biriktirin” çağrısı, bir koleksiyon çağrısı değil; bir hafıza çağrısıdır.
Ve ilk 10 dergiyi bizzat vermesi, bu çağrının samimiyet nişanesidir.
Biriktirmek burada bir hobi değil, bir duruştur.
Bir kültür terbiyesidir.
Mustafa Kara hoca bize şunu hatırlatıyor:
Kültür, sahip olunacak bir şey değil; emanet alınacak ve devredilecek bir şeydir.
