Nuh Muaz Kapan
Köşe Yazarı
Nuh Muaz Kapan
 

İsmail Hakkı Bursevî ve Kitaba Verdiği Değer “Vefatının 300. Yılına Bir Veda”

Üç asır önce Bursa’da vefat eden İsmail Hakkı Bursevî, yalnızca bir tarikat şeyhi olarak değil, kalemiyle çağları aşan sözler söyleyen bir mütefekkir, eserleriyle hem ilme hem irfana yön veren bir Osmanlı âlimi olarak tarihte yerini almıştır. Onu anlamak için sadece meşhur tefsiri Rûhu’l-Beyân’a bakmak yetmez. Kitapla kurduğu derin bağa, Bursa’daki tasavvuf hayatına kattıklarına, yolculuklarına, şiirlerine, sanatla olan temasına, hat ve yazıyla kurduğu irtibata da dikkat etmek gerekir. Zira Bursevî, “kitapla yaşayan, kitapla konuşan ve kitapla geleceğe seslenen” bir irfan sahibidir. Bursa, Osmanlı’nın ilk payitahtı olarak sadece devlet adamlarının değil, gönül sultanlarının da şehriydi. Emir Sultan, Üftâde ve Aziz Mahmud Hüdâyî gibi isimler şehrin manevî dokusunu şekillendirmiş; bu iklim içinde yetişen Bursevî, 18. yüzyılda bu zincirin en önemli halkası hâline gelmiştir. Onun kurduğu tekke yalnızca bir zikir mekânı değil; kitapların, sohbetlerin, risalelerin elden ele dolaştığı bir kültür ocağıydı. Bursa halkı gözünde Bursevî, “konuşan kalem, yazan gönül” olarak görülmüş; bugün de türbesi çevresindeki külliyede süregelen hafızlık geleneği, Kur’an’a bağlılığının canlı bir mirası olarak varlığını korumuştur. Bursevî’nin kitap anlayışı eşya ile irtibat değil, yol arkadaşlığıdır. Ona göre kitap, düşünceyi koruyan, hafızayı diri tutan ve gönülleri olgunlaştıran bir miracın kapısıdır. Kitâbu’n-Netîce’deki “Kaleme alınmayan ilim unutulur; yazılan ise nesillerin yol azığı olur.” sözü, onun ilme ve yazıya bakışını en açık biçimde ifade eder. Bu sebeple ömrü boyunca yüzü aşkın eser kaleme almış; her satırını sadece bilgi aktarmak için değil, “okuyanın kalbini pişirmek” niyetiyle yazmıştır. Bu zihnin en büyük meyvesi, Rûhu’l-Beyân adlı tefsiridir. Onlarca ciltten oluşan bu eser, Osmanlı tefsir geleneğinin zirvelerinden sayılır. Bursevî, ayetleri yorumlarken zahirî ilmi tasavvufî derinlikle buluşturmuş; Bakara suresinin başındaki “Kitap hakkında şüphe yoktur” ayetini açıklarken “Kitap, hakikatin sarsılmaz burhanıdır. Ona tutunan şaşmaz, ondan yüz çeviren yolunu kaybeder.” sözleriyle kitabın hem bilgi hem istikamet kaynağı olduğunu vurgulamıştır. İsmail Hakkı Bursevî’nin şiirleri de ilmiyle yan yana yürür. Yazma eserler üzerinde yapılan modern araştırmalar, onun güçlü bir şiir damarına sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu şiirlerde ilahi aşk, hikmet, kalemin kutsiyeti ve yazının diriliği işlenir. “Gönül kitabında açıldı her bir sır, satır satır yazdı aşkı bu fakîr.” mısraı, onun gönül dünyasında kitabın nasıl bir hakikat aynası olduğunu gösterir. “Aşksız geçen ömür kuru bir defterdir; Hak ismiyle yazılan bâkî bir defterdir.” sözleri ise kalemi sadece bilgi değil, bir yolculuk ve ibadet aracı olarak gördüğünü ortaya koyar. Bursevî’nin hayatı menkıbelerle de çevrilidir. Bir vaazında kendisine “Halkla ilgilenmiyorsunuz.” denildiğinde, “Benim halkım satırlar arasındadır. Yazdığım her kelime, benden sonra geleceklerin gönlüne ulaşacak bir nefes gibidir.” diye cevap vermesi, kitapla olan sadakatinin halkla irtibatının da aslında eserler üzerinden kurulduğunu gösterir. Bir başka rivayete göre, geceleri kalemi elinden bırakmadığı zamanlardan birinde talebelerine “Kalem yorulmaz, kalp yorulmaz; yorulan nefistir. Hak için yazan kalem, gecenin zifirinde bile gündüzdür.” demiştir. Bu söz, onun gözünde yazının bir ibadet olduğunu hissettirir. Ömrü boyunca yaptığı seyahatler, onun düşüncesine geniş bir ufuk kazandırmıştır. İstanbul, Edirne, Balkan şehirleri, Şam, Halep, Kudüs, Mekke ve Medine’ye yaptığı yolculuklar hem kişisel tecrübesini zenginleştirmiş hem de eserlerine coğrafyalar arası bir bakış katmıştır. Bu sebeple Rûhu’l-Beyân yalnızca Anadolu’da değil, Arap coğrafyasında, Balkanlarda ve Hindistan’da da okunmuştur. Bursevî, yazının estetiğini hat sanatıyla da beslemiştir. Celî sülüs ve nesih yazılarına merak salmış, tekke atmosferinde talebelerine zikir kadar yazının edeplerini de öğretmiştir. “Yazı, kalemin ahlâkıdır; eğri yazan, gönlünü de eğri bırakır.” sözleri hem yazının manevi yönünü hem de estetik sorumluluğunu gösterir. Hâfız Osman, İsmail Zühdî Efendi, Yesârî Mehmed Es’ad gibi hattatların bulunduğu dönemde yazmak, yalnızca kelime aktarmak değil; ruhu satırlara nakşetmek anlamı taşımıştır. Bursevî’nin yaşadığı dönem, Osmanlı ilim ve edebiyat dünyasının canlı olduğu yıllardır. Nâbî hikemî şiiriyle, Erzurumlu İbrahim Hakkı ansiklopedik ilmiyle, Şeyh Gâlib tasavvufî şiirin derinliğiyle öne çıkarken; Bursevî hem müfessir, hem mutasavvıf, hem müellif olarak bu tablonun kendine özgü bir yerinde durmuştur. Bugün ise Mustafa Kara, Hasan Kamil Yılmaz, Murat Yurtsever, Ali Namlı gibi araştırmacılar onun eserlerini incelemekte; akademi dünyasında sempozyumlar, tezler ve yayınlarla mirası yeniden değerlendirilmekte ve günümüze taşınmaktadır. Bu ilgi, Bursevî’nin sadece tarihin bir sayfası olmadığını; bugüne ve geleceğe dair söz söylemeye devam eden bir irfan kaynağı olduğunu göstermektedir. İsmail Hakkı Bursevî; şiirleriyle gönüllere seslenen, tefsiriyle İslâm dünyasına yön veren, hat sanatıyla yazıya incelik kazandıran, menkıbeleriyle hafızalarda yer eden ve Bursa’daki külliyesiyle asırlardır süren bir hafızlık geleneğine öncülük eden çok yönlü bir şahsiyettir. Onu anmak, yalnızca bir mutasavvıfı hatırlamak değil; kitapla, kalemle, şehirle, sanatla ve irfanla yoğrulmuş bir medeniyet mirasını yeniden okumaktır. Vefatının 300. yılının son günlerinde söylenebilecek en doğru söz şudur: “Bursevî kitapla yaşadı, kitapla konuştu ve kitapla geleceğe seslendi.”
Ekleme Tarihi: 31 Aralık 2025 -Çarşamba
Nuh Muaz Kapan

İsmail Hakkı Bursevî ve Kitaba Verdiği Değer “Vefatının 300. Yılına Bir Veda”

Üç asır önce Bursa’da vefat eden İsmail Hakkı Bursevî, yalnızca bir tarikat şeyhi olarak değil, kalemiyle çağları aşan sözler söyleyen bir mütefekkir, eserleriyle hem ilme hem irfana yön veren bir Osmanlı âlimi olarak tarihte yerini almıştır. Onu anlamak için sadece meşhur tefsiri Rûhu’l-Beyân’a bakmak yetmez. Kitapla kurduğu derin bağa, Bursa’daki tasavvuf hayatına kattıklarına, yolculuklarına, şiirlerine, sanatla olan temasına, hat ve yazıyla kurduğu irtibata da dikkat etmek gerekir. Zira Bursevî, “kitapla yaşayan, kitapla konuşan ve kitapla geleceğe seslenen” bir irfan sahibidir.

Bursa, Osmanlı’nın ilk payitahtı olarak sadece devlet adamlarının değil, gönül sultanlarının da şehriydi. Emir Sultan, Üftâde ve Aziz Mahmud Hüdâyî gibi isimler şehrin manevî dokusunu şekillendirmiş; bu iklim içinde yetişen Bursevî, 18. yüzyılda bu zincirin en önemli halkası hâline gelmiştir. Onun kurduğu tekke yalnızca bir zikir mekânı değil; kitapların, sohbetlerin, risalelerin elden ele dolaştığı bir kültür ocağıydı. Bursa halkı gözünde Bursevî, “konuşan kalem, yazan gönül” olarak görülmüş; bugün de türbesi çevresindeki külliyede süregelen hafızlık geleneği, Kur’an’a bağlılığının canlı bir mirası olarak varlığını korumuştur.

Bursevî’nin kitap anlayışı eşya ile irtibat değil, yol arkadaşlığıdır. Ona göre kitap, düşünceyi koruyan, hafızayı diri tutan ve gönülleri olgunlaştıran bir miracın kapısıdır. Kitâbu’n-Netîce’deki “Kaleme alınmayan ilim unutulur; yazılan ise nesillerin yol azığı olur.” sözü, onun ilme ve yazıya bakışını en açık biçimde ifade eder. Bu sebeple ömrü boyunca yüzü aşkın eser kaleme almış; her satırını sadece bilgi aktarmak için değil, “okuyanın kalbini pişirmek” niyetiyle yazmıştır.

Bu zihnin en büyük meyvesi, Rûhu’l-Beyân adlı tefsiridir. Onlarca ciltten oluşan bu eser, Osmanlı tefsir geleneğinin zirvelerinden sayılır. Bursevî, ayetleri yorumlarken zahirî ilmi tasavvufî derinlikle buluşturmuş; Bakara suresinin başındaki “Kitap hakkında şüphe yoktur” ayetini açıklarken “Kitap, hakikatin sarsılmaz burhanıdır. Ona tutunan şaşmaz, ondan yüz çeviren yolunu kaybeder.” sözleriyle kitabın hem bilgi hem istikamet kaynağı olduğunu vurgulamıştır.

İsmail Hakkı Bursevî’nin şiirleri de ilmiyle yan yana yürür. Yazma eserler üzerinde yapılan modern araştırmalar, onun güçlü bir şiir damarına sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu şiirlerde ilahi aşk, hikmet, kalemin kutsiyeti ve yazının diriliği işlenir. “Gönül kitabında açıldı her bir sır, satır satır yazdı aşkı bu fakîr.” mısraı, onun gönül dünyasında kitabın nasıl bir hakikat aynası olduğunu gösterir. “Aşksız geçen ömür kuru bir defterdir; Hak ismiyle yazılan bâkî bir defterdir.” sözleri ise kalemi sadece bilgi değil, bir yolculuk ve ibadet aracı olarak gördüğünü ortaya koyar.

Bursevî’nin hayatı menkıbelerle de çevrilidir. Bir vaazında kendisine “Halkla ilgilenmiyorsunuz.” denildiğinde, “Benim halkım satırlar arasındadır. Yazdığım her kelime, benden sonra geleceklerin gönlüne ulaşacak bir nefes gibidir.” diye cevap vermesi, kitapla olan sadakatinin halkla irtibatının da aslında eserler üzerinden kurulduğunu gösterir. Bir başka rivayete göre, geceleri kalemi elinden bırakmadığı zamanlardan birinde talebelerine “Kalem yorulmaz, kalp yorulmaz; yorulan nefistir. Hak için yazan kalem, gecenin zifirinde bile gündüzdür.” demiştir. Bu söz, onun gözünde yazının bir ibadet olduğunu hissettirir.

Ömrü boyunca yaptığı seyahatler, onun düşüncesine geniş bir ufuk kazandırmıştır. İstanbul, Edirne, Balkan şehirleri, Şam, Halep, Kudüs, Mekke ve Medine’ye yaptığı yolculuklar hem kişisel tecrübesini zenginleştirmiş hem de eserlerine coğrafyalar arası bir bakış katmıştır. Bu sebeple Rûhu’l-Beyân yalnızca Anadolu’da değil, Arap coğrafyasında, Balkanlarda ve Hindistan’da da okunmuştur.

Bursevî, yazının estetiğini hat sanatıyla da beslemiştir. Celî sülüs ve nesih yazılarına merak salmış, tekke atmosferinde talebelerine zikir kadar yazının edeplerini de öğretmiştir. “Yazı, kalemin ahlâkıdır; eğri yazan, gönlünü de eğri bırakır.” sözleri hem yazının manevi yönünü hem de estetik sorumluluğunu gösterir. Hâfız Osman, İsmail Zühdî Efendi, Yesârî Mehmed Es’ad gibi hattatların bulunduğu dönemde yazmak, yalnızca kelime aktarmak değil; ruhu satırlara nakşetmek anlamı taşımıştır.

Bursevî’nin yaşadığı dönem, Osmanlı ilim ve edebiyat dünyasının canlı olduğu yıllardır. Nâbî hikemî şiiriyle, Erzurumlu İbrahim Hakkı ansiklopedik ilmiyle, Şeyh Gâlib tasavvufî şiirin derinliğiyle öne çıkarken; Bursevî hem müfessir, hem mutasavvıf, hem müellif olarak bu tablonun kendine özgü bir yerinde durmuştur. Bugün ise Mustafa Kara, Hasan Kamil Yılmaz, Murat Yurtsever, Ali Namlı gibi araştırmacılar onun eserlerini incelemekte; akademi dünyasında sempozyumlar, tezler ve yayınlarla mirası yeniden değerlendirilmekte ve günümüze taşınmaktadır. Bu ilgi, Bursevî’nin sadece tarihin bir sayfası olmadığını; bugüne ve geleceğe dair söz söylemeye devam eden bir irfan kaynağı olduğunu göstermektedir.

İsmail Hakkı Bursevî; şiirleriyle gönüllere seslenen, tefsiriyle İslâm dünyasına yön veren, hat sanatıyla yazıya incelik kazandıran, menkıbeleriyle hafızalarda yer eden ve Bursa’daki külliyesiyle asırlardır süren bir hafızlık geleneğine öncülük eden çok yönlü bir şahsiyettir. Onu anmak, yalnızca bir mutasavvıfı hatırlamak değil; kitapla, kalemle, şehirle, sanatla ve irfanla yoğrulmuş bir medeniyet mirasını yeniden okumaktır. Vefatının 300. yılının son günlerinde söylenebilecek en doğru söz şudur:
“Bursevî kitapla yaşadı, kitapla konuştu ve kitapla geleceğe seslendi.”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
M.Yurtsever
(01.01.2026 08:36 - #360)
Ilginin samimiyeti ile harcanan emeğin biraraya gelişi yazının kalitesini artırıyor. Özenle kaleme alınmış yazılar okurken keyif veriyor. Kadirşinaslık örneği ihâtalı bir yazı okudum. Tebrik ederim... " Eserleriyle hem ilme hem irfâna yön veren bir Osmanlı âlimi " " Kitapla, kalemle, şehirle, sanatla ve irfanla yoğrulmuş bir medeniyet mirasını yeniden okumak..." tespitlerini beğendim. Kutlarım..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.