Finaller bitti, dönem kapandı. Bursa’da üniversite okuyanlar için şehir yeniden ikiye bölündü: memleketi Bursa olanlar geri döndü, başka şehirlerden gelenler yavaş yavaş dağıldı. Ama bu yazı, yalnızca gidenlere ya da kalanlara değil; Bursa’da okumayı deneyimleyen herkese dair. Çünkü Bursa’da üniversite okumak, çoğu zaman sadece bir kampüste ders almak değil; bir şehir okumak meselesidir.
Üniversite okumakla şehir okumak arasındaki fark tam da burada başlar. Üniversite sana bir bölüm, bir diploma, bir meslek yolu sunar. Şehir ise sana zaman kazandırır; sabrı, sürekliliği, katmanlı bir hafızayı öğretir. Hele ki tarihi şehirlerde… Ders programları biter ama sokaklar konuşmaya devam eder.
Bursa’da üniversiteye başlayan biri için ilk yapılacak iş, şehri “gezilecek yerler listesinden çıkarıp yaşanacak bir metin gibi okumaya niyet etmektir.” Çarşıdan geçerken hızlanmak yerine yavaşlamak, bir caminin avlusunda oturup insanları izlemek, bir yokuşu sırf meraktan tırmanmak… Bunlar ders dışı ama hayata dâhil kazanımlardır.
Ne yazık ki Bursa’da okuyup da Bursa’yı tanımadan mezun olan az değil. Kampüs–ev–kafe üçgenine sıkışan bir öğrencilik, şehrin sunduğu imkânları ıskalıyor. Oysa Bursa’nın merkezini oluşturan iki ana damar var: Yıldırım ve Osmangazi. Bu iki ilçe, sadece coğrafi bir merkez değil; aynı zamanda hikâyenin başladığı yerler.
Özellikle Yıldırım… Bursa’nın hikâyesi burada başlar. Dar sokakları, beklenmedik avluları, bir köşede karşına çıkan yüzyıllık bir yapı ile seni durup düşünmeye zorlar. Yıldırım, her geçen gün değişen ama tarihini sırtında taşıyan bir yüzle karşımıza çıkar. Gelişen çehresiyle birlikte, her adımda başka bir anlatıya davet eder insanı. Orada yürürken, sadece bir yerden bir yere gitmezsin; zamanın içinden geçersin.
Osmangazi ise Bursa’nın nabzıdır. Çarşısı, meydanları, kalabalığıyla bugünü temsil eder. Yıldırım’da geçmişle göz göze gelirken, Osmangazi’de bugünün ritmini duyarsın. Bu iki ilçeyi birlikte keşfetmeden Bursa’yı “okudum” demek eksik kalır.
Tarihi bir şehirde üniversite okumanın en büyük kazancı, sana mekân bilinci kazandırmasıdır. Nerede durduğunu, hangi hikâyenin devamında yaşadığını fark edersin. Bu farkındalık, mesleki donanımdan daha kalıcıdır çoğu zaman. Çünkü mezuniyetle birlikte şehirden ayrılabilirsin; ama şehir, bakışını biçimlendirmiş olarak seninle gelir.
Bursa’da okuyanlara küçük bir hatırlatma: Dersler bittiğinde şehir de bitmiyor. Hatta asıl o zaman başlıyor. Yıldırım’ın bir sokağında, Osmangazi’nin kalabalığında, fark etmeden aldığın dersler var. Ve belki de üniversitenin sana verdiği en büyük şey, tam olarak budur: Bir şehri anlayarak yaşama ihtimali.
