Nuh Muaz Kapan
Köşe Yazarı
Nuh Muaz Kapan
 

Bursa’da Eski Ramazanlar: Zamanın Ağır Aktığı Ay

Bursa’da Ramazan, yalnızca oruç tutulan bir ay değil; şehrin hafızasının kendini en berrak hâliyle hatırladığı bir zaman dilimiydi. Günlük hayatın ritmi yavaşlar, sesler incelir, kelimeler daha dikkatle seçilirdi. Eski Ramazanlar, bugünün hızına ve kalabalığına alışmış gözler için belki “sade” görünür; ama o sadelik, derin bir kültürün taşıyıcısıydı. Ramazan’ın Bursa’daki kalbi her zaman Bursa Ulu Camii çevresinde atardı. Minareler arasına gerilen mahyalar yalnızca ışık değil, mana da taşırdı. “Hoş geldin ya şehr-i Ramazan” yazısı, akşam karanlığına düşen ilk selam gibiydi. Teravih namazı, kalabalığın değil cemaatin hissedildiği bir buluşmaydı; omuz omuza durmanın gösterişsiz bir hâli. İftar vakti yaklaştığında şehir sessizleşirdi. Evlerde tencereler erken saatlerden kaynamaya başlar, sokaklarda bir telaş değil, vakti kollayan bir sükûnet olurdu. İftar topunun sesi, bugünkü gibi nostaljik bir detay değil, zamanın bizzat kendisiydi. O sesle birlikte sofralar açılır, önce hurma ya da zeytinle oruç çözülür, ardından uzun sohbetler başlardı. Ramazan sofrası, karın doyurmaktan çok gönül toplardı. Geceler ise Ramazan’ın asıl sahnesiydi. Teravihten sonra çarşılar kapanmaz, ama bugünkü gibi tüketimle dolmazdı. Şerbetçiler, tatlıcılar, kahvehaneler… Hepsi ölçülü bir canlılık içindeydi. Sahura kadar süren bu vakitlerde en belirgin ses, Ramazan davulcusunun tok ve ritmik çağrısıydı. Davulcu, sadece uyandırmaz; manilerle mahalleyi birbirine bağlardı. İsimler tek tek anılır, herkes o sesin muhatabı olduğunu bilirdi. Bursa’nın eski Ramazanlarında yardımlaşma sessizdi. Sadaka, gösterilmezdi. İhtiyaç sahiplerine bırakılan zarflar, kapı aralıklarından bırakılan erzaklar, kimsenin görmediği ama herkesin bildiği iyiliklerdi. Ramazan, hayrın ilan edildiği değil, gizlendiği aydı. Çocuklar için Ramazan ayrı bir hatıraydı. İlk oruçlar, yarım gün tutulan denemeler, iftara dakikalar kala yaşanan sabırsızlık… Büyüklerin sofrasına biraz daha erken oturabilmek bile bir ödüldü. Bursa sokaklarında Ramazan, çocukların hafızasına koku ve ses olarak yerleşirdi: pide sırası, sıcak çorba buharı, geceyi yaran davul sesi. Bugün Bursa’da Ramazan hâlâ canlı, hâlâ kalabalık. Ama eski Ramazanların ayırt edici tarafı, acele etmeyişiydi. Zamanın yavaşladığı, insanların birbirine biraz daha dikkatle baktığı, sükûtun değer gördüğü bir aydı o. Belki de bu yüzden eski Ramazanlar anlatıldıkça büyür; çünkü onlar, sadece geçmişte kalmış günler değil, hatırlanmayı bekleyen bir terbiyeydi.
Ekleme Tarihi: 19 Şubat 2026 -Perşembe
Nuh Muaz Kapan

Bursa’da Eski Ramazanlar: Zamanın Ağır Aktığı Ay

Bursa’da Ramazan, yalnızca oruç tutulan bir ay değil; şehrin hafızasının kendini en berrak hâliyle hatırladığı bir zaman dilimiydi. Günlük hayatın ritmi yavaşlar, sesler incelir, kelimeler daha dikkatle seçilirdi. Eski Ramazanlar, bugünün hızına ve kalabalığına alışmış gözler için belki “sade” görünür; ama o sadelik, derin bir kültürün taşıyıcısıydı.

Ramazan’ın Bursa’daki kalbi her zaman Bursa Ulu Camii çevresinde atardı. Minareler arasına gerilen mahyalar yalnızca ışık değil, mana da taşırdı. “Hoş geldin ya şehr-i Ramazan” yazısı, akşam karanlığına düşen ilk selam gibiydi. Teravih namazı, kalabalığın değil cemaatin hissedildiği bir buluşmaydı; omuz omuza durmanın gösterişsiz bir hâli.

İftar vakti yaklaştığında şehir sessizleşirdi. Evlerde tencereler erken saatlerden kaynamaya başlar, sokaklarda bir telaş değil, vakti kollayan bir sükûnet olurdu. İftar topunun sesi, bugünkü gibi nostaljik bir detay değil, zamanın bizzat kendisiydi. O sesle birlikte sofralar açılır, önce hurma ya da zeytinle oruç çözülür, ardından uzun sohbetler başlardı. Ramazan sofrası, karın doyurmaktan çok gönül toplardı.

Geceler ise Ramazan’ın asıl sahnesiydi. Teravihten sonra çarşılar kapanmaz, ama bugünkü gibi tüketimle dolmazdı. Şerbetçiler, tatlıcılar, kahvehaneler… Hepsi ölçülü bir canlılık içindeydi. Sahura kadar süren bu vakitlerde en belirgin ses, Ramazan davulcusunun tok ve ritmik çağrısıydı. Davulcu, sadece uyandırmaz; manilerle mahalleyi birbirine bağlardı. İsimler tek tek anılır, herkes o sesin muhatabı olduğunu bilirdi.

Bursa’nın eski Ramazanlarında yardımlaşma sessizdi. Sadaka, gösterilmezdi. İhtiyaç sahiplerine bırakılan zarflar, kapı aralıklarından bırakılan erzaklar, kimsenin görmediği ama herkesin bildiği iyiliklerdi. Ramazan, hayrın ilan edildiği değil, gizlendiği aydı.

Çocuklar için Ramazan ayrı bir hatıraydı. İlk oruçlar, yarım gün tutulan denemeler, iftara dakikalar kala yaşanan sabırsızlık… Büyüklerin sofrasına biraz daha erken oturabilmek bile bir ödüldü. Bursa sokaklarında Ramazan, çocukların hafızasına koku ve ses olarak yerleşirdi: pide sırası, sıcak çorba buharı, geceyi yaran davul sesi.

Bugün Bursa’da Ramazan hâlâ canlı, hâlâ kalabalık. Ama eski Ramazanların ayırt edici tarafı, acele etmeyişiydi. Zamanın yavaşladığı, insanların birbirine biraz daha dikkatle baktığı, sükûtun değer gördüğü bir aydı o. Belki de bu yüzden eski Ramazanlar anlatıldıkça büyür; çünkü onlar, sadece geçmişte kalmış günler değil, hatırlanmayı bekleyen bir terbiyeydi.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.