Şehirler, birer beton yığını olmanın ötesinde, insana kimlik kazandıran ve onu şekillendiren canlı organizmalardır. Her şehrin kendine özgü bir karakteri, bir hafızası, bir ritmi ve insana telkin ettiği bir yaşam tarzı vardır. Şehri “şehir” yapan yalnızca yolları, binaları değil; onunla kurduğumuz kültürel ve ruhsal bağdır.
Bursa, bu anlamda bir karakter olarak şehrin somut örneklerinden biridir. Osmanlı’nın ilk başkenti olarak tarihî derinliği, yeşil dokusu ve kültürel mirasıyla Bursa, insana yalnızca yaşanacak bir yer değil, bir ruh ve hafıza sunar. Bu şehir, doğası, tarihî mekânları ve gündelik ritimleriyle insanın karakterini şekillendirir; ona bir terbiye, bir aidiyet ve bir huzur telkin eder.
Ancak bir şehrin hafızası ve karakteri kendiliğinden korunmaz. Bu noktada, yerel yönetimlerin ve kültür kurumlarının rolü büyük önem taşır. Bursa’da bu bilinçle hareket edildiğini görmek sevindiricidir. Özellikle Bursa Valimiz Sayın Erol Ayyıldız beyefendinin himayelerinde, Bursa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün şehrin genelindeki takibi ve özellikle Yıldırım Belediyesi gibi yerel yönetimlerin hassasiyetleriyle, şehrin kültürüne, geleneklerine ve medeniyet değerlerine sahip çıkan pek çok program hayata geçirilmektedir.
Bu programlar, yalnızca geçmişi yaşatmakla kalmıyor; aynı zamanda şehir kültürünü bugünün insanına aktarıyor ve gelecek nesillere taşıyor. Sayın Valimizin bu konudaki hassasiyeti, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün projeleri titizlikle takip etmesi ve Yıldırım Belediyesi’nin bu değerlere sahip çıkarak kültürel mirası koruma çabaları, Bursa’nın karakterini geleceğe taşımada önemli bir rol oynamaktadır.
Sonuç olarak, Bursa örneği bize şunu gösteriyor: Bir şehrin karakterini korumak, aslında insanın kendini ve hafızasını korumasıdır. Ve bu çaba, hem yöneticiler hem de o şehirde yaşayanlar için ortak bir sorumluluktur.
