Afet dediğimizde çoğumuzun aklına ilk olarak deprem gelir.
Oysa gerçek bundan çok daha geniş, çok daha derin…
Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltma Ofisi’nin ortaya koyduğu sınıflandırmaya göre dünyada 302 farklı tehlike türü, sekiz ana kategori altında toplanmaktadır.
Bu şu demektir:
Afet dediğimiz şey yalnızca doğanın değil, insanın, teknolojinin ve çevresel bozulmanın ortak sonucudur.
Aslında çoğu zaman gözümüzün önünde olan ama fark etmediğimiz bir bütünün içindeyiz.
Afet dediğimiz şey tek bir olay değil, birbirine bağlı bir sistemdir.
Şimdi bu sekiz başlığa tek tek bakalım.
İlk olarak meteorolojik ve hidrolojik tehlikeler…
Aslında en çok karşılaştığımız ama en çok hafife aldığımız gruptur. Fırtına, sel, taşkın, kuraklık, dolu, kar, sıcak hava dalgası… Hepsi bu başlık altında. Bugün dünyada yaşanan afetlerin yarısına yakını bu gruptan kaynaklanıyor. Yağmurun şiddeti arttığında dere taşar, rüzgar yükseldiğinde çatı uçar, sıcaklık arttığında kuraklık başlar. Yani doğa sinyal verir, biz çoğu zaman o sinyali görmezden geliriz.
İkinci başlık uzay kaynaklı tehlikelerdir.
Belki bize uzak gibi gelir ama aslında risk her zaman vardır. Göktaşı düşmesi, güneş radyasyonu, uzay hava olayları… Nadir yaşanır ama etkisi çok büyüktür. Bu tür tehlikeler bize şunu hatırlatır: Dünya sandığımız kadar izole bir yer değildir.
Üçüncü olarak jeolojik tehlikeler gelir.
Deprem, heyelan, kaya düşmesi, volkanik patlamalar… Türkiye’nin en iyi bildiği afet türü bu gruptadır. Ama burada önemli olan şu: Bu olaylar doğaldır, afete dönüşmesi ise çoğu zaman insan kaynaklıdır. Yanlış yapılaşma, zayıf zemin seçimi ve denetimsizlik, doğa olayını felakete çevirir.
Dördüncü başlık çevresel tehlikelerdir.
Bunlar bir anda olmaz. Yavaş yavaş gelir. Hava kirlenir, su kirlenir, toprak verimsizleşir, biyolojik çeşitlilik azalır… Çölleşme başlar. Bu tür afetler sessizdir ama en derin etkiyi bırakır. Çünkü doğrudan yaşamın temelini hedef alır.
Beşinci sırada kimyasal tehlikeler vardır.
Sanayi kazaları, gaz sızıntıları, zehirlenmeler… Bunlar çoğu zaman insan hatasıyla ortaya çıkar. Etkileri hızlıdır, sonuçları ağırdır. Bir sızıntı, bir ihmal, bir denetimsizlik… Ve ardından telafisi zor kayıplar.
Altıncı başlık biyolojik tehlikelerdir.
Salgın hastalıklar, virüsler, istilacı türler… Son yıllarda yaşadığımız pandemi süreci bu gerçeği açıkça gösterdi. Görünmeyen bir risk, tüm dünyayı durdurabildi. Bu da bize şunu öğretti: Afet sadece görünen değildir.
Yedinci olarak teknolojik tehlikeler karşımıza çıkar.
Nükleer kazalar, altyapı çöküşleri, maden kazaları, ulaşım felaketleri… Modern dünya konfor üretirken aynı zamanda yeni riskler de üretir. Teknoloji geliştikçe güvenlik ihtiyacı da artar. Aksi halde sistemler çöker ve sonuçları ağır olur.
Son olarak toplumsal tehlikeler…
Savaşlar, göçler, terör olayları, kitlesel panikler… Bunlar doğanın değil, doğrudan insanın ürettiği afetlerdir. En acı olanı da budur. Çünkü önlenebilir olanın yaşanması, en büyük kayıptır.
Bütün bu başlıkları yan yana koyduğumuzda karşımıza tek bir gerçek çıkar:
Afet dediğimiz şey tek bir olay değildir. Bir sistemdir. Bir süreçtir. Ve çoğu zaman insanın tercihleriyle şekillenir.
Bugün yaşadığımız birçok afetin arkasında; plansız şehirleşme, doğaya müdahale, altyapı eksikliği ve ihmaller vardır. Yani mesele sadece doğa değil, onu nasıl yönettiğimizdir.
Bu yüzden afetleri anlamak, sadece liste yapmak değildir.
Onları doğru okumak, doğru planlamak ve doğru yönetmektir.
Bu yazı bir başlangıç…
Diğer yazılarımızda her bir afet türünü Türkiye ölçeğinde ayrı ayrı inceleyeceğiz.
