Bu haftaki yazım biraz içimize dokunsun istiyorum. Çünkü mesele sadece konuşmak değil. Mesele biraz memleket meselesi.
Bugün “Türkiye Yüzyılı” diyoruz. “Güçlü Türkiye” diyoruz. “Savunma Sanayi” diyoruz. “Yerli ve Milli Araba” diyoruz. “Yeni Projeler” diyoruz. Güzel şeyler yapıyoruz. Dünyaya adımızı duyurmaya çalışıyoruz. Ama bazen en önemli şeyi unutuyoruz. Dilimizi.
Bir ülke kendi diline sahip çıkmadan tam anlamıyla güçlü olamaz.
Bugün Japonya’ya bakıyorsun. Kendi dilini koruyor. Fransa’ya bakıyorsun. Kendi kelimelerini savunuyor. Kore’ye bakıyorsun. Dizisinden müziğine kadar kendi dilini dünyaya yayıyor. Adamlar sadece ürün satmıyor, kendi kültürünü ve dilini de yayıyor.
Bizim de artık Türkçeyi sadece okul dersi gibi görmekten çıkarmamız gerekiyor.
Çünkü “Türkçe” sadece “konuşma aracı” değildir. Türkçe bu ülkenin omurgasıdır.
Bakın bugün “yazılım” konuşuyoruz. “Teknoloji” konuşuyoruz. “Yapay zekâ” konuşuyoruz. Güzel. Konuşalım. Gelişelim. Ama neden her şey “yabancı kelimeler” ile dönüyor?
Neden kendi yazılımlarımızın isimleri Türkçe olmasın?
Neden yeni uygulamalarımız Türkçe karakter taşımasın?
Neden gençler kendi dilinde üretmek yerine başka dillere özenmek zorunda hissediyor?
Bir ülke sadece bina yaparak büyümez. Bir ülke kendi kültürünü büyüterek güçlenir.
Bugün çocuklar telefonda saatler geçiriyor. Sürekli yabancı içerik görüyor. Sürekli başka diller duyuyor. Sonra kendi dilini basit görmeye başlıyor. Hâlbuki Türkçe dünyanın en güçlü anlatım dillerinden biri.
Bir duyguyu bazen tek kelimeyle anlatabiliyoruz. Çünkü Türkçenin derinliği var. Samimiyeti var. Sokak kokusu var. Anadolu kokusu var.
Ama biz bazen kendi elimizle kendi dilimizi küçültüyoruz.
Şimdi düşünün.
Bir mühendis yazdığı projede Türkçeyi önemsemiyor.
Bir öğretmen sınıfta düzgün konuşmuyor.
Bir spiker kelimeleri yutuyor.
Bir siyasetçi konuşurken sürekli yabancı kelime kullanıyor.
Bir genç iki cümleden birinde başka dillere özeniyor.
Sonra dönüp neden birbirimizi anlamıyoruz diyoruz.
Çünkü dil bozulursa düşünce de bozulur.
Bakın mesele eski kelimeler kullanmak değil. Kimse çıkıp eski zaman gibi konuşalım demiyor. Ama kendi dilimize değer verelim diyoruz.
Bugün bir uygulama çıkıyorsa “Türkçe destekli” çıksın.
Yeni projeler üretiliyorsa Türkçeyi güçlendirsin.
Çocuklarımıza sadece telefon değil, kelime de bırakalım.
Çünkü “kelime fakirleşirse toplum da fakirleşir.”
Bugün birçok insan birkaç yüz kelimeyle konuşuyor. Aynı cümleler, aynı ifadeler. Sonra insan derdini anlatamıyor.
Sinirlenince bağırıyor.
Üzülünce içine kapanıyor.
Çünkü kendini ifade edecek kelime bulamıyor.
Hâlbuki güçlü toplumların güçlü dili olur.
Mahkemede kullanılan dil güçlü olacak.
Ekonomide kullanılan dil anlaşılır olacak.
Eğitimde kullanılan dil sade ama kaliteli olacak.
Televizyonda, sosyal medyada, sokakta insanlar konuşurken kelimenin ağırlığını bilecek.
Çünkü güzel konuşmak artistlik değildir.
Güzel konuşmak seviyedir.
Şimdi “Türkiye Yüzyılı” diyoruz ya.
İşte o yüzyıl sadece teknolojiyle olmayacak.
Sadece betonla olmayacak.
Sadece yollarla olmayacak.
O yüzyıl kendi diline sahip çıkan insanlarla olacak.
Türkçe güçlü olursa düşünce güçlü olur.
Düşünce güçlü olursa üretim güçlü olur.
Üretim güçlü olursa Türkiye daha güçlü olur.
O yüzden mesele sadece Türkçe konuşmak değil kardeşim.
Mesele kendi değerine sahip çıkmak!
Çünkü dilini kaybeden toplum, bir süre sonra yönünü de kaybetmeye başlar.
