Modern çağın karmaşasında insanın kalbine en çok dokunan yolculuklardan biri, hiç kuşkusuz umre ibadetidir. Bir tatil ya da gezi değil, ruhun öz vatanına yaptığı bir dönüş, kalbin sahibiyle buluşma arzusudur bu.
Turizmden Öte Bir Manevi Arayış
Yıllardır binlerce misafirle birlikte dünyanın farklı ülkelerine gitmiş görmüş birisi olarak umrenin çok farklı bir duygu ile Mekke ve Medine yolculuğunda, şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Umre, pasaportla başlayan ama sabırla, niyetle ve ihlâsla olgunlaşan bir manevi dönüşüm yolculuğudur.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:
“…Hac ve umreyi Allah için tamamlayın.” (Bakara, 196)
Bu ayet, umrenin yalnızca Kâbe’yi görmek ya da tavaf etmekten ibaret olmadığını, Allah için yapılan bir kulluk eylemi olduğunu açıkça ortaya koyar. O halde bu yolculuğun her adımı bir ibadet, her durağı bir tefekkür vesilesidir. Oraya niyet ve aradaki zaman diliminde aşkla beklemek kalben ve ruhen manevi atmosfer içinde olmanın duygusunu yaşamak tefekkür etmek ibadetlerin en huzurlu halidir.
Kalpten Kalbe Bir Çağrıdır
Pek çok insan için umre, yıllardır içinde sakladığı bir özlemin cevabıdır. Kâbe’yi ilk kez görenlerin gözlerinden taşan yaş, sadece heyecanın değil, ilahi bir davete icabet etmenin verdiği huzurun ifadesidir. Bu hissi anlatmak kolay değildir. Çünkü orada kişi artık bir turist değil, misafiri Rahman’dır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) buyurur:
“Hac ve umreye gidenler Allah’ın misafirleridir; O’ndan isterlerse onlara verir, O’na dua ederlerse kabul eder.” (İbn Mâce, Menâsik, 5)
Mekke’nin her taşında Hz. İbrahim’in, Hz. Hacer’in ve Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) izleri vardır. Bu izleri takip eden bir gönül, sadece geçmişe değil, aynı zamanda kendi iç yolculuğuna da adım atar. Umre, insanın nefsinden soyunup Allah’a daha yakın olma çabasıdır. Bu çaba, dönüş biletiyle sona ermez; asıl yolculuk döndükten sonra başlar.
Zaman Değil, Ruh Derinliği Önemlidir
Umre süresi belki birkaç haftadır ama etkisi bir ömre yayılır. Bu yolculukta maddi imkânlar değil, niyetin saflığı ve kalbin açıklığı öne çıkar. birçok umreciyle yola çıktım; kimisi ilk defa uçağa binmiş, kimisi yıllarca birikim yapmış, kimisi bir duanın kabulünü beklemiş… Ama hepsinde ortak olan bir şey vardı: Yolculuğa çıkan beden değildi sadece; ruh da hazırdı.
Mekke’de yapılan bir tavaf, Medine’de Ravza’ya atılan bir selam, insanın tüm hayatını değiştirebilir. Bunu görmek, hissetmek ve bazen bir misafirimizin gözyaşında o maneviyatı yaşamak, mesleğimi sadece bir iş değil, bir hizmet olarak görmeme neden oluyor.
Sonuç: Umre; “Turizm Değil Teslimiyettir”
İnanç turizmi denince akla önce bir sektör gelir belki ama hakikatte bu alan, insanların Allah’a yaklaşma çabasına aracılık etme sorumluluğudur, bir kez daha şunu görüyorum: Umre, fiziki bir hareket değil, kalbin Allah’a yönelişidir.
Her yıl binlerce kişi bu kutsal yolculuğa çıkarken; valizlerini değil, niyetlerini temizlemeye çalışır. Çünkü bilir ki:
“Allah, ancak takva sahiplerinden kabul eder.” (Mâide, 27)
Bu yazı vesilesiyle umreye niyet eden herkese gönülden şunu söylemek isterim: Hazırlığınızı sadece vize ve biletle sınırlamayın. Ruhunuzu da hazırlayın. Çünkü bu yolculuk, turistik değil, tevhidi bir yürüyüştür.
Allah’ın Davet ettiği kullarından olmayı nasip eylesin.