Yazın kavurucu sıcakları bastırdığında maalesef ekranlarda hep aynı acı manzaralarla karşılaşıyoruz. Televizyonu açtığımızda ülkemizin bir başka köşesinden yükselen kapkara dumanları görüyor, hangi ormanımızın yandığını, hangi köyümüzün tahliye edildiğini ve alevlerin nerelere ulaştığını endişeyle takip ediyoruz. Bursa’mızın o eşsiz yeşil örtüsü de dâhil olmak üzere, artan sıcaklıklar ve şiddetli rüzgârlarla birlikte her yaz aynı kâbus yeniden yaşanıyor.
Ancak artık bu yangınları yalnızca sıcak hava ve rüzgârın neden olduğu doğal bir felaket olarak değerlendirmek mümkün değildir. Gerçek şu ki, bu felaketlerin önemli bir bölümü insan kaynaklı ihmal ve dikkatsizlik sonucu meydana gelmektedir.
Orman yangınlarını duyduğumuzda çoğu zaman sadece yanan ağaçları düşünüyoruz. Oysa kaybettiklerimiz bunun çok ötesindedir. Alevler yalnızca ağaçları değil; o ormanda yaşayan kuşları, böcekleri, sürüngenleri ve binlerce canlıyı da yok ediyor. Dakikalar içinde koca bir ekosistem haritadan siliniyor.
Daha da önemlisi; ormanlar yalnızca yeşil alanlardan ibaret değildir. Havamızı temizleyen, yağmur sularını süzerek yer altı su kaynaklarını besleyen, erozyonu önleyen ve iklim dengesini koruyan en değerli doğal varlıklarımızdır. Yanan her hektar orman; gelecekte yaşayacağımız kuraklığın, selin, heyelanın ve iklim değişikliğinin etkilerinin habercisidir.
Üstelik bu felaketlerin büyük bir kısmı basit ihmallerden kaynaklanmaktadır.
Araç camından atılan bir sigara izmariti, söndürülmeden bırakılan bir mangal ya da kontrolsüz şekilde yakılan anız, binlerce hektarlık ormanı yok edebilecek felaketlerin başlangıcı olabilmektedir. Doğaya adım atan herkes bu sorumluluğu artık çok daha fazla hissetmek zorundadır.
Peki, yangın başladığında sahadaki tablo nasıl?
Açıkça ifade etmek gerekir ki Türkiye, afetlere ve orman yangınlarına müdahale konusunda önemli bir tecrübeye sahiptir. Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan orman kahramanları, orman itfaiyesi ekipleri, yangın söndürme uçakları, helikopterler ve kara ekipleri; çoğu zaman çok zor arazi ve hava şartlarında, canlarını ortaya koyarak alevlerle mücadele etmektedir. Bu özverili çalışmalar, milletimizin takdirini fazlasıyla hak etmektedir.
Bu mücadelenin içerisinde belediye itfaiyeleri, AFAD ekipleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet ve jandarma teşkilatları, sağlık ekipleri, gönüllüler ve bölge halkı da büyük bir dayanışma örneği sergilemektedir. Kurumlarımızın koordinasyon içerisinde ortaya koyduğu bu ortak mücadele, ülkemizin en önemli güçlü yönlerinden biridir.
Ancak iklim değişikliğinin etkileriyle birlikte afetlerin daha sık ve daha yıkıcı hale geldiği günümüzde, mevcut kurumsal yapının da geleceğin ihtiyaçlarına göre sürekli geliştirilmesi gerekmektedir.
Dünyadaki başarılı örneklere baktığımızda, afet yönetiminde güçlü kurumsal yapıların öne çıktığını görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri'nde afet yönetiminden sorumlu kurum olan FEMA ulusal ölçekte koordinasyonu sağlamaktadır. Avrupa Birliği ise Sivil Koruma Mekanizması sayesinde üye ülkelerin hava ve kara imkânlarını ortak bir sistem içerisinde yönetebilmektedir. Rusya’da Acil Durumlar Bakanlığı EMERCOM yangın ve doğal afet müdahalelerinden sorumlu müstakil bir bakanlıktır. Bu örnekler, afet yönetiminde güçlü koordinasyonun ve kurumsal bütünlüğün önemini ortaya koymaktadır.
Türkiye'de AFAD koordinasyonunda yürütülen mevcut afet yönetim sistemi, yıllar içerisinde önemli bir kurumsal tecrübe ve operasyonel kapasite kazanmıştır. Bununla birlikte, iklim değişikliğinin etkileriyle afetlerin daha sık, daha büyük ve daha karmaşık hâle geleceği öngörüsü doğrultusunda, afet yönetiminin kurumsal yapısının Afet ve Acil Durum Bakanlığı düzeyinde güçlendirilmesideğerlendirilebilir.AFAD'ın sahip olduğu koordinasyon tecrübesi ve kurumsal kapasitesi temel alınarak oluşturulacak böyle bir yapı; risk azaltma, hazırlık, müdahale, iyileştirme ve yeniden yapılanma süreçlerinin tek çatı altında daha bütüncül şekilde yürütülmesine katkı sağlayabilir. Aynı zamanda kurumlar arasındaki koordinasyonun daha da güçlenmesine, kaynakların etkin kullanılmasına ve karar alma süreçlerinin hızlanmasına destek olabilir.
Afet yönetimi yalnızca yangın çıktığında ya da deprem meydana geldiğinde yürütülen bir faaliyet değildir. Risklerin azaltılmasından eğitim çalışmalarına, hazırlık süreçlerinden müdahaleye, iyileştirmeden yeniden yapılanmaya kadar yılın 365 günü devam eden kesintisiz bir yönetim anlayışıdır.
Sonuç olarak Türkiye, afetlere müdahale konusunda güçlü bir insan kaynağına, önemli bir kurumsal birikime ve yüksek bir dayanışma kültürüne sahiptir. Bu gücü koruyarak ve sürekli geliştirerek geleceğin afetlerine daha hazırlıklı olmak zorundayız.
Ancak unutmamalıyız ki en başarılı yangın, hiç çıkmayan yangındır. Bunun yolu da yalnızca güçlü kurumlarla değil, bilinçli bireylerle mümkündür. Ormana atılan bir izmarit, kontrolsüz yakılan bir ateş ya da küçük görülen bir ihmal; yılların emeğini, binlerce canlının yaşamını ve geleceğimizi birkaç saat içinde yok edebilir.
Çünkü yanan sadece ağaçlar değildir; yanan geleceğimiz, nefesimiz ve çocuklarımıza bırakacağımız vatandır.
