Geçtiğimiz günlerde Bursa Alan Başkanlığı tarafından düzenlenen “Afetlere Yüzyıllardır Dayanım Gösteren Kent: Bursa” başlıklı panele katıldım. Birbirinden değerli alanında uzman katılımcıları dinleme fırsatımız oldu. Sunumları dinlerken, Bursa’nın tarihi eserlerine artık farklı bir gözle bakmaya başladım. Çoğunlukla bir camiye, külliyeye, hana ya da herhangi bir tarihi sokağa bakarken estetik güzelliği ön planda görürüz. Ancak o taşlar, duvarlar ve ahşap yapılar bize bundan çok daha fazlasını anlatıyor. Bursa'nın bu kadim eserleri, yüzyıllardır depremlere, yangınlara ve diğer felaketlere direnerek günümüze ulaşmış eserlerdir.
Ulu Cami'nin görkemli mimarisi, Emir Sultan'ın zamana meydan okuyan duvarları, Yıldırım Bayezid Külliyesi'nin sağlam yapısı ve Cumalıkızık'ın altı asırlık evleri... Bunların hiçbiri tesadüfen dimdik ayakta kalmadı. Her biri geçmiş nesillerin bilgi birikimi, mühendislik tecrübenin yansımasıdır. Bu miraslar, sadece Bursa'ya ait değil. Bütün insanlığın ortak kültürel hazinesi niteliğinde olan bu eserler; 2014’te UNESCO Dünya Miras Listesi'ne dahil edilen Bursa'nın Hanlar Bölgesi, sultan külliyeleri ve Cumalıkızık köyü ile tüm dünyanın hep birlikte koruması gereken değerler arasında yerini aldı. Bu nedenle bu yapılara gelecek olası zarar, yalnızca Bursa’ya değil, insanlığın hafızasına da vurulmuş bir darbe anlamına gelir.
Bursa'nın kültürel mirası denildiğinde akla yalnızca taş ve ahşaptan oluşan yapılar gelmemelidir. Örneğin Muradiye Külliyesi, bir mimari eser olmanın çok ötesinde, Osmanlı Devleti'nin hafızasını bünyesinde taşıyan eşsiz bir mirastır. Külliyenin banisi Sultan II. Murad Han'ın türbesinin yanı sıra, Fatih Sultan Mehmed Han'ın annesi Hüma Hatun, Fatih Sultan Mehmed Han'ın oğlu Cem Sultan, Sultan II. Bayezid Han'ın oğlu Şehzade Ahmet ile Kanuni Sultan Süleyman Han'ın oğlu Şehzade Mustafa ve annesi Mahidevran Hatun burada medfundur. Bir başka ifadeyle Muradiye, yalnızca bir külliye değil; Osmanlı tarihine yön vermiş padişahların, şehzadelerin ve hanedan mensuplarının hatırasını yaşatan büyük bir tarih hazinesidir. Burada korunan yalnızca türbeler değildir; bir cihan devletinin hafızasıdır.
Atalarımızdan En Önemli Dersler
Panelde uzmanların yaptığı önemli vurgular arasında, tarihi yapıların günümüze ulaşmasının kesinlikle bir şans eseri olmadığı yer alıyordu. Bursa, tarih boyunca büyük depremlerle ve yangınlarla defalarca sınanmış; ancak her defasında küllerinden doğmayı başarmış bir şehir olarak karşımızda duruyor. Özellikle 1855 yılında meydana gelen ve halk arasında “Küçük Kıyamet” olarak anılan büyük deprem, kentin hafızasında derin izler bırakmış olsa da Bursa, sahip olduğu yapı bilimi ve dayanışma ruhu sayesinde yeniden ayağa kalkmıştır.
Cumalıkızık’ın ahşap karkas evleri bu konuda dikkat çeken örneklerden biridir. Ahşabın esnekliği, deprem sırasında enerjiyi karşılar ve yapının hasar görmesini önler. Bugün deprem mühendislerinin üzerinde durduğu birçok temel prensip, yüzlerce yıl önce inşa edilmiş bu yapılarda kendini göstermektedir. Simetrik tasarım, dengeli yük dağılımı, doğru zemin seçimi ve sağlam malzeme kullanımı geçmişten bugüne taşınan yapı biliminin ilham verici öğeleridir. Bu yüzden tarihi eserlere yalnızca nostaljik yapılar olarak bakmak büyük bir hata olur.
Mirasları Korumakve Sorumluluklarımız
Bu eserlerin bugüne kadar ayakta kalmış olması, onların sonsuza kadar güvende olduklarını garantilemez. Bursa bir deprem kentidir ve bölgenin yakınındaki aktif fay hatları, şehir için riskin hâlâ devam ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum bize önemli bir soruyu beraberinde getiriyor. Yüzyıllardır ayakta kalan bu değerli mirası gelecek yüzyıllara da taşıyabilecek miyiz? Tarihi yapılar modern binalardan farklıdır, dolayısıyla yapılacak her müdahale büyük özen gerektirir. Bilimsel yöntemlerden uzak kalınarak yapılacak restorasyon çalışmaları, bazen depremin kendisinden bile daha ciddi zararlara yol açabilir.
Bu nedenle kültürel mirasın korunması yalnızca restorasyon uzmanlarının, akademisyenlerin veya kamu kurumlarının sorumluluğu değildir. Bu şehirde yaşayan herkesin ortak görevidir. Çünkü tarihi yapılar sadece taş, ahşap ve harçtan ibaret değildir.Onlar Bursa'nın hafızasıdır, kimliğidir ve geçmişten geleceğe uzanan köprüsüdür ve vatandaş olarak tarihi eserleri korumak da bizlerin görevidir.
Bu eserler bize geçmişte yaşanan afetlerden çıkarılmış dersleri anlatmaktadır. Cumalıkızık'ın ahşap evleri esnekliğin önemini, Ulu Cami sağlam zeminin ve doğru mühendisliğin değerini, külliyeler ise planlı yapılaşmanın gerekliliğini hatırlatmaktadır.
Yüzyıllardır depremlere, yangınlara ve türlü felaketlere rağmen ayakta kalmayı başaran bu eserler bize sessizce şu mesajı veriyor:
"Geçmişten ders alan şehirler ayakta kalır."
