Eskiden fırtına çıktığında “geçer gider” derdik. Lodos eserdi, yağmur yağardı, kar yağardı hayat devam ederdi. Son yıllarda yaşadıklarımız ise gösteriyor ki hava olayları artık ciddi biçimde değişti. Fırtına, lodos artık günlerce sürüyor, çatıları uçuruyor, ağaçlar devriliyor, hayatı durma noktasına getiriyor. Yağmur yağdığında tedirgin oluyoruz; “taşkın olur mu”, “dolu vurur mu” diye düşünüp duruyoruz.
İklim değişikliği artık ihtimal değil, yönetilmesi gereken bir kriz gerçeğidir! Fırtınalar, aşırı yağışlar, lodos, kuraklık yalnızca çevreyi değil, yaşantıyı doğrudan etkilemektedir. İklim değişikliğinin doğal olay mı, yoksa insan kaynaklı mı olduğu yönündeki tartışmalar sürerken, asıl odaklanılması gereken konu bu risklere karşı ortaya konulan yönetim anlayışıdır.
Günümüzde “afet” kavramı sadece depremle sınırlı değildir. İklim değişikliğiyle birlikte ortaya çıkan doğa olayları, doğru yönetilmediğinde afete dönüşebilmektedir.
1999 Gölcük depreminde ne yaşadığımızı hepimiz hatırlıyoruz. O gün, mevcut yönetimin zayıf kaldığı bir tablo ile kaşı karşıya kalınmıştı. Depremden geç haberdar olunmuş, kısıtlı imkânlar nedeniyle müdahale çok geç gerçekleştirilebilmişti. O günlerde haberleşme yetersiz, koordinasyon yok, kurumların refleksi sınırlı olması kayıpların artmasına ve toplumda güvensizliğe neden olmuştu.
Bugün ise tablo tamamen değişti. AFAD’ın koordinasyonunda, tüm kamu kurumların anlık reaksiyon gösterebildiği, sahada etkin mücadele yürüten, kriz yönetim kapasitesi yüksek güçlü bir Türk Devlet yapısı mevcuttur.
Genelden yerele bakıldığında, Bursa’da kriz yönetiminin başında bulunan Bursa Valimiz Sayın Erol Ayyıldız’ın afet ve acil durumlarda sahada yer alması, süreci yakından takip etmesi ve ulaşılabilir bir yönetim anlayışı sergilemesi hem topluma hem de kurumlara güven vermektedir. Vatandaş şunu görüyor; devlet her an, her işin başında. Toplum için bu güven duygusu çok önemlidir.
Afet ve acil durumlarda yerel yönetimlerde kritik bir sorumluluk üstlenmektedir. Başta Yıldırım Belediyesi olmak üzere tüm yerel yönetimler afet ve acil anında elini taşın altına koymaktadır.
Bir başka önemli konuda okullar ve kamu binalarıdır. Anne çalışıyor, baba çalışıyor, çocuk sabah evden çıkıp okula gidiyor. Bu noktada ebeveynlerin içinin rahat olması gerekiyor. Okul sağlam mı, bina ve çevre güvenlimi sorusu endişe değil, haklı beklenti halini alıyor. Elbette insan, evladı için endişe duyuyor. Peki; insan evladı için endişe duyarken kadim devlet Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşları ve evlatları için hazırlıksız mı?
Bugün devlet tarafından yaptırılan, kamu binalarından barajlara kadar tüm projelerin ve tüm yapıların güvenliği ve sağlamlığı her türlü süreç esas alınarak planlanarak inşa ediliyor. Kamu güvenliği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en öncelikli sorumluluk maddesi olarak öne çıkıyor. Türkiye için kamu güvenliği, sınır güvenliği kadar hassas bir değer.
Bu da devletin gücünü ve ileri vizyonunu bir kez daha ortaya koyuyor.
İklim değişikliğinin iyi tarafı var mı derseniz…
Belki de bu sürecin tek iyi tarafı şudur; bizi uyandırdı, kurumları daha dikkatli, yöneticilerin daha hazırlıklı, toplumu ise daha bilinçli hale getirdi. Artık kimse riskleri hafife almıyor.
Yani kısaca değerli okurlarım;
İklimin değişip değişmediğini, bunun doğal mı yoksa insan etkisiyle mi olduğunu tartışmak yerine; ülke olarak, kamu kurumları olarak, toplum olarak tedbirleri artırmaya ve her koşulda hazırlıklı olmaya odaklanmalıyız. Devletimiz gerekten çok güçlü. İklim değişiyor olabilir, önemli olan bu değişime karşı ne yaptığımızdır. Tedbir alan, hazırlıklı olan ve devletine güvenen toplumlar ayakta kalır. Ülkemizde başta AFAD olmak üzere tüm kurumlar sahada ve yönetim her zaman ayaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti; değişen her türlü iklim ve koşula daime hazır güçlü bir ülkedir. Bursa’da, güçlü ülkenin güçlü ve kadim baş şehridir.
