Yıllardır her gün konuşulan ve hepimizin gündeminde olan Marmara Depremi artık rutin konuşulan konunun dışında ekonomik ve güvenlik meselesini içine alan çok önemli bir mesele haline dönüşmüştür. Çünkü Marmara Bölgesi, ülkemizin üretim gücünün yarısından fazlasını tek başına taşımaktadır. İstanbul, Bursa, Kocaeli, Tekirdağ, Sakarya hatlarında yaşanacak olası bir kesinti veya çöküntü, sadece bölgesel değil doğrudan ülke ekonomisine etki eder. Bu gerçekler karşısında riskin artık ertelenebilir olmadığı açıkça görülmektedir. Bu nedenle devletimiz, sanayi politikalarında önemli bir adım atarak Ulusal Sanayi Alanları Master Planı’nı hazırlamıştır ve üretimin Anadolu’ya dengeli şekilde yayılmasını hedeflemiştir. Hazırlanan bu plan; enerji arzı, ulaşım altyapısı, lojistik ve üretim sürekliliğini ele alan çok boyutlu bir çalışmadır. Buradaki temel amaç, sadece sanayinin ayakta kalması değil, kriz anlarında üretimin devam edilmesini sağlayabilmektir.
Sanayinin Yeni Çark Alanı Anadolu
Üretim hatlarının, Organize Sanayi Alanlarının farklı bölgelere dağılması, olası bir depremde ülkemizin şalter kapatmasını engelleyecek stratejik bir adımdır. Eğer bu plan başarıyla tamamlanırsa, Türkiye sadece depreme karşı değil, diğer etkenlere karşıda dirençli bir yapıya kavuşacaktır.
Bu konuda Japonya ve Almanya Örnekleri Yol Göstericidir
Japonya, üretim tesislerini ülkenin farklı bölgelerine yayarak tedarik zincirini kriz anlarında sürekli hale getirmeyi başarmışlardır.
Almanya, sanayi gücünün dev firmaları tek bölgede ve şehirlerde toparlanmamış, ülkenin bir ucundan bir ucuna yayarak krizlere karşı önlemini almıştır.
Mevcut Sanayi Alanlarında Nasıl Bir Tedbir ve Hazırlık Yapılmalıdır?
Sanayinin taşınması uzun vadeli bir süreçtir. Bu nedenle mevcut tesisler için acil ve uygulanabilir tedbirler önem taşımaktadır. Öncelikle yapısal güvenliği ele alıp, fabrikaların depreme dayanıklılık performansı analiz edilmeli, gerekli güçlendirme çalışmaları hemen yapılmalıdır.
Devamında üretim hatları, makineler ve depolama sistemleri depreme karşı korunmalıdır. Çünkü deprem anında devrilen bir makine üretimi günlerce durdurabilir.
İkincil afetlere karşı mutlaka tedbir alınmalıdır. Deprem sonrası oluşabilecek yangın, patlama ve kimyasal sızıntılar için gerekli altyapılar güçlendirilmeli ve planlaması yapılmalıdır.
Her fabrika afet ve acil durum anlarına karşıiş sürekliliği planları hazırlamalı ve uygulama tatbikatları yapmalıdır. Yani herkes nasıl hareket edeceğini bilmeli, senaryo oluşturmalıdır. Acil durum ekipleri kurulmalı ve eğitilmelidir.
Kısaca, depremi engellemek mümkün değil, ama etkilerini yönetmek ve zararları azaltmak mümkündür. Bunun yolu ise sanayiyi tek bir bölgede toplamak değil, ülkenin farklı bölgelerine deneli şekilde yaymaktan geçmektedir. Ve bu konuda atılacak her adım, yalnızca sanayiyi değil, ülke ekonomisini ayakta tutacak ve depreme karşı üretimin devamlılığını sağlayacaktır.
