Toplum olarak genlerimize işlemiş, görünmez ama bir o kadar da tehlikeli bir zırhımız var. “Bana bir şey olmaz.” Bu cümle, aslında afetler karşısındaki en büyük zafiyetimiz. Oysa doğa ne bizim iyi niyetimize bakar ne de ihmallerimize. O, kendi kanunlarıyla işler. Yer kabuğu hareket eder, gökyüzü boşalır, rüzgâr eser, deprem olur, sel olur ya da heyelan oluşur; bunların hepsi birer doğa olayıdır.
Ancak bugün sormamız gereken can alıcı soru şudur. Her doğa olayı, bir felakete dönüşmek zorunda mıdır?
Doğa Aynı, Sonuç Neden Farklı?
Bir doğa olayının "afet" olup olmayacağını belirleyen tek şey; bizim hazırlığımız ve riskleri ne kadar ciddiye aldığımızdır.
Şili ve Türkiye arasında bir deprem karşılaştırması yapalım.
Şili’de 2010 yılında 8,8 büyüklüğündeki devasa sarsıntıda 500’den fazla kişi canını kaybettiğinde, bu acıyı bir milat kabul ettiler. Bugün Şili’de 8,0 büyüklüğündeki depremlerde hayat normal akışında devam ediyor; binalar sallanıyor ama yıkılmıyor.
2014 ve 2015 yıllarında gerçekleşen 8,2 ve 8,3 büyüklüğündeki depremlerde ölü sayısının 15’i geçmemesi tesadüf değildir. Aynı büyüklükte bir depremin ülkemizde yaşanması durumunda 100 binli rakamlarla ifade edilen can kayıplarından bahsediyorsak, suçlu kesin doğadır!
Türkiye’de 1999 Gölcük/Marmara’da yaşanan ve yaklaşık 18.000 insanımızın kaybına neden olan ve 6 Şubat’ta gerçekleşen 11 ilde etkili olan 7,7'lik ve 7,6'lık depremde 50.000’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi bu bağlamda düşündürücüdür.
Şili, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri değil; ancak mühendisliği bir "tercih" değil, tavizsiz bir zorunluluk olarak görüyor.
Katı inşaat kuralları ve tavizsiz denetim insanı koruyor.
İhmal mi, Takdir mi?
Dinimizde, önce bütün tedbirleri almamızı, üzerimize düşen bütün sorumlulukları yerine getirmemizi emreder. Ondan sonra Allah’a tevekkül etmeye, O’na güvenip teslim olmaya davet eder. Nitekim bir adam Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e gelerek, “Ya Resûlallah! Devemi bağlayıp da mı Allah’a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim” diye sorduğunda Allah Resûlü (s.a.s), ona şöyle cevap vermiştir: “Önce deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et! Tedbir almadan takdire sığınmak, aslında kendi ellerimizle hazırladığımız sonun suç ortağı olmaktır.
Artık Yüzleşme Vakti
Doğa görevini eksiksiz yapıyor: Yer sarsılıyor, su akıyor, ateş yakıyor. Asıl soru şu: Biz görevimizi yapıyor muyuz?
Afetlere “kader” damgası vurup konuyu kapatmadan önce, kusurlarımızla yüzleşmeliyiz. Afetin büyüklüğünü doğanın gücü değil, bizim hazırlıksızlığımız tayin ediyor. Artık o tehlikeli cümleyi, “Bana Bir Şey Olmaz!” kelimesini lugatımızdan silip yerine gerçeği koyma vaktidir.
Yani;
Afetler sonrası yaşananlar doğanın bir gazabı değil, hazırlıksızlığın sonucudur.
