Afetler son yıllarda en çok konuştuğumuz konuların başında geliyor. Deprem, yangın, sel, kuraklık… Hepsi yıkıcı. Ancak bu coğrafyada en ağır ve en uzun etkili olan afet maalesef depremdir. Çünkü deprem sadece bir yapıyı yıkmaz; hayatın düzenini, ekonomik dengeleri ve sosyal yapıyı da sarsar.
Deprem olduktan sonra insanların önüne en zor soru çıkar: Kalmalı mıyım, gitmeli miyim?
Bu karar sadece yıkılan bir bina ile ilgili değildir. Evet, bina yeniden yapılabilir. Ama o evin içinde biriken anılar, kurulan komşuluklar, yılların emeği, kurulan iş düzeni kolay kolay yerine konulamaz.
Deprem bir dakika sürer belki; ancak etkisi yıllarca devam eder.
Afet sonrası insanlar sadece fiziki kayıplarla değil, psikolojik ve ekonomik yüklerle de mücadele eder. Barınma sorunu, iş kaybı, borçlar, belirsizlik…
Aileler hem yeni bir düzen kurmaya hem de hayata tutunmaya çalışır. İşte bu noktada birçok kişi göç etmeyi düşünür. Göç edenler gittikleri yerde yeni bir mücadeleye başlar. Yeni bir iş bulmak, yeni bir çevreye uyum sağlamak, sosyal bağ kurmak kolay değildir. Kalanlar için de durum farklı değildir; onlar da yıkımın ortasında hayatı yeniden ayağa kaldırmaya çalışır.
Afet sonrası göç yalnızca bireysel bir karar değildir.
Ülkenin ekonomik ve demografik yapısını doğrudan etkiler. Göç alan şehirlerde nüfus hızla artar, konut kiraları yükselir, iş piyasasında dengesizlik oluşur. Eğitim ve sağlık altyapısı zorlanır. Sosyal hizmetler üzerindeki yük artar.
Göç veren bölgelerde ise üretim azalır, yerel ekonomi zayıflar, tarım ve hayvancılık olumsuz etkilenir. Sosyal yapı dağılır, şehirlerin değeri düşer. Yani deprem bir şehri etkiler; göç ise bu etkinin sonuçlarını ülke geneline yayar.
Bu nedenle afet meselesi sadece devletin ya da belediyelerin sorumluluğu değildir.
Hepimizin sorumluluğudur. Deprem olmadan önce sağlam yapı üretmek, doğru zemin etüdü yapmak, denetimi ciddiyetle uygulamak ve kentsel dönüşümü bir can güvenliği meselesi olarak görmek zorundayız.
Sahada gördüğümüz gerçek şudur. Mühendislik kurallarına uygun yapılmış, denetimi doğru yapılmış binalar ayakta kalabiliyor. Demek ki doğru planlama ve doğru uygulama hayat kurtarıyor.
Eğer afet sonrası göçü bir kader olmaktan çıkarmak istiyorsak, bugün hazırlıklı olmak zorundayız. Sağlam yapılar, bilinçli toplum ve güçlü dayanışma… Asıl mesele budur.
