Zehra Eşer
Köşe Yazarı
Zehra Eşer
 

Gücün Sessiz Etkisi

Jeffrey Epstein davası çoğu zaman suçun kendisi üzerinden konuşuluyor. Oysa bu davayı asıl düşündürücü kılan şey, yapılanların ne olduğu değil, nasıl bu kadar uzun süre mümkün olabildiği. Bu soru bizi hukuktan çok psikolojinin alanına götürüyor. Güç, insan davranışını dönüştüren en güçlü unsurlardan biri. Para, statü ve sosyal çevre bir araya geldiğinde, birey kendini yalnızca güçlü hissetmez; aynı zamanda görünmez sınırların dışına taşmış gibi algılamaya başlar. Psikolojide buna “dokunulmazlık algısı” denir. Kişi, kuralların varlığını inkâr etmez ama o kuralların daha çok “başkaları” için geçerli olduğunu düşünür. Bu algı bir anda ortaya çıkmaz. Küçük ihlallerle başlar, karşılıksız kaldıkça pekişir. Cezasızlık, zihinde bir onay mekanizmasına dönüşür. Zamanla birey için sınırlar belirsizleşir; ahlaki çizgiler netliğini kaybeder. Bu noktada empati bir erdem olmaktan çıkar, hatta gereksiz bir yük gibi algılanabilir. Çünkü empati, durmayı ve karşısındakini hesaba katmayı gerektirir. Güç ise çoğu zaman durmaksızın ilerlemeyi öğretir. Epstein vakasında dikkat çeken bir diğer unsur da çevresel sessizliktir. Elit ve kapalı çevrelerde, yanlış olduğu hissedilen durumlar çoğu zaman açıkça dile getirilmez. Bunun nedeni korkudan çok, kayıp ihtimalidir: Statü kaybı, dışlanma, yanlış kişiye karşı gelme endişesi. Bu kolektif suskunluk, psikolojide “grup içi sessizlik” olarak tanımlanır. Kimse ilk konuşan olmak istemez; böylece herkes bildiği halde kimse gerçekten bilmezmiş gibi davranır. Empatinin azalması da bu ortamda hızlanır. Empati, eşitlik duygusu üzerine kuruludur. Oysa güç ilişkileri doğası gereği eşitsizlik üretir. Kendini sürekli üstün bir konumda gören birey için diğer insanlar giderek özne olmaktan çıkar, birer araç haline gelir. Acı kişisel olmaktan uzaklaşır; soyutlaşır. Bu nedenle Epstein davası tek bir kişinin psikolojisinden ibaret değildir. Daha çok, kontrolsüz gücün ve uzun süreli sessizliğin insan davranışını nasıl dönüştürebildiğine dair bir örnektir. Asıl tehlike, bu tür vakaları “istisna” olarak görmektir. Çünkü istisna olarak görülen her olay, benzer mekanizmaların başka yerlerde yeniden kurulmasına zemin hazırlar. Belki de bu davanın bize sorduğu temel soru şudur: Bir toplum, gücü elinde bulunduranları ne kadar denetliyor ve sessizliği ne zaman bir sorun olarak görmeye başlıyor?
Ekleme Tarihi: 07 Şubat 2026 -Cumartesi
Zehra Eşer

Gücün Sessiz Etkisi

Jeffrey Epstein davası çoğu zaman suçun kendisi üzerinden konuşuluyor. Oysa bu davayı asıl düşündürücü kılan şey, yapılanların ne olduğu değil, nasıl bu kadar uzun süre mümkün olabildiği. Bu soru bizi hukuktan çok psikolojinin alanına götürüyor.

Güç, insan davranışını dönüştüren en güçlü unsurlardan biri. Para, statü ve sosyal çevre bir araya geldiğinde, birey kendini yalnızca güçlü hissetmez; aynı zamanda görünmez sınırların dışına taşmış gibi algılamaya başlar. Psikolojide buna “dokunulmazlık algısı” denir. Kişi, kuralların varlığını inkâr etmez ama o kuralların daha çok “başkaları” için geçerli olduğunu düşünür. Bu algı bir anda ortaya çıkmaz. Küçük ihlallerle başlar, karşılıksız kaldıkça pekişir. Cezasızlık, zihinde bir onay mekanizmasına dönüşür. Zamanla birey için sınırlar belirsizleşir; ahlaki çizgiler netliğini kaybeder. Bu noktada empati bir erdem olmaktan çıkar, hatta gereksiz bir yük gibi algılanabilir. Çünkü empati, durmayı ve karşısındakini hesaba katmayı gerektirir. Güç ise çoğu zaman durmaksızın ilerlemeyi öğretir.

Epstein vakasında dikkat çeken bir diğer unsur da çevresel sessizliktir. Elit ve kapalı çevrelerde, yanlış olduğu hissedilen durumlar çoğu zaman açıkça dile getirilmez. Bunun nedeni korkudan çok, kayıp ihtimalidir: Statü kaybı, dışlanma, yanlış kişiye karşı gelme endişesi. Bu kolektif suskunluk, psikolojide “grup içi sessizlik” olarak tanımlanır. Kimse ilk konuşan olmak istemez; böylece herkes bildiği halde kimse gerçekten bilmezmiş gibi davranır. Empatinin azalması da bu ortamda hızlanır. Empati, eşitlik duygusu üzerine kuruludur. Oysa güç ilişkileri doğası gereği eşitsizlik üretir. Kendini sürekli üstün bir konumda gören birey için diğer insanlar giderek özne olmaktan çıkar, birer araç haline gelir. Acı kişisel olmaktan uzaklaşır; soyutlaşır.

Bu nedenle Epstein davası tek bir kişinin psikolojisinden ibaret değildir. Daha çok, kontrolsüz gücün ve uzun süreli sessizliğin insan davranışını nasıl dönüştürebildiğine dair bir örnektir. Asıl tehlike, bu tür vakaları “istisna” olarak görmektir. Çünkü istisna olarak görülen her olay, benzer mekanizmaların başka yerlerde yeniden kurulmasına zemin hazırlar. Belki de bu davanın bize sorduğu temel soru şudur: Bir toplum, gücü elinde bulunduranları ne kadar denetliyor ve sessizliği ne zaman bir sorun olarak görmeye başlıyor?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.