Ömer Küçükkaya
Köşe Yazarı
Ömer Küçükkaya
 

Yakın gelecekte…

Bursa’nın siyasi anlamda Türkiye’nin gerisine düştüğünü önceki gün Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi’ni ziyaret eden AK Parti Bursa Milletvekilleri, İl ve İlçe Başkanları ile yöneticilerinden anlıyoruz. Yıllardır hizmete alınamayan Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi gezisi için sosyal medya hesaplarında “açılışına kısa süre kalan” veya “yakın zamanda” ifadelerini kullanan AK Parti Bursa kadrolarına geleceğe dair umutlarından ötürü teşekkür ediyorum. Ki; AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan’ın “iyi ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan var” ifadesini ayakta alkışlıyorum. Sokakta bir AK Parti göremediğimiz için “bir AK Parti var mı yoksa yok mu” sorusunu Bursalılara bırakırken, AK Parti’nin Osmangazi’de hizmetten uzaklaşarak kendi kendilerine evlere şenlik mahalle toplantıları ile yerelde iktidara gelebilme formüllerini merak ettiğimi belirtmek isterim. Ki; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son geldiği günden bugüne nadiren aramızda gördüğümüz Bursa Milletvekili Mustafa Varank’ı da hastane inşaatı ziyareti manasıyla sosyal medyalar vasıtasıyla görmek güzeldi… Bursa’da eski Vali İzzettin Küçük’ün Yeni Yol Partisi Genel Başkanı olması sonrasında başlayan siyasi hareketlilikleri yakından izliyoruz. Anahtar Parti’nin kendi iç dehlizlerine kapandığı, İYİ Parti’nin Yenişehir ve Karacabey Belediyelerini AK Parti’ye kaptırmasına rağmen sahada yeniden varlık gösterdiği, CHP’nin İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ile meydanlara indiği ama Meclis Üyelerinin fayda üretmediği bir şehirde; erken seçimi hep birlikte bekliyoruz. Kabul etmeliyiz ki; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in enflasyon ile ilgili 2027’ye ışık tutan açıklamaları toplumda aydınlanma aracını değiştirme konusunda fikirler gelişmesine neden oldu. Elektrik, Su, Doğalgaz, Benzin, Mazot ve daha nicelerinin fiyatının an be an arttığı ülkemizde, Çeyrek Altın başta olmak üzere artan altın fiyatlarını asgari ücretli, memur ve emekli maaşları ile AK Parti’nin iktidara geldiği günden bugüne kıyasladığımızda iktidarın sessizliğini anlamak zor olmuyor… Altın’ın ülkemizde artık gram ile bile alınamadığı bir dönemi yaşarken, Ortadoğu kıskacında ezilen demografimizin yakın gelecekte bizleri ülkemizde mülteci konumuna sokacağından şüphemiz yok! Doğum oranlarının düştüğü, kanser vakalarının arttığı, sağlık hizmetlerinin artan enflasyon ile birlikte yatırıma dönüşemediği Türkiye’de, iyi ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var da Ege’nin incisi Aydın’a Şehir Hastanesi açabiliyoruz… Türk Bayrağı’nın indirildiği günden bugüne halen daha başta İçişleri Bakanı ve Savunma Bakanı olmak üzere hiçbir yetkilinin sorumlu kabul edilerek görevlerinden azil edilmemiş olmalarını siyasi yetersizliğe mi yoksa kamunun siyasallaşmasına mı bağlamalıyız bilemiyoruz! Kabul edemediğimiz süreçlerin üst üste geliştiği bir dönemde İmralı’ya özgürlük arayışının kilimlere dokunan süreçlere ilerlemesi ise içimizi acıtmıyor değil! Bu kadar insanın sessizce beklediği bir ülkede sizce de toplumsal bir sıçrayış, ani bir sokak hareketliliği veyahut toplu bir atak söz konusu olmaz mı? Elbette böyle bir şeyin olmaması için hep birlikte sağduyu ile öncelikle devletimize ve devlet kurumlarımıza güvenerek sabırla devletimizin yanında dimdik dururken, aynı zamanda tüm samimiyetimiz ile dua ediyoruz. Ancak üst düzey bir kamu idarecisinin yakın gelecekte ifade ettiği şekli ile “bizler devlet adına makamların temsilcileriyiz, devletin asıl sahipleri memurları ve milletidir. Bizler temsil görevimizi yaparken, her türlü işlemi ve hizmeti icra eden memurlar ve bu icraatın gelişmesi için finansman sağlayan millete yani vatandaşlarımıza daha hızlı hizmet edilmesini sağlamak için görevliyiz. Bu sebeple kamu çalışanlarını ama memur ama işçi diye ayırt etmeksizin hepsini devletin sahibi olarak değerlendiriyoruz, değerlendirmeliyiz. Hepimiz biliyoruz ki; herkes gider ama devlet kalır…” Türkiye’de yaşanan bir gerçekliğin söze düşümü olarak nitelendirebileceğimiz bu cümleler aslında hükümetlerin, siyasi partilerin ve makam sahiplerinin süresi dolduğunda görevlerini terk edeceklerine ve görevleri süresindeki artılardan dolayı ödüllendirilmeseler bile eksilerden ötürü hem devlete, hem millete hesap verecekleri gerçeğidir uzun zamandır herkesin unuttuğu gerçeklik. Bizler; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin her şeyden önce bir vatandaşıyız. Siyasetçiler, hem devletin hem milletin hizmetkârı olduklarını unutarak memleket lehine icraattan öte icraatlar gerçekleştirdiyseler mutlaka bunun hesabını hem devlete hem millete verirler. Ve yine siyasetin asıl konusu olan hususa yani yakın gelecek meselesine değinecek olursak görmekteyiz ki; yakın gelecekte iddia o dur ki hastane hizmete açılacak ve belki de hızlı tren gelecek. Bekliyoruz, bizler! Siyasetçiler anlatıyor, bizler dinliyoruz. Ancak görüyoruz ki; gelen gideni aratıyor… Bursa öznesinde artan su fiyatları ve Büyükşehir Belediyesi’nin toplumdan kopuşunu görmüyor değiliz. Kendi iç yapılanmasını ve kurumsal bütünlüğünü sağlayamayan Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Başkan Mustafa Bozbey’i, Türk Bayrakları ile süslediği Bursaspor Stadyumu sandıkta ne kadar destekler bugünden bir şey demek yanlış olur. Ancak ifade etmeliyiz ki; Başkan Bozbey’i dün destekleyenlerin bugün onun karşısına dikilmesinin ana sebebi de her şeyden önce kendi elleri ile göreve getirdiği isimlerden başkası değildir… Bursa’nın evladı olarak nitelendirilen Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın, şehrin birçok noktasında hizmete açtığı eğitim merkezleri kadar kırsal dokunuşlarını da görmekteyiz. AK Parti’nin Osmangazi’de yırtılan Türk Bayraklarını değiştirmenin ötesine geçerek, ekonomik zorluklar altında zar zor ayakta durmaya çalışan insanlara yönelmesini daha doğru bulacağımızı ifade edebilirim. Elbette herkes birini takip ediyor. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun zamandır gelmediği Bursa’ya, penguenlerin yolunun düşmesini beklemekte başka bir sosyal belediyecilik anlayışı olarak güldürüyor bizleri. Ki; ne demişti Mustafa Bozbey, “Gülümseyin, Bursa’dasınız...” Bursa’da göze batan en önemli sorunların başında su faturaları var derken, Uludağ’ın bereketli sularını şişeleyerek satan damacana su firmalarına kayıtsız kalan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a da seslenmek istiyorum; Allah rızası için işinizi yapın. Bursa, yıkılırsa Türkiye yıkılır. Ve bu enkazın altından kalkmak için ödenecek en ağır bedelleri siyaseten sizler ödersiniz! Elbette merhum Başbakan Bülent Ecevit’in yaşadıklarını yaşamayalım lakin siyaseti bırakıp Bursa adına Allah rızası için somut icraatlar gerçekleştirin. Anladık; Uludağ’ın suyuna sahip çıkamıyorsunuz bari Payitaht Bursa’ya sahip çıkın… Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, ne düşünür ne söyler ben pek bilemem! Sonuç itibariyle uzun zamandır Beştepe’ye Külliye’ye gitmiyorum. Sahi, Bursa’dan kim var ki oralarda kimi görmeye gideceğiz? Ankara’da; birkaç hatırlı dost, birkaç bürokrat ve nazımızı çeken birkaç Milletvekili ile Eski Bakan’dan başka kimimiz kaldı? Lakin Bursa kaynıyor! Ben demiyorum ki; AK Parti, şehri yönetemiyor. Ama şehri Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetemeyeceği aşikâr diyorum. Ki; AK Parti’nin elinde ne kaldı? Borç batağında veyahut kendi derdinde üç beş belediyeden ve sesi zar zor çıkan birkaç Milletvekili’nden başka? Sözün özü şudur ki; Ankara, Bursa’yı biraz daha görmezden gelmeye devam ederse korkuyorum ki ya Emir Sultan Hazretleri veya Üftade Hazretleri yattığı yerden kalkıp dile gelecek. Demedi demeyin efendiler; Bursa, Veliler ve Deliler şehridir…
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı
Ömer Küçükkaya

Yakın gelecekte…

Bursa’nın siyasi anlamda Türkiye’nin gerisine düştüğünü önceki gün Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi’ni ziyaret eden AK Parti Bursa Milletvekilleri, İl ve İlçe Başkanları ile yöneticilerinden anlıyoruz. Yıllardır hizmete alınamayan Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi gezisi için sosyal medya hesaplarında “açılışına kısa süre kalan” veya “yakın zamanda” ifadelerini kullanan AK Parti Bursa kadrolarına geleceğe dair umutlarından ötürü teşekkür ediyorum. Ki; AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan’ın “iyi ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan var” ifadesini ayakta alkışlıyorum. Sokakta bir AK Parti göremediğimiz için “bir AK Parti var mı yoksa yok mu” sorusunu Bursalılara bırakırken, AK Parti’nin Osmangazi’de hizmetten uzaklaşarak kendi kendilerine evlere şenlik mahalle toplantıları ile yerelde iktidara gelebilme formüllerini merak ettiğimi belirtmek isterim. Ki; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son geldiği günden bugüne nadiren aramızda gördüğümüz Bursa Milletvekili Mustafa Varank’ı da hastane inşaatı ziyareti manasıyla sosyal medyalar vasıtasıyla görmek güzeldi…

Bursa’da eski Vali İzzettin Küçük’ün Yeni Yol Partisi Genel Başkanı olması sonrasında başlayan siyasi hareketlilikleri yakından izliyoruz. Anahtar Parti’nin kendi iç dehlizlerine kapandığı, İYİ Parti’nin Yenişehir ve Karacabey Belediyelerini AK Parti’ye kaptırmasına rağmen sahada yeniden varlık gösterdiği, CHP’nin İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ile meydanlara indiği ama Meclis Üyelerinin fayda üretmediği bir şehirde; erken seçimi hep birlikte bekliyoruz. Kabul etmeliyiz ki; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in enflasyon ile ilgili 2027’ye ışık tutan açıklamaları toplumda aydınlanma aracını değiştirme konusunda fikirler gelişmesine neden oldu. Elektrik, Su, Doğalgaz, Benzin, Mazot ve daha nicelerinin fiyatının an be an arttığı ülkemizde, Çeyrek Altın başta olmak üzere artan altın fiyatlarını asgari ücretli, memur ve emekli maaşları ile AK Parti’nin iktidara geldiği günden bugüne kıyasladığımızda iktidarın sessizliğini anlamak zor olmuyor…

Altın’ın ülkemizde artık gram ile bile alınamadığı bir dönemi yaşarken, Ortadoğu kıskacında ezilen demografimizin yakın gelecekte bizleri ülkemizde mülteci konumuna sokacağından şüphemiz yok! Doğum oranlarının düştüğü, kanser vakalarının arttığı, sağlık hizmetlerinin artan enflasyon ile birlikte yatırıma dönüşemediği Türkiye’de, iyi ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var da Ege’nin incisi Aydın’a Şehir Hastanesi açabiliyoruz…

Türk Bayrağı’nın indirildiği günden bugüne halen daha başta İçişleri Bakanı ve Savunma Bakanı olmak üzere hiçbir yetkilinin sorumlu kabul edilerek görevlerinden azil edilmemiş olmalarını siyasi yetersizliğe mi yoksa kamunun siyasallaşmasına mı bağlamalıyız bilemiyoruz! Kabul edemediğimiz süreçlerin üst üste geliştiği bir dönemde İmralı’ya özgürlük arayışının kilimlere dokunan süreçlere ilerlemesi ise içimizi acıtmıyor değil! Bu kadar insanın sessizce beklediği bir ülkede sizce de toplumsal bir sıçrayış, ani bir sokak hareketliliği veyahut toplu bir atak söz konusu olmaz mı? Elbette böyle bir şeyin olmaması için hep birlikte sağduyu ile öncelikle devletimize ve devlet kurumlarımıza güvenerek sabırla devletimizin yanında dimdik dururken, aynı zamanda tüm samimiyetimiz ile dua ediyoruz.

Ancak üst düzey bir kamu idarecisinin yakın gelecekte ifade ettiği şekli ile “bizler devlet adına makamların temsilcileriyiz, devletin asıl sahipleri memurları ve milletidir. Bizler temsil görevimizi yaparken, her türlü işlemi ve hizmeti icra eden memurlar ve bu icraatın gelişmesi için finansman sağlayan millete yani vatandaşlarımıza daha hızlı hizmet edilmesini sağlamak için görevliyiz. Bu sebeple kamu çalışanlarını ama memur ama işçi diye ayırt etmeksizin hepsini devletin sahibi olarak değerlendiriyoruz, değerlendirmeliyiz. Hepimiz biliyoruz ki; herkes gider ama devlet kalır…”

Türkiye’de yaşanan bir gerçekliğin söze düşümü olarak nitelendirebileceğimiz bu cümleler aslında hükümetlerin, siyasi partilerin ve makam sahiplerinin süresi dolduğunda görevlerini terk edeceklerine ve görevleri süresindeki artılardan dolayı ödüllendirilmeseler bile eksilerden ötürü hem devlete, hem millete hesap verecekleri gerçeğidir uzun zamandır herkesin unuttuğu gerçeklik.

Bizler; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin her şeyden önce bir vatandaşıyız. Siyasetçiler, hem devletin hem milletin hizmetkârı olduklarını unutarak memleket lehine icraattan öte icraatlar gerçekleştirdiyseler mutlaka bunun hesabını hem devlete hem millete verirler. Ve yine siyasetin asıl konusu olan hususa yani yakın gelecek meselesine değinecek olursak görmekteyiz ki; yakın gelecekte iddia o dur ki hastane hizmete açılacak ve belki de hızlı tren gelecek. Bekliyoruz, bizler! Siyasetçiler anlatıyor, bizler dinliyoruz. Ancak görüyoruz ki; gelen gideni aratıyor…

Bursa öznesinde artan su fiyatları ve Büyükşehir Belediyesi’nin toplumdan kopuşunu görmüyor değiliz. Kendi iç yapılanmasını ve kurumsal bütünlüğünü sağlayamayan Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Başkan Mustafa Bozbey’i, Türk Bayrakları ile süslediği Bursaspor Stadyumu sandıkta ne kadar destekler bugünden bir şey demek yanlış olur. Ancak ifade etmeliyiz ki; Başkan Bozbey’i dün destekleyenlerin bugün onun karşısına dikilmesinin ana sebebi de her şeyden önce kendi elleri ile göreve getirdiği isimlerden başkası değildir…

Bursa’nın evladı olarak nitelendirilen Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın, şehrin birçok noktasında hizmete açtığı eğitim merkezleri kadar kırsal dokunuşlarını da görmekteyiz. AK Parti’nin Osmangazi’de yırtılan Türk Bayraklarını değiştirmenin ötesine geçerek, ekonomik zorluklar altında zar zor ayakta durmaya çalışan insanlara yönelmesini daha doğru bulacağımızı ifade edebilirim. Elbette herkes birini takip ediyor. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun zamandır gelmediği Bursa’ya, penguenlerin yolunun düşmesini beklemekte başka bir sosyal belediyecilik anlayışı olarak güldürüyor bizleri. Ki; ne demişti Mustafa Bozbey, “Gülümseyin, Bursa’dasınız...”

Bursa’da göze batan en önemli sorunların başında su faturaları var derken, Uludağ’ın bereketli sularını şişeleyerek satan damacana su firmalarına kayıtsız kalan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a da seslenmek istiyorum; Allah rızası için işinizi yapın. Bursa, yıkılırsa Türkiye yıkılır. Ve bu enkazın altından kalkmak için ödenecek en ağır bedelleri siyaseten sizler ödersiniz! Elbette merhum Başbakan Bülent Ecevit’in yaşadıklarını yaşamayalım lakin siyaseti bırakıp Bursa adına Allah rızası için somut icraatlar gerçekleştirin. Anladık; Uludağ’ın suyuna sahip çıkamıyorsunuz bari Payitaht Bursa’ya sahip çıkın…

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, ne düşünür ne söyler ben pek bilemem! Sonuç itibariyle uzun zamandır Beştepe’ye Külliye’ye gitmiyorum. Sahi, Bursa’dan kim var ki oralarda kimi görmeye gideceğiz? Ankara’da; birkaç hatırlı dost, birkaç bürokrat ve nazımızı çeken birkaç Milletvekili ile Eski Bakan’dan başka kimimiz kaldı? Lakin Bursa kaynıyor! Ben demiyorum ki; AK Parti, şehri yönetemiyor. Ama şehri Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetemeyeceği aşikâr diyorum. Ki; AK Parti’nin elinde ne kaldı? Borç batağında veyahut kendi derdinde üç beş belediyeden ve sesi zar zor çıkan birkaç Milletvekili’nden başka?

Sözün özü şudur ki; Ankara, Bursa’yı biraz daha görmezden gelmeye devam ederse korkuyorum ki ya Emir Sultan Hazretleri veya Üftade Hazretleri yattığı yerden kalkıp dile gelecek. Demedi demeyin efendiler; Bursa, Veliler ve Deliler şehridir…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.