Türkiye’nin son dönemde yaşadığı hızlı gelişmeler ve süreçler ışığında siyaseti ve iktidarı değerlendirdiğimizde; uzun zamandır ifade ettiğimiz şekli ile 2026 Kasım ayında olası bir “baskın seçim” ile yüzleşmemiz mümkün. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle Kasım ayı seçimlerinde iktidar olduğunu ve güçlü oy oranlarına ulaştığını değerlendirdiğimizde; “baskın seçim” ihtimali güç kazanırken, hükümetin mevcut süreçte 2027 Nisan ayına kadar mevcut potansiyeli ve kadroları ile yol alabilmesi mümkün görünmüyor.
“Mutlak” ideolojilerin yerini “Mutfak” ideolojisine evirdiği bir dönemde; Adalet ve Kalkınma Partisi’nin anketlere yansıyan oy oranı ortama yüzde 35 bandında seyretmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 28. Dönem Cumhur İttifakı Milletvekillerinin iktidarın gücünü sahaya yansıtamadığı bir dönemde, mevcut hükümetin tam anlamıyla başarılı ve yetenekli olduğunu ifade edemeyiz. Gençlik ve Spor Bakanı’nın yaşı, Dünya Kupası’nda yaşanan hüsranlar, Hazine ve Maliye Bakanı’na yönelik yüksek vergi ve ekonomik baskı eleştirileri, trafik cezaları başta olmak üzere her alanda cezalandırma artışları ile toplumsal bir baskının artığına dönük toplumun her kesiminden gelen sert çıkışlar hükümeti “erken seçim” sürecinden “baskın seçim” sürecine yöneltti.
Ki; “baskın seçim” seçeneği, “erken seçim” seçeneğinden daha güçlü ve iktidar olunabilme ihtimali yüksek bir gerçeklik…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde bugün gerçekleşecek kabine toplantısında yüzde 70 oranında bir değişim gerçekleşmemesi durumunda, 15 Temmuz gecesi meydanların bomboş olması kaçınılmaz bir gerçeklik. FETÖ uzantılarının mevcut küresel krizi her anlamda iktidar aleyhine yönelik kullandığı bir dönemde, bireysel ve ekonomik suçlarda yaşanan artışlar ve Milletvekillerinin düğün, dernek, köy hayrı dışında toplumun kılcal damarlarından uzak olduğu bir Cumhur İttifakı’nın olası “erken” seçimleri ilk turda kazanma ihtimali çok düşük!
Yeniden Refah Partisi lideri Fatih Erbakan, Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal ve Anahtar Parti lideri Yavuz Ağıralioğlu gibi isimlerin liderliğinde ki kitlelerin merkez sağda güçlü bir merkez bütünleşmesi için güç birliği yaptıkları bir dönemde “mutfak ideolojisi” AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gücünü eritiyor! Ve yine burada bahse konu liderler ötesinde liderliklerini yaptıkları kitlelerde ki hareketlilik “erken seçim” için yeni liderler ve siyasi hamleler seçeneğini güçlendiriyor.
Elbette burada net bir dille ifade etmeliyiz ki; Bursa Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde yaşanan çok adaylı sandık süreci ve birçok komite içerisindeki değişim söylemleri de iktidarın elinin ne kadar zayıfladığının bir diğer göstergesi diyebiliriz.
Son dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzünü çok fazla Dünya’ya dönmesi ve Türkiye ile Anadolu’dan kopmasının sonucunda Cumhur İttifakı hantallaştı. Bursa başta olmak üzere birçok şehirde AK Parti dışından yani başka partilerden seçilen isimlerin AK Parti’ye katılması sonrası yaşanan kan uyuşmazlıkları ve akabinde ortaya çıkan iddiaların iktidara büyük zararlar verdiği net. AK Parti ve beraberinde ki siyasi ortakları ile Cumhur İttifakı’nın eleştiriye açık toplumsal buluşmalara imza atmaları vakti geldi de geçiyor bile. Milletvekilleri ile AK Parti İl ve İlçe Başkanlarının ve yerel yöneticilerin sokaklara ve hatta ara sokaklara inmesi halinde yaşanabilecek çok tatsız olaylara dair Ankara’yı uyarmayı bir kamusal görev olarak görmekteyim. Önce reformlar sonra saha ziyaretleri ile “baskın seçim” kazanılabilir!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti'nin doğal adayı olması dışında parti içi siyasi kulislerde ve spekülasyonlarda Selçuk Bayraktar, Bilal Erdoğan ve Hakan Fidan gibi isimlerin de zikredilmesi parti içi kutuplaşmayı artırıyor. Kabul etmeliyiz ki; ne AK Parti ne de Cumhurbaşkanlığı, etkili bir İletişim sürecini başarı ile yönetemiyor! Vatandaş; hükümetin uzun dönemdir bir türlü hayata geçiremediği “Genel AF” gerçekliğinde ekonomik veriler, hayat pahalılığı ve yüksek cezalı yargı süreçleri ile boğulmuş durumda. Son 3-4 yıldır orman yangınları bahane edilerek vatandaşların ormanlık alanlara çıkışlarının yasaklanması ise AK Parti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına yapılan en kritik hataların başında geliyor diyebiliriz.
Siyasetin artık kimlik ekseninden çıkarak "mutfak" sorunlarına evrilmiş olması, modern siyaset biliminin saha verileriyle örtüşen, gerçekçi bir tespit olacaktır. Ancak, "yapısal ekonomik krizler" ve "yüzde 50+1 sisteminin dayattığı siyasi matematik" ile süreci temellendirmek, dönemin ruhunu doğru yansıtacaktır diyebiliriz. Türkiye’ye, Bursa’dan bir pencere açtığımızda aslında birçok süreci daha net okuyabiliriz. Bursa’nın sanayi ve tarım profili üzerinden, ülkenin genel ekonomik durumunu okuma çabamız, yerel siyaseti genel siyasetle bağlama noktasında isabetli bir yaklaşım olmaktadır. Ticaretin bitme noktasına geldiği, köylerin hayalet köy olduğu, köylerde genç ve doğurgan nüfusun tükendiği bir Bursa ve Türkiye’de; AK Parti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olası herhangi bir seçimde ilk turda iktidar olması çok zor! 15 Temmuz gecesi güçlü Reformlar ilan edilerek ve hızla hayata geçirildiğinde, “baskın seçim” iktidarın ömrüne ömür katacaktır!
Seçmenin Cumhur İttifakı’ndan ve genel olarak iktidardan beklentisi ise oldukça net: Şeffaflık, liyakat ve enflasyonun dizginlenmesi. Günümüz seçmeni, kimlik siyasetinden ziyade yaşam kalitesini doğrudan etkileyen "mutfak" sorunlarına çözüm arıyor. 2026’da herhangi bir şekilde sandığa gidilmesi halinde Bursa seçmeni, sadece bir lider veya parti seçmeyecek; aynı zamanda ülkenin ekonomik ve toplumsal istikrarını yeniden tanımlayacak bir vizyona karar verecek. Ve son Büyükşehir Belediye seçimlerinde gördük ki, AK Parti’nin olası herhangi bir seçimde Bursa’dan 2 seçim bölgesinde toplam 6 Milletvekili çıkarması çok zor görünüyor. Elbette AK Parti’nin kendi Milletvekili sayısı 6 olurken, Cumhur İttifakı dâhil olarak toplam 9 Milletvekili çıkarması çok zor! Günümüzde AK Parti’nin 10, Cumhur İttifakı’nın ise toplamda 12 Bursa Milletvekili bulunuyor. Ve ilk seçimlerde Bursa Milletvekili sayısı 20+1 Vekil olacak!
AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a 2002 yılından bugüne oy veren bir seçmen, vatandaş ve gazeteci olarak ifade edebilirim ki; telefonlarına bile çıkmayan Milletvekilleri ve sadece sosyal medya pozları veren İlçe Başkanları ile İl Yöneticilerinden oluşan AK Parti ile iktidarın tek başına Bursa’da iktidar olması imkânsız! Hatta şöyle bir bakış açısı ile değerlendirdiğimizde göreceğiz ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok önem verdiği Muhtarlar ile Milletvekilleri en son ne zaman bir araya geldiler? İşte bu gerçeklik bile hem Bursa hem de AK Parti için çok büyük somut verileri yansıtmaktadır. Ve yine muhtarların bağımsızlığından ve bağımsız seçimlerinden bahisle olası bir “erken seçim” veya “baskın seçim” gerçekliğine baktığımızda, mahalli oy oranlarında ki siyasi değişimi net olarak okuyabiliriz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bağımsız Cumhurbaşkanı Adayı” olmalı!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bagajları ve yükleri ile değil aksine kendi öz kütlesi ile “Bağımsız Cumhurbaşkanı Adayı” sıfatı ile gireceği seçimlerde olası oy oranı ilk turda yüzde 48 ikinci turda yüzde 60 diyebiliriz. Görmekteyiz ki; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın varlığı AK Parti’ye yüzde 35 varlık katarken, AK Parti’nin mevcut hantal ve toplumu umursamaz varlığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yüzde 13 kaybettiriyor!
Siyaset nettir. Gri alanları kabul etmez. Ancak görmekteyiz ki; yeni kurulan partilerin ve sürpriz adayların potansiyel etkisini görmezden gelen bir AK Parti ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “baskın seçim” ve “erken seçim” hazırlığında. Bizim Cumhurbaşkanımız yani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan elbette yine Adayımız. Ancak eleştirileri görmezden gelerek net baskılar ile vatandaşları uzun yıllardır mağdur eden AK Parti için “alternatifsiz bir siyasi parti” diyemeyiz.
Bursa başta olmak üzere Türkiye genelinde ki AK Parti Milletvekilleri için yüzde 90’dan fazla değişim gerçekliğini, vatandaşların ortak ifadesi olarak buradan tekraren ifade etmekten çekinmeyeceğiz.
Sonuç itibariyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bağımsız Cumhurbaşkanı Adayı” sıfatı ile gireceği seçimlerde Türkiye İttifakı olarak tanımlayabileceğimiz bir Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ülkeyi 4 yıl daha yönetecektir. Lakin bu akşam gerçekleşmesi ihtimali olan Kabine değişimi ve 15 Temmuz gecesi meydanlara vereceği; “Ekonomik, Sosyal, Yargısal Reform ve Genel AF” söylemlerinin gücünü unutmamak gerekiyor. Aksi halde aylardır yayınlanamayan Valiler Kararnamesi, değişmeyen İl ve İlçe Başkanları, toplumdan kopuk Milletvekilleri ile 1 yıl daha gidilmesi halinde hem AK Parti’ye hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a olası 2027 Kasım seçimlerinde çok fazla alternatif çıkacaktır diyerek hepimizi Allah’a emanet ediyorum…
