Siz, hiç büyük oldunuz mu? Küresel yangınların, savaşların, depremlerin ve her türlü jeostratejik dengenin an be an değiştiği böylesine bir dönemde Allah kimseyi “büyüklük “ile sınamasın! İnsanlığın gözlerini fal taşı gibi açarak beklediği “3. Dünya Savaşı” tüm çıplaklığı ve gerçekliği ile gözlerimizin önünde yaşanırken, insanlık kendisini bekleyen daha büyük tehdit ve felaketlerin farkında bile değil! İşte böylesine bir gündem ile puslu bir Bursa sabahından hepinize merhaba diyorum…
Son dönemde hızla kilo vermemiz dostlara keyif, düşmanlara keder olurken net bir dille ifade etmeliyim ki; tıpkı benim fazlalıklarımdan kurtulduğum gibi Dünya’da kendi fazlalıklarından kurtulma sürecine girmiştir. Yani diyeceğim o ki; dünya ile ben aynı zaman diliminde “rejim” yapmaya karar verdik! Yarını yakalamak için dünü unutmadan, bugünü değiştirmek gerektiğini bilen herkes gibi öncelikle rejim değişimine dünya ile aynı anda veyahut dünya benim ile aynı anda gidiyor…
Rejim, ne demek? İşte bu çok önemli kıymetli okurlarım! Rejim, kelime anlamı ile “yönetme ve düzenleme biçimi” olarak tanımlanır. Rejim yapmak tıbbi açıdan kilo vermek olarak algılanırken küresel anlamda devlet yönetimlerinin biçim değiştirmesi olarak ifade edilir. Tıpkı benim gibi Dünya’da, biçimini değiştirmekte ve yeni yol haritalarına bunca yıl sonra yürümekte kararlı…
İşte böylesine bir dönemde rejim uygularken bilmemiz gereken bazı ana temeller vardır. Öncelikle rejim nereye uygulanacak? Bünyedeki yani vücuttaki hangi büyüklükler ortadan kaldırılmalı veyahut normalleştirilmeli? Bu ilk önce karar verilmesi gereken husustur. Sonrasındaki her adım programlı bir şekilde uygulanır. Bu uygulamalar hem vücut hem dünya için aynı metotlardan ibarettir. Rejim uygulanacak bölgenin hacmi ve büyüklüğü ile birlikte alanlarının tespit edilmesi, gerçekleşecek değişimin artı ve eksileri, zayıflatma, aşırı yorma, stresten ve bölgeye nüfus eden her türlü yiyecekten bünyeyi uzaklaştırma, değişimin an be an verdiği mutluluk ve son olarak toplumsal destek…
Bugün yaşanan tüm rejim uygulamalarının temelinde bu ana değerler yer almaktadır. Biz, bugünlük sizlerle kısaca ilk hususa değineceğiz; “rejim uygulanacak bölgenin hacmi ve büyüklüğü…”
Peki, “büyükleri nasıl yakarlar” hiç düşündünüz mü? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin açık hedef olduğunun kesinlik kazandığı günümüzde, ülkemiz topraklarına düşen füzelerin neden Türk Hava Savunma Sistemleri tarafından değil de NATO savunma sistemleri üzerinden vurulduğunu anlayamayanların okumaması gereken bir yazıyı sizlerle paylaşıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni anlamak sadece bir zihinsel kapasite meselesi değil aksine bir ruh ve kalp meselesidir. Türkiye’den korkanların dilinin tutulduğu, Türkiye’ye sevdalı olanların ise hiçbir işkence ile çözülmediği “Vatan Aşkı” bazen bizleri lal olan dillerin tercümanı yapmaya mecbur kılmaktadır…
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ileri savaş teknolojileri ile donatıldığı ve Türkiye’nin çok uzun yıllardır savunma değil, atak ordu yetiştirdiğini bilmesi gereken herkesin bildiği bir gerçekliktir. Türkiye’yi yakmak ve bölmek için çok basit bir operasyonel kurguyu hayata geçirenlerin on yıllardır kendi tuzaklarında kendi kanları ile nasıl boğulduğuna bugün bir kere daha İran’da şahitlik etmekteyiz…
Bir aileyi, bir soyu veya sülaleyi, bir boyu, bir yurdu, bir ulusu, bir inancı, bir devleti yıkmanın ve yakmanın başlıca kuralı; aynı aileden, soydan, boydan, yurttan, ulustan, inançtan, devletten aynı iki baş çıkarmaktır! Bu öyle bir ihanettir ki; hangisi kazanırsa kazansın diğerinin hem içi hem dışı öyle bir yanar ki; bu ateşin, öfkenin, acının, sabrın, yakamayacağı, yıkamayacağı, yapamayacağı hiçbir şey yoktur…
Biz; bu ateş ile binlerce yıl yanmış bir devlet, bir ulus, bir inancın evlatlarıyız. Dün bizi; Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Balkanlarda, Afrika’da aynı tuzaklar ile birbirine düşüremeyenler bugün aynı kanlı pusuyu İran’da, Azerbaycan’da, Kıbrıs’ta, Arap Yarımadasında yeniden kurmuşlardır. Tuzak’ta düşmanda aynıdır!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı bellidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin askeri ve bürokratik komuta kademesi bellidir. Türkiye; ne İran, ne İsrail, ne Amerika, ne İngiltere ne de başka bir ülke veya devlet ile millet değildir! Bizler için liderin çok öncesinde öne çıkan değerler ve gerçekler vardır. Bu değerler ve gerçeklerin bazıları; Makam, Ata, Örf, Töre, Sancak, Ezan ve Toprak yani Vatan’dır…
Bizler için en yüce makam Şahadet Makamı’dır. Türkiye’de “ben Müslüman’ım” diyen herkesin söz konusu “Vatan” olduğunda ilk aklına gelen “Şehitlik” Makamı’dır. Türkiye’yi ne bollukta, ne darlıkta, ne de Mübarek Ramazan günü aç, susuz ve afet zamanları dar da kaldığında yenemezsiniz! Türk; Selçuklu olduğunda durur ve Bursa’dan Osmanlı Beyliği diye yürüdüğü yolculuğu Vatikan kapılarında Osmanlı İmparatorluğu’na dönüştürür. Türk, Ankara’da kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanına önüne, berisine, sağına ve soluna “16 Türk Devleti” daha kurar ve ayağa kalktığında adını “Türk İslam İmparatorluğu” olarak cihana duyurur.
Türk; sadece bir milletin, bir ırkın, bir inancın adı değildir. Türk; dosta güven, düşmana korku, mazluma sığınak, kâfire ise azaptır! Şimdi biz size “büyükleri nasıl yakarlar” diye bir başlık attık ya değerli okurlarım; bir de buradan, bu pencereden bakarak yola revan olmak lazım gelir…
Bizlerin; kendilerini “Yıkılmayan Hanedanlar” olarak ananları kaç yüz defa kaç cephede yıktığımızı ve yaktığımızı, yaşadığı dönemde Prof. Dr. İlber Ortaylı defalarca anlattı. Tarihin yazdığı Türk’ün büyüklüğünü ve gücünü bir kere de bizim aciz kalemimizin yazmasına lüzum yoktur. Türk tarihi, bizim şahsımızdan ve kalemimizden çokça değerlidir.
Bizi; dün terör örgütleri ile ama Türk – Kürt ama Alevi – Sunni ama Arap – Çerkez – Laz olarak bölemeyenlerin Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Orta Asya ve Orta Doğu’da bin bir zulüm ile yurtlarından ettikleri Candaşlarımızı topraklarımıza sürerek bölmelerine imkân yoktur! Türk; örfü, töresi, inancı ve değerleri ile yaşar. Türk; sözüm ona “Yıkılmayan Hanedanlar” gibi soyu, sopu, anası ve babası belli olmayan değildir! Türk; soyunu, sopunu, anasını ve babasını iyi bilir. O kadar iyi bilir ki; nesiller boyu süren bir bağ ile ama Müslüman olsun ama Hıristiyan olsun ama Yahudi ama Dinsiz olsun birbirine o denli büyük bağlar ile bağlıdır… Türk demek, birlik ve beraberlik demektir…
Türkiye’yi Venezuela sananların daha İran’ın çöllerinden çıkamadığı, füzelerinden kurtulamadığı bir dönemde “Anadolu İşgal Planı” hazırlamalarını ahmaklıktan öte “Ölüme Merhaba Demek” olarak yorumluyorum…
Türkiye büyük değil, çok büyüktür! Türkiye’yi bin bir lokmaya bölemezsiniz! Türk ile savaşmak zordur! Ama Türkiye’nin sizinle savaşmasına tahammül edemezsiniz diyerek hepimize keyifli pazarlar diliyorum. Unutmayın, bugün birlik günüdür…
