Bursa Barosu’nda 2019 yılında ruhsat aldığımda baro sicil numaram 5000'lerdeydi. Bugün aynı baroda sicil numaraları 9000'lerin sonuna yaklaşmış durumda. Sadece birkaç yılda binlerce yeni avukat sisteme dahil oldu. Bu basit istatistik, mesleğin nasıl bir dönüşüm geçirdiğini acı bir şekilde özetliyor.
Türkiye Barolar Birliği'nin 2025 sonu verileri, tarihî bir geçiş dönemini açıkça ortaya koyuyor; Barolara kayıtlı avukat sayısı 206 bini aştı. 2020 yılı sonunda bu rakam 143 bindi... Beş yılda yüzde 44'lük bir artış. Daha geri gidersek tablo daha da ilginçleşiyor; 1998'de Türkiye'de yalnızca 36 bin avukat vardı. Bugün altı kat fazlası var. Bu büyüme nüfus artış hızını da çoktan geride bıraktı. Matematiksel özeti şöyle; 15 yıl önce bir avukata düşen nüfus ortalama 1095 kişi iken, şu an bu rakam 430’a indi…
Bu sayının bu kadar hızlı şişmesinin altındaki sebepleri anlamak için hukuk fakültelerine bakmak gerek. Son 25 yıllık süreçte hukuk fakültelerinin sayısı ve kontenjanları önemli ölçüde arttı. Buna paralel olarak mezun sayıları da yükseldi. 2018-2019 eğitim yılında hukuk fakültelerindeki öğrenci sayısı yaklaşık olarak 82 bini aştığı belirtiliyor.
Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken husus sayıdan ötedir. Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün 2026 başında yayımladığı Hukuk Fakülteleri Raporu’na göre; Türkiye genelindeki 86 hukuk fakültesinde toplam 586 profesör görev yapıyor. Bu profesörlerin yüzde 41'i yalnızca 10 köklü fakültede toplanmış. Beş hukuk fakültesinde hiç profesör yok. Dokuzunda yalnızca bir profesör var. Eylül 2024'te yapılan ilk HMGS'de (Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı) avukatlık stajına kabul için sınava giren 9 bin 300 hukuk mezununun yüzde 57'si 70 puanlık barajı geçemediği aktarılıyor.
HMGS gerekli, biraz da geç kalmış bir adım olduğunu düşünüyorum. Yıllarca diploma yeterliydi. Mezun ol, staj yap, ruhsatı al, mesleğe başla. Bu akışın hiçbir noktasında "bu kişi gerçekten avukatlık yapabilir mi?" diye sorulmuyordu. Sınav ile bu soruyu sorulmaya başlandı. Sınav soruları, kapsamı ve uygulama biçimi gibi konular ayrıca konuşulabilir, üzerinde düşünülebilir. Fakat sınavın salt varlığı bile mesleğe girişte bir kalite süzgeci oluşturdu.
Bu tablonun somut kazanım olarak değerlendirebileceğimiz olumlu yanları da mevcut. Hukuka erişim hem coğrafi hem sosyoekonomik anlamda genişledi. Küçük ilçelerde büro açan genç avukatlar, bir zamanlar mahkemede yalnız kalan vatandaşların yanında artık daha sık yer alıyor. Savunma hakkı kâğıt üzerinde değil, uygulamada daha görünür hale geldi. Ama ekonomik gerçeklik acı…
İstanbul'da 71 bin, Ankara'da 29 bin avukat var. Sadece bu iki şehirde toplam avukatların yarısından fazlası yığılmış durumda. Bu yoğunluk hem rekabeti hem de gelir eşitsizliğini derinleştiriyor. Büyük şehirlerde köklü ofisler ya da kurumsal hukuk büroları ile bağı olan avukatlar iyi iş alıyor; ama sicil numarası yeni diyebileceğimiz genç meslektaşları çoğunlukla asgari ücretin altında çalışıyor, “günü kurtarmaya” yetecek ücret ile dava alıyor, niteliği ağır tartışma sebebi olan staj sisteminin içinde kimliğini bulmaya çalışıyor.
Stajyer avukatların durumu özellikle konuşulmalı. Bir yıllık zorunlu staj sürecinde anlamlı bir eğitim almak hukuk bürosuna kura çekmek gibi bir şey. Kimi ofislerde gerçek dosyalar izleniyor, sorular soruluyor, hukuki yazışma öğretiliyor. Kimi ofislerde ise sabahtan akşama fotokopi makinesi kullanılıyor. Devlet bu konuda on yıllardır gerekli standardı oluşturmadı.
Ve artık üstel oranla gelişen teknoloji devrinde yeni bir değişken daha var; yapay zekâ. Sözleşme analizi, içtihat taraması, dava özeti çıkarma… Bunlar hâlâ avukatların yaptığı işler arasında ama bu tablonun beş yıl sonra ne olacağını söylemek zor gibi görünüyor.
Avukatlık artık sadece diploma ile yapılan bir meslek değil. Uzmanlaşmak zorunlu hale geldi. Arabuluculuk, uluslararası ticaret hukuku, veri koruma, yapay zekâ düzenlemeleri, şirket birleşmeleri… bunlar büyüyor gibi görünmekte. Klasik dava avukatlığı daralıyor. Hukuk piyasasında markalaşma ve dijital görünürlük artık gerçek bir rekabet avantajı.
Netice olarak ne var elimizde?
Avukatlığın sayıca şiştiği, nitelikçe sarsıldığı, ekonomik olarak kutuplaştığı bir dönemdeyiz. Fakülte açmak kolaylaştı ama kalitenin sağlanması zorlaştı. HMGS geç bir adım ama önemli bir adım. Kontenjan kısıtlamaları başladı ama etkileri yıllarca hissedilmeyecek, çünkü sistemde zaten onbinlerce öğrenci var.
Avukatlık, toplumun adalet duygusunu ayakta tutan mesleklerden biri. Bu mesleği icra eden her avukat, bir ölçüde hukuk devletinin taşıyıcısı; mahkemede, arabuluculuk masasında, noterde, şirket sözleşmesinde.
Bugün genç avukatların önemli bir kısmı yalnızca mesleki rekabetle değil; ekonomik baskıyla, gelecek kaygısıyla ve görünmeyen bir psikolojik yorgunlukla da mücadele ediyor. Ofis kirasını, vergiyi, personel giderini, dosya masraflarını düşünen bir avukatın omzunda zamanla başka bir yük oluşuyor. Oysa avukatlık sadece para kazanılan bir iş değil; insanların en zor anlarına temas edilen bir meslek. Boşanma dosyasında dağılan bir aileyi, ceza dosyasında hayatı değişen bir insanı, icra dosyasında ayakta kalmaya çalışan bir esnafı görüyoruz.
Sürekli başkasının yüküne dokunan bir mesleğin insanı da zamanla yoruluyor. Belki de bugün en çok konuşulması gereken konulardan biri bu: Ekonomik olarak sıkışan, geleceğinden emin olamayan ve yoğun rekabet altında çalışan bir sistemde meslek etiğini koruyabilmek...
Zira hukuk bilginin yanında karakterle, vicdanla ve insanın iç direnciyle ayakta kalıyor…
Kaynaklar: Türkiye Barolar Birliği 2020-2025 Avukat İstatistikleri; Toplum Çalışmaları Enstitüsü Hukuk Fakülteleri Raporu (Şubat 2026); Euronews Türkçe; Cumhuriyet; YÖK Atlas; ÖSYM HMGS 2024 Sınav İstatistikleri
