“Bir devletin gerçek gücü çoğu zaman sahip olduğu topraklardan veya ordulardan değil, o devleti yönetmek üzere yetiştirilmiş nitelikli insan kadrolarının varlığından kaynaklanır.”
Güçlü devletler, yalnızca ordularıyla değil, yetiştirdikleri insan kadrolarıyla ayakta kalmışlardır. Zira devlet yönetimi, kurumların varlığından çok o kurumları yöneten insanların niteliği ile şekillenir. Osmanlı İmparatorluğu’nun uzun süreli başarısının arkasında da askeri gücün yanı sıra dikkatle tasarlanmış bir insan yetiştirme modeli bulunur. Bunlardan en dikkat çekeni ise devşirme düzenidir. Devşirme çoğu zaman yalnızca yeniçeri ocağı ile ilişkilendirilse de aslında çok daha geniş bir devlet stratejisinin parçasıdır. Seçilen çocuklar saray çevresinde uzun yıllar süren bir eğitimden geçirilmiş, devletin askeri ve idari kadroları için yetiştirilmiştir. Böylece imparatorluk, yalnızca asker değil, aynı zamanda devlet adamı yetiştiren bir insan kaynağı modeli oluşturmuştur.
Devşirme sisteminin başarısını gösteren en somut örneklerden biri Sokollu Mehmed Pasha’dır. Bosna kökenli bir devşirme olan Sokollu, uzun yıllar sadrazamlık yapmış ve Osmanlı’nın en güçlü dönemlerinden birinde imparatorluğun siyasi ve diplomatik dengelerini yönetmiştir. Benzer şekilde Pargalı İbrahim Paşa ve Köprülü Mehmed Paşa gibi isimler de saray eğitim sisteminden yetişerek devlet yönetiminde belirleyici rol oynamışlardır. Bu örnekler devşirme modelinin yalnızca asker değil, aynı zamanda güçlü devlet yöneticileri yetiştirdiğini açıkça gösterir.
Devşirme sisteminin temelinde çoğu zaman göz ardı edilen önemli bir husus bulunmaktadır: Osmanlı yönetimi, devlete hizmet edecek kadroların yalnızca soylu ailelerden veya mevcut güç odaklarından gelmesini istememiştir. Aksine, devletin dışında doğmuş fakat devletin içinde yeniden yetiştirilen bir insan tipi oluşturmuştur. Bu kişiler saray eğitimi ile adeta yeni bir kimlik kazanmış, kişisel aidiyetlerini büyük ölçüde devlet hizmeti üzerinden tanımlamıştır.Bu durum özellikle devşirme çocuklarının devlete güçlü bir bağlılık geliştirmesini sağlamıştır. Zira bu kişiler sosyal statülerini, eğitimlerini ve yükselme imkânlarını doğrudan devlet sistemine borçlu olduklarının bilinciyle yetişmiştirler. Başka bir deyişle devşirme modeli, kişisel sadakati aile bağlarından ziyade, devlet bağlarına yönlendirmiştir.
Tarih boyunca farklı devletler kendi yöneticielitlerini yetiştirme çabası içerisinde olmuştur. Çin’de imparatorluk sınav sistemi, Fransa’da elit devlet okulları ve modern devletlerde diplomasi akademileri buna benzer düşüncenin farklı örnekleri olarak değerlendirilebilir. Bu kurumların ortak amacı devlet yönetimi için gerekli olan nitelikli kadroları sistemli bir eğitim süreci ile yetiştirmektir.
Bugün Türkiye’de de devlet yönetimi için insan yetiştirme konusunda bazı kurumların önemli rol oynadığını görüyoruz. Milli İstihbarat Teşkilatı, Dışişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Üniversitesi gibi kurumlar kendi alanlarında uzun eğitim süreçleriyle kadrolar yetiştirmektedir. Diplomasi kadrolarının zorlu sınavlardan geçmesi, askeri okullarda yıllar süren disiplinli eğitim verilmesi veya güvenlik kurumlarının kendi uzman kadrolarını yetiştirmesi, devşirme sisteminin mantığına benzer bir yaklaşımın modern devletlerde de sürdüğünü göstermektedir.
Elbette devşirme sisteminin Osmanlı’daki katılığı ile yeniden uygulanması mümkün değildir. Modern hukuk devleti bireysel hak ve özgürlükleri esas alır ve zorunlu uygulamaları kabul etmez. Ancak devşirme sisteminin arkasındaki temel fikir, yani devlet için özel olarak yetiştirilen yüksek nitelikli elit kadrolar oluşturma düşüncesi hâlâ önemini korumaktadır.
Günümüzde bu sistemin temel fikri, farklı araçlarla uygulanabilir. Bu uyarlama birkaç somut model üzerinden düşünülebiliriz:
Erken yaşta yetenek tespiti ve devlet akademileri: Osmanlı’da devşirme sisteminin en kritik yönlerinden biri çocukların erken yaşta seçilmesi ve uzun süreli bir eğitim sürecinden geçirilmesiydi. Günümüzde bunun karşılığı, belirli alanlarda üstün yetenekli öğrencilerin erken yaşta tespit edilmesi ve özel devlet akademilerinde yetiştirilmesidir. Örneğin diplomasi, istihbarat, strateji, teknoloji veya güvenlik alanlarında uzmanlaşacak öğrenciler için özel programlar oluşturulabilir. Bu modelde öğrenciler yalnızca akademik eğitim almaz; aynı zamanda devlet yönetimi, tarih, strateji ve kurum kültürü konusunda da sistemli bir eğitim görür.
Stratejik kamu okulları ve elit eğitim kurumları: Modern devletlerin birçoğu yönetici kadrolarını özel okullar aracılığıyla yetiştirir. Fransa’da uzun yıllar devlet bürokrasisinin önemli bölümü ÉcoleNationaled’Administration gibi elit okullardan çıkmıştır. Çin’de merkezi sınav sistemi ve parti okulları devlet kadrolarını yetiştirir. Benzer şekilde Türkiye’de de kamu yönetimi, diplomasi ve güvenlik alanlarında özel eğitim kurumları güçlendirilebilir. Bu kurumlar yalnızca akademik bilgi değil, aynı zamanda devlet kültürü ve kurumsal disiplin kazandırmayı hedefler.
Liyakat temelli yükselme sistemi: Devşirme sisteminin güçlü yönlerinden biri sosyal kökenden bağımsız yükselme imkânı sunmasıydı. Modern dünyada bunun karşılığı, şeffaf ve rekabetçi kariyer sistemleridir. Devlet kadrolarında yükselme yalnızca siyasi bağlantılara değil, eğitim, tecrübe ve başarıya dayanmalıdır. Böylece devlet kurumlarında uzun vadeli kurumsal birikim oluşabilir.
Disiplin ve kurum kültürü eğitimi: Devşirme sisteminde eğitim yalnızca bilgi aktarmaya yönelik değildi; aynı zamanda bir kimlik ve aidiyet oluşturmayı amaçlıyordu. Modern devletlerde de özellikle diplomasi, güvenlik ve istihbarat alanlarında benzer bir kurum kültürü eğitimi gereklidir. Bu tür kurumlar, yalnızca teknik uzmanlık değil, aynı zamanda devlet sorumluluğu ve etik anlayışı kazandırmalıdır.
Farklı toplumsal kesimlerden yetenek toplamak: Devşirme sisteminin bir diğer yönü, yönetici kadroların dar bir sosyal sınıfa dayanmasını engellemesiydi. Modern devletler de benzer şekilde farklı bölgelerden, farklı sosyal kesimlerden yetenekli insanları tespit ederek kamu yönetimine kazandırabilir. Bu yaklaşım devlet kadrolarının hem çeşitliliğini hem de dinamizmini artıracaktır.
Modern dünyada devşirme sisteminin birebir uygulanması mümkün olmamakla beraber, onun arkasındaki düşünce hâlâ geçerlidir. Güçlü devletler yalnızca güçlü kurumlar kurmakla kalmaz, aynı zamanda o kurumları yönetecek insanları uzun vadeli bir eğitim ve liyakat sistemi içinde yetiştirir. Devletin gerçek gücü çoğu zaman sahip olduğu kaynaklardan değil, yetiştirdiği insanlardan gelir.
