google.com, pub-1942201289571920, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Ekonomi Haber Girişi: 01.11.2021 - 00:45, Güncelleme: 01.11.2021 - 10:18

Esnaflıktan Sanayiciliğe Hüseyin Özdilek ve Özdilek Holding

 

Esnaflıktan Sanayiciliğe Hüseyin Özdilek ve Özdilek Holding

Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek, esnaflık günlerinden sanayiciliğe ve Özdilek Holding'in bugünlerine dair süreçler hakkında Ekosektör Gazetesi İmtiyaz Sahibi Gazeteci Ömer Küçükkaya'ya açıklamalarda bulundu.
Ben esnaf oldum demek yetmiyor!   "Esnaf olmak, ben esnaf oldum demekle olunmuyor" diyerek sözlerine başlayan Sanayici İş Adamı Hüseyin Özdilek, "her işin önce çıraklığı var. Çıraklığı yapamazsanız, kalfalığı ve ustalığı hiç yapamazsınız. Esnaflıkta çıraklığı yapmak için iyi bir gözlemci olmak lazım. Ben Tokat'ın Erbaa kazasında iken, kışın okula giderken kahvehanelerde çakmak taşı satardım. Çakmak taşının 100 tanesini 2,5 liraya alır ve 5 tanesi 25 kuruştan 5 lira para kazanırdım. Toplam 2,5 lira sermaye. 5 kutu satardık elimizde kalan 12,5 lira. 1960 yıllarda sattığımız çakmak taşından 12,5 lira para kazanırken, 15 lira da kiremit fabrikalarında 2,5 lira yevmiye ile  6 gün çalışarak kazanırdık. Bedeni çalışmayla 6 günde 15 lira kazanıyorsunuz.  1 gün çakmak taşı satarak 5 tanesi 25 kuruştan 2,5 lira paket başına kazanıyorsunuz. Yani günlük 12,5 lira da ordan kazanıyorsunuz. O gün anladım ki ticaret, bedeni çalışmadan daha kârlı. Zaten Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Efendimiz de diyor, 'rızkın on da dokuzu ticarettedir' diye. Dolayısıyla buradan başladık esnaflığa.  1965 yılında Bursa'ya ailece geldiğimizde, dayım dedi ki; 'gündüz liseye gidersin, yarım gün. Ben geldikten sonra  işyerine, sen okula devam edersin' dedi.  Ben gittim Erkek Lisesi'nin karşında 'Akşam Ticaret Lisesi' yazıyor, dedim ki; 'ben akşam çalışırsam gündüz eve daha çok katkıda bulunurum ve tam gün çalışırım, haftalığım da daha fazla olur' dedim. Dayıma 25 lira yarım gün çalışma yerine tam gün okula gitmeyi söylediğimde olur dedi. '35 lira veririm o zaman' dedi. Ben 50 lira bekliyordum,  tabi tam gün olduğu için. Ama olsun, o 10 lira artış bile benim işi öğrenmeme ve işi sevk ve idare etmeme sebep oldu. Ve 2,5 yıl 1967'ye kadar bu iş böyle devam etti.  Sonra evimizi sattık. Dayım da önder oldu ve orada belediye dükkanını kiraladık. 155 lira muhammem bedelli dükkanı 350 liradan kiraladık. Bir rakip vardı, rakip arttırınca biz de artırdık ve kiraladık. O gün bu gündür çalışıyoruz. Hatta o döneme dair işletme defteri de duruyor hala" dedi.     "Kendi ülkesinde marka olamayan Dünya'da marka olamaz!"   Üretim hacimlerinin artmasından ödedikleri vergi tutarlarına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek; "ülkemize geçen sene 250 milyon Türk Lirası, direkt ve endirekt vergi ödedik. Bu sene 400 milyon Türk Lirası, direkt ve endirekt vergi ödeyeceğiz. Biz, aile şirketlerinin amatör ruhuna inanıyoruz. Burası bir aile şirketi. Bu amatör ruhla biz, hızlı karar alıyoruz ve hızlı karar aldığımız için de konular hızlı şekilde çözülüyor. Tek amacımız Türkiye'ye kazandırmak. Türkiye'ye kazandırmaktan Türkiye ile beraber kazanmaktan keyif alıyoruz" dedi. Sanayici İş Adamı Hüseyin Özdilek; esnaflıktan sanayiciliğe geçiş hikayesine dair açıklamalarına şu şekilde devam etti: "1967'de dükkanı açtıktan sonra, 1970 yılına kadar Belediye dükkanları vardı. Ulu Cami ve Orhan Cami arasında. Siz, o zaman çocuktunuz. Dünya'da bile yoktunuz. Bahri Şarlı bey hatırlar. O dükkanlar yıkıldıktan sonra ben, İngiltereye gitmeye karar verdim. Okumak ve çalışmak için. O arada Eskişehir Akademisi 2'nci sınıfına geçmiştim. Oradan da Bursa'ya naklimizi yaptırmıştık. Sonrasında İngiltere'ye gidemedim. Hem okumak hemde çalışmak istediğimizi sunduğum yazılı mektuptan anladıkları için beni İngiltere'ye sokmadılar. Ben de 3 ay Avrupa'da dolaştım. Berlin'de 2,5 ay kaldım. Ve ondan sonra ülkeye döndüğümde, bizim ev sahibimiz oğluyla beraber bir iş yapması gerektiğini ve benim de boşta olduğumu görüyor tabi. 55 lira sermaye vereceğini ama bunun karşılığında evimizi ipotek edeceğini, daha doğrusu ipotek değil de satış vaadinde bulunacağını söyledi , ben de olur dedim.  1 sene beraber devam ettik. Hüseyin Yenginler isminde bir arkadaşım. Yüncü Mümin vardı, Ünlü caddede köşe de o pasajın sahibi. Onlar ayrılınca oğlu arsa alıp satıyordu, o daha karlı olduğu için havluculuğu bıraktılar. Ben de evi sattım, parasını ödedim kendisine. Ve havlu üretmeye devam ettik. Üretmeyi şöyle sevdim; ürettiğiniz zaman tezgahlar siz uyurken bile 24 saat çalışır. 24 saat tezgahlar çalıştığı için daha fazla karlılık sağlar. Hal böyle olunca, bunlar bu şekilde devam etti. Ondan sonra ben üretimin hazzını almaya başladım. Ve ilk defa havluculuk da 24 saat çalıştık, hep 8 saat, 10 saat çalışırdı havlucular. Gece vardiyası yoktu. Ben dedim ki maaşı yüzde 25 daha fazla verip gece vardiyası koyarım. Çalışanlarıma süt veririm, yemek veririm, gece vardiyasında. İşçiyi motive ederim, onlarda daha fazla çalışır. Aynı tezgahtan 2 misli üretim elde ederim. Ve bizim sayemizde Bursa havluculuğunda 3 vardiya çalışmalar başladı. Üretim de o şekilde artmaya başladı. Sabit maliyetler aşağıya çekildi. Ta ki, 1984 yılına kadar. 24 Ocak 1980 kararlarına kadar kara tezgahlar devam etti. 37 kara tezgahla, 1978 yılında şuan bulunduğumuz yere yani Yalova yoluna kiracı geldik. 1981 yılında da burayı satın aldık. Libya'ya havlu ihracatına başladık. 1981 yılında burayı satın aldığımız zaman, o zamanın parasıyla 155 bin lira peşin verdik.  1,5 milyon lira civarı borçlandık. Orta vadeli kredilerle kurduğumuz ve 4 milyon dolar da devletten orta vadeli kredi aldığımız bu fabrikada; entegre boyahanesi, ipliği, dokuması ve konfeksiyon fabrikasını 24 tezgah ile kurduk. Avrupa'ya tamamını ihraç etmeye başladık. Baktık ki talep fazla. Oralarda emek yoğun olmadığı için, emek yoğun olan işlerin maliyeti yüksek. Emeğin yoğun olduğu işler bize kaymaya başladı. Teknoloji ağırlıklı işler oralarda üretilmeye başlayınca; buzdolapları, televizyonlar, faks makineleri, otomobiller falan oralara kayıyor, tekstil bize kayıyordu yavaş yavaş. 1995 yılına kadar Türk malına kota vardı. 'Avrupa'daki tekstili batırıyorsunuz, ucuza ihraç ediyorsunuz' diye. Ama vazgeçmek zorunda kaldılar. Mukayeseli üstünlükler teorisine göre, işçiye daha fazla katma değerli fiyatı verince imalat maliyeti yükseldiği için bizden daha ucuza mal üretemez oldular. Ve biz o ülkelere mal üretmeye başladık. 1987 yılında 52 tezgaha çıktık. Yine ihraç ediyoruz. 1990 yılında 100 tezgaha çıktık, yine ihraç ediyoruz.  1996 yılında 168 tezgaha çıktık, yine ihraç ediyoruz. Dolayısıyla bu ihracatların hepsini yaparken ve bu gelişmeleri yakından izlerken kendi kendimize dedik ki; "kendi ülkesinde marka olamayan dünyada marka olamaz, yarısını kendi ülkemize satmamız lazım" ve yarısını kendi ülkemizde satmaya başladık. Düzenli şekilde satıyoruz. Şu anda 146 noktada bizim mağazalarımız var.  120 tanesi ev tekstil mağazası, 200-250 metrekare civarında bütün ülkede ve 11 şehirde. 24 noktada 3 tane alışveriş merkezimiz ve mağaza, market, restorant ve kafeterya, oyun alanları olan yerlerimiz var. Buralarda da toplam 4 bin 500 kişi çalışıyor. 500 kişi de otellerimizde çalışıyor. 2 bin kişi de sanayide çalışıyor. Boya baskı fabrikası, iplik fabrikası ve havlu fabrikasında. Bu noktaya gelmemiz çok hoşumuza gidiyor. Çünkü ülkemize yılda 250 Milyon Türk Lirası geçen sene direkt ve endirekt vergi ödedik. Bu sene 400 Milyon Türk Lirası direkt ve endirekt vergi ödeyeceğiz. Bunlardan gurur duyuyoruz . Çünkü, ülkemizin kalkınması kayıt içinde kalan iş yerlerinin artmasıyla mümkündür. Direkt vergiler ne kadar çoksa ve endirekt vergiler ne kadar azsa, o ülke o kadar hızlı gelişmiş olur. Dolayısıyla bu konuda bilgilenen, kurumsallaşmış, kurum kültürünü oluşturmuş, organizasyon ve planlaması sağlam, optimal üretim ile pazarlamaya ağırlık veren şirketler önderliğinde de girişimciler, girişimci olmazsa profesyonler ile halka açık şirketlerin kurumsallaşmış şekilde yoluna devam etmesi lazım. Ama biz aile şirketlerinin amatör ruhuna inanıyoruz. Burası bir aile şirketi. Bu amatör ruhla biz, hızlı karar alıyoruz ve hızlı karar aldığımız için de konular hızlı şekilde çözülüyor. Optimal maliyetli işlerimizi daha iyi organize ettiğimize inanıyoruz. Bu konuda mesela biz bir arkadaşımızla 32 yıldır beraber çalışıyoruz. O bizi anlıyor, biz onu anlıyoruz. Bir telefon kadar yakınız. Ve huzur içinde pazarlama konusunda hiç gözümüz arkada kalmıyor, ekibiyle bütünleşerek en iyi şekilde sevk ve idare ediyor. Bundan haz alıyorum. Bizimle çalışmayı yaşam biçimi olarak seçmiş, maaş ikinci planda kalmış. Bu düşük maaş vermek manasına gelmez, aksine rakiplere göre en iyi maaşı vermeye çalışacaksınız. Verimliliği en iyi maaşı vererek artırabilirsiniz. En düşük maaşla en verimli işi alamazsınız."   Bahri Şarlı ile 55 yıllık dostluk   Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği (TESKOMB) Genel Başkan Vekili Bahri Şarlı ile 55 yıllık bir dostlukları olduğunu ifade eden Hüseyin Özdilek; "bizim dostluğumuz 55 yıl öncesine dayanır. Bahri bey, zor günlerimizde yanımızda olan değerli bir dosttur. Bursa için ve Bursa iş dünyası ile esnafı için büyük emekleri ve hizmetleri olmuştur. Biz kendisinden razıyız, Allah'ta kendisinden razı olsun" dedi.   Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek'in iş dünyasının zorlu yolculuğuna çıktığı o günleri çok iyi hatırladığını ifade eden  TESKOMB Genel Başkan Vekili Bahri Şarlı; " o yıllarda Türkiye'de esnaf olmak kolay iş değildi. Hüseyin bey, zoru seçti. Gidip bir yerlerde çalışan olmak yerine, işveren olmayı ve esnaf olmayı tercih etti. Kara tezgahlardan bugünün modern makinelerine ulaştı. Türkiye'nin uluslararası markalarından biri olmayı azimle çalışarak başardı. Hüseyin bey; 1974 yılında 5 bin lira, 1976 yılında da 10 bin lira bizden kredi almıştı. Daha sonra 1986 yılında ticaret odasına kayıt olduğu için artık ayrılmak zorunda kalmıştık" dedi.   Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın emeklerini unutamayız   Esnaf Kredi Kooperatif kaynaklarının bir noktadan sonra kendilerine yetmediğini ifade eden Sanayici İş Adamı Hüseyin Özdilek; "kooperatif bize yetmez oldu. Kooperatif o dönem en fazla 50 bin lira verebiliyordu. Kooperatif kaynakları yetmeyince sektörün imdadına Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal yetişti" dedi.   Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal dönemine dair açıklamalarda bulunan Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek; "Merhum Turgut Özal'ın orta vadeli kredileri ortaya getirmesi, Türk parasının korunmasının ortadan kalkması, ihracatçılar önceden 3 bin dolardan fazla parayla çıkamıyordu yurtdışına, 3 yıl arayla çıkabiliyordu. İhracatçılara bu imkanların tanınması ihracatçıların önünü açmıştı. Özal öncesi Türkiye'nin 1980 yıl ihracatı 1 milyar 850 milyon dolar, ithalatı 2 milyar 500 milyon dolardı. Şimdi 250 milyar dolarları zorluyoruz galiba ihracatta, ama ithalat ta fazla. Gönül isterdi ki ithalat, ihracatın gerisinde olsun. Almanya'da olduğu gibi, 1 trilyon 400 milyar ihracatı var. 1 trilyon 100 milyar civarı ithalatı var. 350 milyar dolar her yıl artı veriyor. Bizim de öyle olmamız lazım. Bunun için bilgi toplumu olmamız lazım. Bunun için de örf ve adetleri iyi öğrenmemiz, anne ve babaya saygılı olmamız, eğer Allah'a inanıyorsak şükretmemiz, muasır medeniyetler seviyesine çıkmak istiyorsak da Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'e sahip çıkmamız ve muasır medeniyetler üstüne çıkmak için de çaba sarfetmemiz lazım. Bunun için medeni dünyadaki bilgiyi unutmamamız lazım. Hem dünya, hem ahiret için çalışmamız lazım. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışın diyor Hazreti Muhammed Mustafa. Dolayısıyla bunların hepsini bir bütün olarak düşünürsek, huzurlu bir yaşam bizi bekliyor. Hiç kimsenin hakkına taarruz etmezsek, dikkat edersek, kendimiz için istediğimizi başkası içinde istersek. Çuvaldızı kendimize de batırmalıyız ki, acısını hissettiğimizde başkasına batıramayalım. Kimseden avuç açıp para istemeyeceğiz. Yeşil kartlıya devlet verse bile onurlu insan eli ayağı tutuyorsa onu almayacak, çalışacak. Hangi iş olursa olsun çalışacak. Maaşın azlığına çokluğuna bakmadan çalışacak. Daha iyi maaşı bulabilmek için de mücadele edecek. Öyle aileler var ki, 5 çocuğunu bulaşıkçılık yaparak yetiştirip okutmaya çalışıyor. Yani çalışmak ayıp değil, çalışmamak ayıp!   Nefsi arzular peşinde koşmayın!   Dünya'nın ve Türkiye'nin gündeminde olan yeni nesil ile birlikte kalifiye ve ara eleman konularına dair açıklamalarda bulunan Sanayici İş Adamı Hüseyin Özdilek; "hiçbir nefsi arzu iş disliplininin önüne geçemez, geçerse o iş biter. Bir defa kesinlikle gelirinden daha fazla gideri olan gençler yanlış yapıyor. Gençler, ailelerinin bütçesine katkıda bulunmalı. Almanya'da 16 yaşına gelen gence babası diyor ki, 'git iş bul çalış. Evin bir odasının kirasını sen vereceksin. Git çalış. Benden ayrıl. Ben kendi evime kendim bakarım' diyor. O gençte aileye katkıda bulunuyor. Dolayısıyla burada çalışma disiplini olduğu zaman katma değer artıyor. Katma değer kişi başına gayri safi milli hasıla demektir. Bu hasılayı artırmak için üç tane yol var; hizmet, tarım ve sanayi sektörü. Bu üçünden bir tane meslek seçeceksin. Yahut da devlette çalışacaksın. Devletin kadroları belli. Devlet işine, 'tatlıya ekşiye dokunmazsam buradan emekli olurum' diye girmemeli gençler. 'Devlete nasıl katkıda bulunabilirim' diye girmeliler devlet işlerine. Öyle yapmalılar ki; devlet daha fazla yücelsin, yoksa devlet hantallaşır. İşe göre adam alsın devlet, adama göre iş vermesin. Ve liyakat çok önemli. Devletten ziyade özel sektöre girersen, özel sektörde rekabet var. Rekabet içinde, bilgiyle sevk ve idare edilen işletmelerden birinde görev alırsan bu da rekabet içinde devam ettiği için devamlı hareket halinde spor yapan sporcuya benzer o şirket. Ve zinde kalır. Çünkü kaslar çalışıyor, beyin çalışıyor daha fazla oksijen sarf ediyorsun. Yediğini eritiyorsun. Dolayısıyla insanda sağlam vücut olduğu gibi şirketleri de hareket eden dinamik şirket olarak kabul etmek lazım. Hareket eden dinamik şirketlerin dünya şirketi olmaması için hiçbir sebep yok. İşte Türkiye'den çıkmış 'Getir' e-ticaret şirketi 18 milyar lira Newyork borsasındaki değeri. Türk gençleri çocuk oyunu hazırladı, 400 milyon dolara sattılar. Şimdi 2 milyar dolar borsa değeri. Bunları yakinen biliyorsunuz. Demek ki globalleşen dünya artık büyük değil! Büyük olmayan bu dünyada bilginizi becerinizi geliştiriyorsanız, siz de öne çıkabilirisiniz. Ama kısa yoldan para kazanmak diye birşey söz konusu değil. Emek istiyor, çaba istiyor, bir de kısmete inanacaksınız. Bunların hepsi bir bütün .   Bursa çok güzel bir şehir   Ekosektör Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ömer Küçükkaya'ya Bursa'ya dair görüşlerini de ifade eden Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek; "Bursa çok güzel bir şehir. Tabi daha planlı olsaydı da ona göre gelişseydi keşke. 1965 yılında ben Bursa'ya geldiğimde, 800 bin civarı nüfusu vardı. Atatürk Caddesi ile Postane arasında aileler akşam üzeri olunca geziye çıkarlar, Mahfel'in oraya kadar giderler ve birisi çıkmadığı zaman örneğin, 'ayşe hanımlar bugün niye çıkmadılar' diye birbirlerine sorarlardı. Faytonlar vardı. At arabaları vardı. Otomobiller yok denecek kadar azdı. Ve yazlık sinemalar vardı. Heykel ile Çekirge arasında ev yoktu doğru dürüst. Birkaç tane villa vardı. Yazlık evler vardı. O evlerin gül bahçeleri arasında giderdik. E tabi şehirler büyüyecek, büyüyünce planlama olacak. Şimdi şehirler batıya kayıyor. Batıda da gayet güzel yerler yapılıyor. Geçen gün, Penguen'in arkasına gittim. Orada büyük büyük konutlar yapılıyor. Gayet güzel gelişiyor. Tabii gelişecek. Bütün mesele şu; sanayinin de aynı oranda gelişmesi lazım. İş sahalarının da aynı oranda gelişmesi lazım. Ve bunun sürdürülebilir şekilde olması lazım. Bir ailede bir kişinin çalışma devri çoktan kapanmıştır. Eli ayağı tutan herkes, kesinlikle aile ekonomisine katkıda bulunacak. Biz; Bursa'ya geldiğimizde annem bornoz dikerdi, ben dayımın yanında çalışırdım, ablam da postanede çalışırdı. Bu şekilde geçinirdik. Başka şekilde geçinmek mümkün değildi. Dolayısıyla 5 nüfusu bu şekilde geçindirirdik. Büyük şehirde kira vereceksin, taşıma parası vereceksin, sonra ekmek para, tahıl bahçeden gelmiyor ve her mevsimde tahıl almak mecburiyetindesiniz. Şimdi yazın, kışın domates var. Eskiden kışın domates, patlıcan yoktu. Bunların kurusunu yapardık. Şimdi bunların bir bedeli var, bu bedeli ödemek zorundayız" dedi.
Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek, esnaflık günlerinden sanayiciliğe ve Özdilek Holding'in bugünlerine dair süreçler hakkında Ekosektör Gazetesi İmtiyaz Sahibi Gazeteci Ömer Küçükkaya'ya açıklamalarda bulundu.

Ben esnaf oldum demek yetmiyor!

 

" Esnaf olmak, ben esnaf oldum demekle olunmuyor" diyerek sözlerine başlayan Sanayici İş Adamı Hüseyin Özdilek, "her işin önce çıraklığı var. Çıraklığı yapamazsanız, kalfalığı ve ustalığı hiç yapamazsınız. Esnaflıkta çıraklığı yapmak için iyi bir gözlemci olmak lazım. Ben Tokat'ın Erbaa kazasında iken, kışın okula giderken kahvehanelerde çakmak taşı satardım. Çakmak taşının 100 tanesini 2,5 liraya alır ve 5 tanesi 25 kuruştan 5 lira para kazanırdım. Toplam 2,5 lira sermaye. 5 kutu satardık elimizde kalan 12,5 lira. 1960 yıllarda sattığımız çakmak taşından 12,5 lira para kazanırken, 15 lira da kiremit fabrikalarında 2,5 lira yevmiye ile  6 gün çalışarak kazanırdık. Bedeni çalışmayla 6 günde 15 lira kazanıyorsunuz.  1 gün çakmak taşı satarak 5 tanesi 25 kuruştan 2,5 lira paket başına kazanıyorsunuz. Yani günlük 12,5 lira da ordan kazanıyorsunuz. O gün anladım ki ticaret, bedeni çalışmadan daha kârlı. Zaten Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Efendimiz de diyor, 'rızkın on da dokuzu ticarettedir' diye. Dolayısıyla buradan başladık esnaflığa.  1965 yılında Bursa'ya ailece geldiğimizde, dayım dedi ki; 'gündüz liseye gidersin, yarım gün. Ben geldikten sonra  işyerine, sen okula devam edersin' dedi.  Ben gittim Erkek Lisesi'nin karşında 'Akşam Ticaret Lisesi' yazıyor, dedim ki; 'ben akşam çalışırsam gündüz eve daha çok katkıda bulunurum ve tam gün çalışırım, haftalığım da daha fazla olur' dedim. Dayıma 25 lira yarım gün çalışma yerine tam gün okula gitmeyi söylediğimde olur dedi. '35 lira veririm o zaman' dedi. Ben 50 lira bekliyordum,  tabi tam gün olduğu için. Ama olsun, o 10 lira artış bile benim işi öğrenmeme ve işi sevk ve idare etmeme sebep oldu. Ve 2,5 yıl 1967'ye kadar bu iş böyle devam etti.  Sonra evimizi sattık. Dayım da önder oldu ve orada belediye dükkanını kiraladık. 155 lira muhammem bedelli dükkanı 350 liradan kiraladık. Bir rakip vardı, rakip arttırınca biz de artırdık ve kiraladık. O gün bu gündür çalışıyoruz. Hatta o döneme dair işletme defteri de duruyor hala" dedi.  

 

"Kendi ülkesinde marka olamayan Dünya'da marka olamaz!"

 

Üretim hacimlerinin artmasından ödedikleri vergi tutarlarına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek; "ülkemize geçen sene 250 milyon Türk Lirası, direkt ve endirekt vergi ödedik. Bu sene 400 milyon Türk Lirası, direkt ve endirekt vergi ödeyeceğiz. Biz, aile şirketlerinin amatör ruhuna inanıyoruz. Burası bir aile şirketi. Bu amatör ruhla biz, hızlı karar alıyoruz ve hızlı karar aldığımız için de konular hızlı şekilde çözülüyor. Tek amacımız Türkiye'ye kazandırmak. Türkiye'ye kazandırmaktan Türkiye ile beraber kazanmaktan keyif alıyoruz" dedi.

Sanayici İş Adamı Hüseyin Özdilek; esnaflıktan sanayiciliğe geçiş hikayesine dair açıklamalarına şu şekilde devam etti: "1967'de dükkanı açtıktan sonra, 1970 yılına kadar Belediye dükkanları vardı. Ulu Cami ve Orhan Cami arasında. Siz, o zaman çocuktunuz. Dünya'da bile yoktunuz. Bahri Şarlı bey hatırlar. O dükkanlar yıkıldıktan sonra ben, İngiltereye gitmeye karar verdim. Okumak ve çalışmak için. O arada Eskişehir Akademisi 2'nci sınıfına geçmiştim. Oradan da Bursa'ya naklimizi yaptırmıştık. Sonrasında İngiltere'ye gidemedim. Hem okumak hemde çalışmak istediğimizi sunduğum yazılı mektuptan anladıkları için beni İngiltere'ye sokmadılar. Ben de 3 ay Avrupa'da dolaştım. Berlin'de 2,5 ay kaldım. Ve ondan sonra ülkeye döndüğümde, bizim ev sahibimiz oğluyla beraber bir iş yapması gerektiğini ve benim de boşta olduğumu görüyor tabi. 55 lira sermaye vereceğini ama bunun karşılığında evimizi ipotek edeceğini, daha doğrusu ipotek değil de satış vaadinde bulunacağını söyledi , ben de olur dedim.  1 sene beraber devam ettik. Hüseyin Yenginler isminde bir arkadaşım. Yüncü Mümin vardı, Ünlü caddede köşe de o pasajın sahibi. Onlar ayrılınca oğlu arsa alıp satıyordu, o daha karlı olduğu için havluculuğu bıraktılar. Ben de evi sattım, parasını ödedim kendisine. Ve havlu üretmeye devam ettik. Üretmeyi şöyle sevdim; ürettiğiniz zaman tezgahlar siz uyurken bile 24 saat çalışır. 24 saat tezgahlar çalıştığı için daha fazla karlılık sağlar. Hal böyle olunca, bunlar bu şekilde devam etti. Ondan sonra ben üretimin hazzını almaya başladım. Ve ilk defa havluculuk da 24 saat çalıştık, hep 8 saat, 10 saat çalışırdı havlucular. Gece vardiyası yoktu. Ben dedim ki maaşı yüzde 25 daha fazla verip gece vardiyası koyarım. Çalışanlarıma süt veririm, yemek veririm, gece vardiyasında. İşçiyi motive ederim, onlarda daha fazla çalışır. Aynı tezgahtan 2 misli üretim elde ederim. Ve bizim sayemizde Bursa havluculuğunda 3 vardiya çalışmalar başladı. Üretim de o şekilde artmaya başladı. Sabit maliyetler aşağıya çekildi. Ta ki, 1984 yılına kadar. 24 Ocak 1980 kararlarına kadar kara tezgahlar devam etti. 37 kara tezgahla, 1978 yılında şuan bulunduğumuz yere yani Yalova yoluna kiracı geldik. 1981 yılında da burayı satın aldık. Libya'ya havlu ihracatına başladık. 1981 yılında burayı satın aldığımız zaman, o zamanın parasıyla 155 bin lira peşin verdik.  1,5 milyon lira civarı borçlandık. Orta vadeli kredilerle kurduğumuz ve 4 milyon dolar da devletten orta vadeli kredi aldığımız bu fabrikada; entegre boyahanesi, ipliği, dokuması ve konfeksiyon fabrikasını 24 tezgah ile kurduk. Avrupa'ya tamamını ihraç etmeye başladık. Baktık ki talep fazla. Oralarda emek yoğun olmadığı için, emek yoğun olan işlerin maliyeti yüksek. Emeğin yoğun olduğu işler bize kaymaya başladı. Teknoloji ağırlıklı işler oralarda üretilmeye başlayınca; buzdolapları, televizyonlar, faks makineleri, otomobiller falan oralara kayıyor, tekstil bize kayıyordu yavaş yavaş. 1995 yılına kadar Türk malına kota vardı. 'Avrupa'daki tekstili batırıyorsunuz, ucuza ihraç ediyorsunuz' diye. Ama vazgeçmek zorunda kaldılar. Mukayeseli üstünlükler teorisine göre, işçiye daha fazla katma değerli fiyatı verince imalat maliyeti yükseldiği için bizden daha ucuza mal üretemez oldular. Ve biz o ülkelere mal üretmeye başladık. 1987 yılında 52 tezgaha çıktık. Yine ihraç ediyoruz. 1990 yılında 100 tezgaha çıktık, yine ihraç ediyoruz.  1996 yılında 168 tezgaha çıktık, yine ihraç ediyoruz. Dolayısıyla bu ihracatların hepsini yaparken ve bu gelişmeleri yakından izlerken kendi kendimize dedik ki; "kendi ülkesinde marka olamayan dünyada marka olamaz, yarısını kendi ülkemize satmamız lazım" ve yarısını kendi ülkemizde satmaya başladık. Düzenli şekilde satıyoruz. Şu anda 146 noktada bizim mağazalarımız var.  120 tanesi ev tekstil mağazası, 200-250 metrekare civarında bütün ülkede ve 11 şehirde. 24 noktada 3 tane alışveriş merkezimiz ve mağaza, market, restorant ve kafeterya, oyun alanları olan yerlerimiz var. Buralarda da toplam 4 bin 500 kişi çalışıyor. 500 kişi de otellerimizde çalışıyor. 2 bin kişi de sanayide çalışıyor. Boya baskı fabrikası, iplik fabrikası ve havlu fabrikasında. Bu noktaya gelmemiz çok hoşumuza gidiyor. Çünkü ülkemize yılda 250 Milyon Türk Lirası geçen sene direkt ve endirekt vergi ödedik. Bu sene 400 Milyon Türk Lirası direkt ve endirekt vergi ödeyeceğiz. Bunlardan gurur duyuyoruz . Çünkü, ülkemizin kalkınması kayıt içinde kalan iş yerlerinin artmasıyla mümkündür. Direkt vergiler ne kadar çoksa ve endirekt vergiler ne kadar azsa, o ülke o kadar hızlı gelişmiş olur. Dolayısıyla bu konuda bilgilenen, kurumsallaşmış, kurum kültürünü oluşturmuş, organizasyon ve planlaması sağlam, optimal üretim ile pazarlamaya ağırlık veren şirketler önderliğinde de girişimciler, girişimci olmazsa profesyonler ile halka açık şirketlerin kurumsallaşmış şekilde yoluna devam etmesi lazım. Ama biz aile şirketlerinin amatör ruhuna inanıyoruz. Burası bir aile şirketi. Bu amatör ruhla biz, hızlı karar alıyoruz ve hızlı karar aldığımız için de konular hızlı şekilde çözülüyor. Optimal maliyetli işlerimizi daha iyi organize ettiğimize inanıyoruz. Bu konuda mesela biz bir arkadaşımızla 32 yıldır beraber çalışıyoruz. O bizi anlıyor, biz onu anlıyoruz. Bir telefon kadar yakınız. Ve huzur içinde pazarlama konusunda hiç gözümüz arkada kalmıyor, ekibiyle bütünleşerek en iyi şekilde sevk ve idare ediyor. Bundan haz alıyorum. Bizimle çalışmayı yaşam biçimi olarak seçmiş, maaş ikinci planda kalmış. Bu düşük maaş vermek manasına gelmez, aksine rakiplere göre en iyi maaşı vermeye çalışacaksınız. Verimliliği en iyi maaşı vererek artırabilirsiniz. En düşük maaşla en verimli işi alamazsınız."

 

Bahri Şarlı ile 55 yıllık dostluk

 

Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği (TESKOMB) Genel Başkan Vekili Bahri Şarlı ile 55 yıllık bir dostlukları olduğunu ifade eden Hüseyin Özdilek; "bizim dostluğumuz 55 yıl öncesine dayanır. Bahri bey, zor günlerimizde yanımızda olan değerli bir dosttur. Bursa için ve Bursa iş dünyası ile esnafı için büyük emekleri ve hizmetleri olmuştur. Biz kendisinden razıyız, Allah'ta kendisinden razı olsun" dedi.

 

Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek'in iş dünyasının zorlu yolculuğuna çıktığı o günleri çok iyi hatırladığını ifade eden  TESKOMB Genel Başkan Vekili Bahri Şarlı; " o yıllarda Türkiye'de esnaf olmak kolay iş değildi. Hüseyin bey, zoru seçti. Gidip bir yerlerde çalışan olmak yerine, işveren olmayı ve esnaf olmayı tercih etti. Kara tezgahlardan bugünün modern makinelerine ulaştı. Türkiye'nin uluslararası markalarından biri olmayı azimle çalışarak başardı. Hüseyin bey; 1974 yılında 5 bin lira, 1976 yılında da 10 bin lira bizden kredi almıştı. Daha sonra 1986 yılında ticaret odasına kayıt olduğu için artık ayrılmak zorunda kalmıştık" dedi.

 

Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın emeklerini unutamayız

 

Esnaf Kredi Kooperatif kaynaklarının bir noktadan sonra kendilerine yetmediğini ifade eden Sanayici İş Adamı Hüseyin Özdilek; "kooperatif bize yetmez oldu. Kooperatif o dönem en fazla 50 bin lira verebiliyordu. Kooperatif kaynakları yetmeyince sektörün imdadına Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal yetişti" dedi.

 

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal dönemine dair açıklamalarda bulunan Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek; "Merhum Turgut Özal'ın orta vadeli kredileri ortaya getirmesi, Türk parasının korunmasının ortadan kalkması, ihracatçılar önceden 3 bin dolardan fazla parayla çıkamıyordu yurtdışına, 3 yıl arayla çıkabiliyordu. İhracatçılara bu imkanların tanınması ihracatçıların önünü açmıştı. Özal öncesi Türkiye'nin 1980 yıl ihracatı 1 milyar 850 milyon dolar, ithalatı 2 milyar 500 milyon dolardı. Şimdi 250 milyar dolarları zorluyoruz galiba ihracatta, ama ithalat ta fazla. Gönül isterdi ki ithalat, ihracatın gerisinde olsun. Almanya'da olduğu gibi, 1 trilyon 400 milyar ihracatı var. 1 trilyon 100 milyar civarı ithalatı var. 350 milyar dolar her yıl artı veriyor. Bizim de öyle olmamız lazım. Bunun için bilgi toplumu olmamız lazım. Bunun için de örf ve adetleri iyi öğrenmemiz, anne ve babaya saygılı olmamız, eğer Allah'a inanıyorsak şükretmemiz, muasır medeniyetler seviyesine çıkmak istiyorsak da Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'e sahip çıkmamız ve muasır medeniyetler üstüne çıkmak için de çaba sarfetmemiz lazım. Bunun için medeni dünyadaki bilgiyi unutmamamız lazım. Hem dünya, hem ahiret için çalışmamız lazım. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışın diyor Hazreti Muhammed Mustafa. Dolayısıyla bunların hepsini bir bütün olarak düşünürsek, huzurlu bir yaşam bizi bekliyor. Hiç kimsenin hakkına taarruz etmezsek, dikkat edersek, kendimiz için istediğimizi başkası içinde istersek. Çuvaldızı kendimize de batırmalıyız ki, acısını hissettiğimizde başkasına batıramayalım. Kimseden avuç açıp para istemeyeceğiz. Yeşil kartlıya devlet verse bile onurlu insan eli ayağı tutuyorsa onu almayacak, çalışacak. Hangi iş olursa olsun çalışacak. Maaşın azlığına çokluğuna bakmadan çalışacak. Daha iyi maaşı bulabilmek için de mücadele edecek. Öyle aileler var ki, 5 çocuğunu bulaşıkçılık yaparak yetiştirip okutmaya çalışıyor. Yani çalışmak ayıp değil, çalışmamak ayıp!

 

Nefsi arzular peşinde koşmayın!

 

Dünya'nın ve Türkiye'nin gündeminde olan yeni nesil ile birlikte kalifiye ve ara eleman konularına dair açıklamalarda bulunan Sanayici İş Adamı Hüseyin Özdilek; "hiçbir nefsi arzu iş disliplininin önüne geçemez, geçerse o iş biter. Bir defa kesinlikle gelirinden daha fazla gideri olan gençler yanlış yapıyor. Gençler, ailelerinin bütçesine katkıda bulunmalı. Almanya'da 16 yaşına gelen gence babası diyor ki, 'git iş bul çalış. Evin bir odasının kirasını sen vereceksin. Git çalış. Benden ayrıl. Ben kendi evime kendim bakarım' diyor. O gençte aileye katkıda bulunuyor. Dolayısıyla burada çalışma disiplini olduğu zaman katma değer artıyor. Katma değer kişi başına gayri safi milli hasıla demektir. Bu hasılayı artırmak için üç tane yol var; hizmet, tarım ve sanayi sektörü. Bu üçünden bir tane meslek seçeceksin. Yahut da devlette çalışacaksın. Devletin kadroları belli. Devlet işine, 'tatlıya ekşiye dokunmazsam buradan emekli olurum' diye girmemeli gençler. 'Devlete nasıl katkıda bulunabilirim' diye girmeliler devlet işlerine. Öyle yapmalılar ki; devlet daha fazla yücelsin, yoksa devlet hantallaşır. İşe göre adam alsın devlet, adama göre iş vermesin. Ve liyakat çok önemli. Devletten ziyade özel sektöre girersen, özel sektörde rekabet var. Rekabet içinde, bilgiyle sevk ve idare edilen işletmelerden birinde görev alırsan bu da rekabet içinde devam ettiği için devamlı hareket halinde spor yapan sporcuya benzer o şirket. Ve zinde kalır. Çünkü kaslar çalışıyor, beyin çalışıyor daha fazla oksijen sarf ediyorsun. Yediğini eritiyorsun. Dolayısıyla insanda sağlam vücut olduğu gibi şirketleri de hareket eden dinamik şirket olarak kabul etmek lazım. Hareket eden dinamik şirketlerin dünya şirketi olmaması için hiçbir sebep yok. İşte Türkiye'den çıkmış 'Getir' e-ticaret şirketi 18 milyar lira Newyork borsasındaki değeri. Türk gençleri çocuk oyunu hazırladı, 400 milyon dolara sattılar. Şimdi 2 milyar dolar borsa değeri. Bunları yakinen biliyorsunuz. Demek ki globalleşen dünya artık büyük değil! Büyük olmayan bu dünyada bilginizi becerinizi geliştiriyorsanız, siz de öne çıkabilirisiniz. Ama kısa yoldan para kazanmak diye birşey söz konusu değil. Emek istiyor, çaba istiyor, bir de kısmete inanacaksınız. Bunların hepsi bir bütün .

 

Bursa çok güzel bir şehir

 

Ekosektör Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ömer Küçükkaya'ya Bursa'ya dair görüşlerini de ifade eden Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek; " Bursa çok güzel bir şehir. Tabi daha planlı olsaydı da ona göre gelişseydi keşke. 1965 yılında ben Bursa'ya geldiğimde, 800 bin civarı nüfusu vardı. Atatürk Caddesi ile Postane arasında aileler akşam üzeri olunca geziye çıkarlar, Mahfel'in oraya kadar giderler ve birisi çıkmadığı zaman örneğin, 'ayşe hanımlar bugün niye çıkmadılar' diye birbirlerine sorarlardı. Faytonlar vardı. At arabaları vardı. Otomobiller yok denecek kadar azdı. Ve yazlık sinemalar vardı. Heykel ile Çekirge arasında ev yoktu doğru dürüst. Birkaç tane villa vardı. Yazlık evler vardı. O evlerin gül bahçeleri arasında giderdik. E tabi şehirler büyüyecek, büyüyünce planlama olacak. Şimdi şehirler batıya kayıyor. Batıda da gayet güzel yerler yapılıyor. Geçen gün, Penguen'in arkasına gittim. Orada büyük büyük konutlar yapılıyor. Gayet güzel gelişiyor. Tabii gelişecek. Bütün mesele şu; sanayinin de aynı oranda gelişmesi lazım. İş sahalarının da aynı oranda gelişmesi lazım. Ve bunun sürdürülebilir şekilde olması lazım. Bir ailede bir kişinin çalışma devri çoktan kapanmıştır. Eli ayağı tutan herkes, kesinlikle aile ekonomisine katkıda bulunacak. Biz; Bursa'ya geldiğimizde annem bornoz dikerdi, ben dayımın yanında çalışırdım, ablam da postanede çalışırdı. Bu şekilde geçinirdik. Başka şekilde geçinmek mümkün değildi. Dolayısıyla 5 nüfusu bu şekilde geçindirirdik. Büyük şehirde kira vereceksin, taşıma parası vereceksin, sonra ekmek para, tahıl bahçeden gelmiyor ve her mevsimde tahıl almak mecburiyetindesiniz. Şimdi yazın, kışın domates var. Eskiden kışın domates, patlıcan yoktu. Bunların kurusunu yapardık. Şimdi bunların bir bedeli var, bu bedeli ödemek zorundayız" dedi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ekosektor.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.